Öyle bir sistem hayal edin ki okullar, hayata hazırlayan atölyeler olsun… Eşofmanlarıyla gelsinler öğrenciler, öğretmenler… Özgürce koşup oturabilsinler… Ziller tamamen kalksın… Ders değil, etkinlik ve atölyeler olsun… Multidisipliner atölyeler etkinlikler… Teknolojinin; sanat, tasarım, fen bilimleriyle; sporun sağlıkla, tarihin müzeyle, müziğin dansla birleştiği…

Ders değil beceri temelli atölyeler ekosistemi olsun okullar…

    Her zaman şu iddiada oldum: Hayatta ne varsa okulda da olmalı… Türkiye’deki eğitim ve öğrenme sistemi büyük ölçüde maalesef hızla değişen hayattan kopmuş, kendini hızla güncelleyememiş, 20. yüzyılın kavram ve yaklaşımlarıyla 21. yüzyılın çocuklarının ihtiyaç ve beklentilerine cevap veremez hale gelmiştir.

   Özellikle, ilkokuldan sonra okulların tamamına yakını, LGS ve YKS sınavlarına öğrenci hazırlar, okul başarılarını da bu sınav ölçütüne göre belirler hale gelmiştir. Bu yaklaşımın maalesef vahim sonuçlarını yaşamaktayız. Sporu, sanatı, bilimi, teknolojiyi sembolik yaklaşımlar dışında sadece sınava hazırlanmak için erteleyen öğrenciler, okullar… Sonra ne oluyor? Futbol, basketbol takımlarındaki oyuncuların nerdeyse tamamına yakını yabancı ülkelerden geliyor. Olimpiyatlarda devşirme sporcularla başarı arıyoruz. Bilgisayar, telefon, uçak, otomobil dahil birçok teknolojik araçları ithal ediyoruz. Teknoloji üreten değil sadece kullanan ülke haline geliyoruz.

Oysa okullardaki sınavlar, öğrenci seçmek için değil, eğitim ve öğrenme sürecini ölçmek ve değerlenmek, sonucunda da yeni planlamalar yapmak için olmalıdır.

    Milli Eğitim Şurasının 20’ncisi yapılıyor bu günlerde… Geçmişteki şuralarda birçok doğru karar ve öneriler olmasına karşın birçoğu siyasi ve ekonomik nedenlerle uygulanamadı.

Benim de yeni şuraya ve geleceğe dair kısa ve net önerilerim olacak:

1.     Eğitim ve öğrenme politika ve stratejileri, siyasi yaklaşımlardan uzak, günümüzü ve geleceğin yol haritası olacak “ulusal eğitim mutabakat planı” olarak belirlemelidir.

2.     YKS ve LGS kaldırılmalı ve sınavsız yerleştirme ölçütleri belirlenmelidir.

3.     Okullardaki dersler kaldırılmalı, multidisipliner atölye ve etkinliklerle zaman planlaması yapılmalıdır.

4.     Eğitim, 36 aydan itibaren zorunlu hale getirilmelidir.

5.     Öğretmenlerin statüsünü belirleyen “Öğretmen Meslek Kanunu” acilen çıkarılmalıdır.

6.     Tasarım odaklı düşünme, eleştirel düşünme, problem çözme, yaratıcılık, girişimcilik, teknoloji tasarımı ve üretimi, spor ve sanat becerilerini geliştirme gibi 21. yüzyılın temel yetkinliklerini kapsayan programlar, okulların ekosistemini belirlemelidir.

7.     Öğretmen adayı seçimi ve yetiştirilmesi acilen radikal olarak değiştirilmeli, dönüştürülmelidir.

8.     Okulların işletme modelleri yeniden ele alınmalı, özerk bütçeler oluşturulmalıdır.

Yukarıda saydıklarımın her biri için ayrı makaleler yazabilir, verilerle açıklayabilirim. Ancak bugün hedeflerde ortaklaşma zamanı…

              Özetle; eğitim ve öğrenme sisteminde köklü sorunlarına doğru tanılar koyup, üretime yönelik, hayatı kucaklayan, değişim ve dönüşümlere kendini hızla uyarlayan yaklaşımlara ihtiyacımız var.