24.11.2018, 04:15

Öğretmenler günü...

‘Millet Mektepleri'nin açılışı ve Atatürk'ün başöğretmenliğini kabulüdür 24 Kasım 1928. 
Seferberlik sonrasında yaşlı, kadın, genç, çocuk herkes yeni harflerle okuma yazma öğrenmiştir. Atatürk ise ‘başöğretmen’ ünvanını almıştır.
*
O günden bu yana öğretmenler günü kutlanmıyor aslında. 
1981 yılından bu yana ‘Öğretmenler Günü’ kutlanıyor.
Önceleri kutlanmaya değer olan Atatürk’ün başöğretmenliği ve değerli öğretmenler iken 1981 yılından sonra kutlanan 24 Kasım, 1980 rejiminin bir uygulaması olmuştur.
BM tarafından 5 Ekim ‘Dünya Öğretmenler Günü’ olarak ilan edildiği halde bizde 12 Eylül 1980 sonrası 24 Kasım'ın ‘Öğretmenler Günü’ olarak kutlanması istenmiştir. 
*
Sanırım görünen gerekçe ‘başöğretmenlik’ ile ilgili. 
Görünmeyen gerekçe bilinmez. 
Sonuçta rejimin getirisidir.
Hatta bu şekilde düşünüp de kutlamayan o kadar çok öğretmen var ki.
*
Neyse; kutlayanlar için de yıllardır 24 Kasım bir çoklarına göre eğitim-öğretim yolundaki vefakarların hatırlandığı gün olmuştur.
Aranılınca mutlu olunan gün olmuştur.
Ortaokulda, lisede aşık olunan öğretmenlerin hatırlandığı gün.
Çiçek satışlarının patladığı gün olmuştur.
Sonraları ise yapmacık etkinliklerin buluştuğu gün olmuştur. 
Diğer bir bakış açısı ile bakacak olursak şayet; haklarını aramaya calışanların ancak alamayanların, susturulanların, orta halde sıkıştırılıp kalanların günü. 
Her yıl olduğu gibi, sahte övgülerin, boş vaatlerin dizileceği gün olmuştur.
*
Bugün; kazandıkları eğitim fakültelerinde okuyup, öğretmen olabilmeye hak kazanan, o hayal ile oyalanan gençlerin de günü aslında.
Memleketimizde öğretmen açığı olmasına rağmen atanamayanların günü. Henüz öğretmen olamamış, aday birinin trip yaptığı gün. 
Devletin açık kapatma adına sozleşmeli olarak memurluk vasfını öğretmenliğe sunması ile o sıfatların tam oturmadığı gün. Bir sınavla  
memur olabilme hakkını elde edebilmek için çırpınanların günü bana göre.
*
Kısaca; toplanılır.
Sahne perdeleri önünde sunuculuk yapılır, şiirler okunur, konuşmalar yapılır, alkışlanır ve izlenir, izlenir.
Heyecanlı heyecanlı dinlenir onca sözler.
İmkansızlıklar dillenir.
Meslek kutsallıkları dile gelir, onur anlatılır.
Fedakar, kahraman, eli öpülesi öğretmenlerimize övgüler sıralanır. Haklılıklar, haksızlıklar tekrarlanır, emanetler konuşulur, yılda  bir kez pohpohlanılır. 
Sonrası aynı.
*
Onca şeye dem vurulur da ancak ertesi gün yine hiç bir şey değişmez.
Daha ötesi yok.
Heyecanlı nutukların daha ötesi yok. 
Hep aynı.
Sonra;
Akşamına medyada yetkililer binlerce tespit sıralarlar. Duygular aktarılır.
Birkaç sendika yetkilisi çıkar öğretmenleri hatırlatır.
Öğretmenler hatırlanır.
Çiçeklerle, böceklerle, vaadlerle hatırlanır.
Bilindik sözler sıralanır.

*
Fakirlik içinde yüzen öğretmenlerin durumu, doğuda zor koşullarda görev yapan öğretmenlerin görüntüleri ile bu gün kutlanır. 
Törenler biter ve yine unutulur her şey gibi.
Her kutlamalardan sonra olduğu gibi.
Yeni çentikler atılır kara tahtaya. 
Biter. 
Sembolik, duygudan yoksun bir gün daha biter.
Her anlamlı sandığımız ama anlamsız içi boş olan günler gibi.
Rafa kalkar sorunlar taa gelecek 24 Kasım’a kadar. 
Cumhuriyetin bekçilerini yetiştirenler gururlu, yetişen yeni nesil gururlu. 
Yani; her 24 Kasım’da aynı vaadleri duyacağız, aynı görüntülere şahit olacağız. 

*
Ancak  öğretmenler için ‘sahteciliği’ farketmek kolaydır. 
Milli eğitim camiasının konuşmalarında, medyada  farkederler. Ana temayı, yani ‘fedakarlığı’ kullananları farkederler.
Onlar bizim için en kutsal görevi yapıyorlar denir, sorunlarınızın farkındayız denir. 
Biter. 
Bunu farkederler.
*

‘Mini mini birler, çalışkandır ikiler’ bilirler masumca öğretmenlerinin değerini.
O minilerin temellerini atanlarının günüdür işte bu gün.
Kolay mı temel atmak. Hele ki ülkemizde. O kadar yük, maddi ve manevi açıdan o kadar sorumluluk var ki omuzlarda. Şekillendirmek zor.
Hamuru yoğurmak, fedakar olmak zor. 
Hatta işlerini yapmaya çalışanların hakaretler içinde yine hizmet vermesi o kadar zordur ki.
*
Her gün aynı sahneye çıkıp çocuklarımızın yaşamlarına yön vermek ne demek? Biliyor musunuz?
‘İlkokul’da harika bir öğretmene rastlamak hayatı düzene sokmaktır.
‘Lise’de harika bir öğretmene rastlamak yoldaşınızdır. Rastlayamamak 
şimdi olduğunuz yerde olmamaktır.
İyi eğitim iyi insan olmaktır.
*
Bugün bir çok öğretmenlerimiz ve akademisyenlerimiz değersiz.
Özel eğitim kurumlarında hele hepten önemsizler.
Atanamamış boştadırlar, kullanılırlar.
Dünyanın en önemli mesleklerinden biri olmasına rağmen, Cumhuriyet’in ilk yıllarında övülenler olmalarına rağmen ne yazık ki artık o kadar da yerlerdeler.
Bir çocuğun eğitim hayatını ve hayattaki duruşunu belirleyen öğretmense nasıl öylece değersizliştirilir?
Kolay mı kahır çekmek, dert dinlemek, teşvik ve motive etmek, paylaşmak, öğretmek, çocukları sevmek?
Değil.
Nasıl geriye atılır?
Akıl almaz.
*
Her öğretmen iyi midir?
Elbette değildir. 
İyi veya kötü yapanlar vardır mesleğini illa ki. Ama bu durum, öğretmenlik mesleğinin saygınlığını azaltmaz.
Öğretmenlik mesleğinin bu denli kutsallaştırılması yerine onların çocuklarımızn yaşamlarına yön verdiklerinin görülebilmesi bence daha makul olurdu. 
Kutsallaştırıp bir kenera atmak yapılan en kötü yöntemdir.
*

O kutsal sayılan güçki, ülkenin köylerinde, patika yollarda çamura saplanarak yürür kimi zaman.
Kimi zaman büyükşehir hayatının içinde, borçlarda kaybolur.
Kimi zaman Anadolu’nun bozkırındadır.
Kimi zaman şehit olandır.
Ek derslerle belini doğrultmaya çalışanlardır kimi zaman.
Haklarında nutuklar atılır ve ardından, "aldıkları maaş çalışmalarına göre çok bile" denendirler.

*
Bugünlere yıllardır bir takım anlamlar yükleyip duruyoruz ama emekçi hakkettiğini alamıyor artık anlayın.
Görünen ne? 
Öğretmen sabah gider öğleden sonra gelir. Hafta sonu tatil. Yılda bilmem kaç ay tatil.
Görünmeyen ne?
Sorumluluk. Çocuklarımız. Onların gelecekleri. Ailelerinden sonra en etkili kişi altında olmaları.
*
Kısaca demegoji yapmadan çözüm şart. 
Ülkemizde borç batağında olan sadece öğretmenler değil, bütün emekçiler.  
Günü kurtaran sadece onlar mı?
Değil. Ancak öğretmenler bir sembol.
Bilelimki öğretmenler dahil bütün emekçilerin hakettiği ücreti alabilmeleri dileğimizdir.
Her geçen gün öğretmene verilen değer daha da azalıyor değil, ‘bütün emekçilere verilen değer’ çok azalıyor.
*
Özetle öğretmenler memur olmaktan çıkıp mimarlar, mühendisler gibi emek pazarında güçlü olmalıdırlar.
"Memurluk" hem toplumun, hem devletin hem de öğretmenlerin yarası olmamalı.
Toplum sürekli neden ikilemde? Olmamalı.Bir taraf "öğretmen"lere haksızlık edildiğini düşünüyor, diğer taraf da onları yeriyor. Neden?
Her yoldan geçeni öğretmen olarak aldıkları için.
Öğretmenlik itibarı kaybedildiği için. 
İşte şimdi de kaybolan itibarların o yüz binler içinden bulup çıkarılması kolay mı?
Değil. 
Ama imkansız da değil.
*
Mustafa Kemal Ataturk başöğretmen olarak ilkeleriyle yaşadıkça umarım hür öğretmenler onlara verilen kutsiyeti anlayabilirler.
Yoksa verilen değer, yoksul, dramlı, zor şartlarda çalışan zavallılık olmamalı.
Haber bültenlerinde acınan olmamalı.
Üç kuruşa çalışan eğitim gönüllüleri olmamalı.
*
Yıllar boyu görevini layıkı ile yapan, öğrencilerin iyi şekilde yetişmesi için elinden ne geliyorsa yapan gönül eri olmalı.
Züğürt tesellisi gibi olan günlerle anılıp unutulmamalı.
Avrupalı yada gelişmiş ülkelerdeki meslektaşları ile eşit koşullarda olmalı.
*
Öğretmenlerimizin gerçek değeri anlaşılmalı çünkü;
Başöğretmen Atatürk öğretmenler hakkında:
‘Öğretmenler! yeni nesli, cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz. ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır’ dediği için. 
‘Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle orantılı bulunacaktır. Cumhuriyet fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister! Yeni nesli, bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir’dediği için. 
*
O nedenle; sevgiyi, saygıyı, insanlığı öğreten, baş öğretmenin ilkelerine bağlı kalan öğretmenlerin değerinin artması dileğimle eğitime gönül vermiş öğretmenlerin ellerinden öperim. 

Dip notlar;

Atatürk’ün öğretmene verdiği değer.

Atatürk’ün Kütahya’da bir lisede öğretmenlere hitaben yaptığı konuşmadan bir kesit;
"Muallime hanımlar ve muallime efendiler, bu irfan yuvası altında hepinizi bir arada görmekten ve hepinizi selamlamaktan çok memnunum.
Memleketimizi, toplumumuzu gerçek hedefe, gerçek mutluluğa ulaştırmak için iki orduya ihtiyaç vardır. Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri memleketin geleceğini yoğuran irfan ordusudur. Bu iki ordunun her ikisi de kıymetlidir, yücedir. Fakat bu iki ordudan hangisi daha değerlidir, hangisi bir diğerinden üstündür? Şüphesiz böyle bir tercih yapılamaz. Bu iki ordunun ikisi de hayatidir. Yalnız siz irfan ordusu mensupları, sizlere mensup olduğunuz ordunun değer ve yüceliğini anlatmak için şunu söyleyeyim ki, sizler ölen ve öldüren birinci orduya, niçin öldüğünü öğreten bir orduya mensupsunuz.” 

20 Kasım ‘Dünya Çocuk Hakları Günü’ydü.

Geçtiğimiz 20 Kasım onların günüydü.
Kimi savaşta.
Kimi açlık pençesinde. 
Milyonlarca çocuk bugünü utanç, açlık, savaş gölgesinde karşıladı. 
191 ülkenin imzaladığı 54 maddelik uluslararası çocuk hakları sözleşmesine göre temel yaşam hakkına sahip çocuklar hedefte. Savaşta, fuhuşta, perişan ve aç. Son 10 yılda savaşlarda ölen çocuk sayısı yaklaşık 2 milyon 350 bin. Dünyada 800 milyon çocuk sağlıklı beslenemiyor, 400 milyon çocuk temiz su içemiyor. Gelişmekte olan ülkelerde 5 yaşın altındaki 200 milyon çocuk yoksulluk sınırının altında yaşıyor. 
300 milyondan fazla çocuk, işçi var. 300 binden fazla çocuk asker var. Köle tacirleri tarafından işçilik ve fuhuşa sürükleniyorlar.
Çocuk pornografisi var, tecavüz, dayak var.
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Yemen'de, her 10 dakikada 1 çocuğun ve her yıl 5 yaş altı 30 bin çocuğun hayatını kaybettiğini bildirdi. Sağlık başta olmak üzere pek çok alanda insani kriz yaşanan ülkede temiz su, beslenme, ilaç yok. Salgın hastalıklar başladı. Kısaca Yemen “yüzyılın en ölümcül açlık krizi” ile karşı karşıya. Uluslararası kuruluşlar nüfusun neredeyse yarısının savaş ve derinleşen ekonomik kriz sebebiyle açlığın eşiğinde olduğunu, önümüzdeki aylarda 100 yıldan bu yana yașanacak olan en korkunç kıtlıkla karşı karşıya kalınacağını açıkladılar.
Yani her 10 dakikada bir çocuk ölüyor. İşte hakları. İşte gözyaşı ile ‘20 Kasım’lar.
 ‘Ata’mın dediğini unutmayalım... "Vatanı korumak çocukları korumakla başlar." 

Mutlu kalın...

Fıkra:
Atatürk'e sormuşlar; öğretmenlerin maaşı ne kadar olsun diye.
O da cevaplamış: 
‘Valla öğretmen maaşları ne kadar olsun bilemem ama milletvekili maaşları mutlaka öğretmen maaşlarından daha az olsun.’

Günün sözü; 
''Dünyanın her tarafında öğretmenler, toplumun en fedakar ve saygıdeğer unsurlarıdır'' K.Atatürk

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@