Ölmek fıtratımız oldu!

Depremler, seller, yangınlar... Türkiye'de her gün yeni bir felakete uyanıyoruz. Daha bir felaketin yaralarını saramadan başka bir yerde kaybettiğimiz canlara üzülüyoruz. Sorumluluğu ise üstlenen yok.

Güncel 17.08.2021 - 07:00 17.08.2021 - 07:48

Nihat AK/YENİGÜN - 17 Ağustos 1999’da gerçekleşen ve büyük yıkıma neden olan Marmara Depremi'nin üstünden tam 22 yıl geçti. Ankara'dan İzmir'e kadar geniş bir alanda hissedilen depremde resmî raporlara göre 17 bin 480 ölüm, 23 bin 781 yaralanma oldu. 505 kişi sakat kaldı. 285 bin 211 ev, 42 bin 902 iş yeri hasar gördü. Üzerinden neredeyse çeyrek asırlık bir zaman dilimi geçmesine rağmen aynı acıları yeniden yaşıyoruz. En son 30 Ekim 2020 tarihinde meydana gelen İzmir Depremi'nde 107 canımızı kaybettik. Alınmayan önlemler gelecekte yaşanacak felaketlerde daha çok canımızın yanacağını gösteriyor. 

YOKSULLAR ÖLÜYOR
Yoksulluk giderilmedikçe depremlerin felaket olmasının giderilemeyeceğini söyleyen Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, “Depremlerde ölümlerinin olmaması için kişi başına gelirin aylık en az 24 bin 500 TL olması gerekiyor. Oysa Türkiye’de kişi başı aylık ortalama gelir 2 bin 750 TL’dir. Bu gelir düzeyiyle sağlam bir konutta oturma olasılığı yoktur. Sağlam bir konutta oturmanın kira maliyeti 3 bin 500 ile 5 bin TL arasında başlamaktadır. Rakamlar ortada bu sonuca bakarsak yoksulların depremde tek seçenekleri ölmek veya yaralanmaktır. Gelir olarak aylık 24 bin 500 TL altında kalan herkes tehlikedir. Bu rakam üstünde kalanlar ise toplumun çok azını oluşturan tavan dediğimiz insanlardan oluşuyor’’ dedi.

ÇARPIK YAPILAŞMA
İzmir’de depreme  dayanaklı konutların varlığının Türkiye ortalamasıyla dengeli seyrettiğini ifade eden Ercan, “Nüfus yoğunluğu arttıkça depremden zarar gören insan sayısı da aynı oranda artar. Örnek vermek gerekirse Kocaeli’nde kilometre karebaşına 700 kişi, İstanbul’da ise bu rakam 3 bin kişi düşerken İzmir’de bu rakam 553 kişidir. Şartları bu üç il için aynı tutarsak olası bir depremde hangi ilde depremden daha çok zarar göreceği aşikardır” dedi. Köylerden, şehirlere göçü sonrasında iki yer arasında büyük bir dengesizlik oluştuğunu söyleyen Ercan, “Bugün şehirleşme oranına baktığımızda yüzde 93’e çıkmıştır. Köylerde yaşayan insan sayısı ise yalnızca yüzde 7 civarındadır. Kırsaldan gelen insanların göç haritasına baktığımız zaman ezici çoğunluğunun yerleştiği alanlar ise deprem bölgeleridir. Bu insanlar şehirlere geldiğinde kenar mahalle diye adlandırılan yapılaşmanın çarpık ve yetersiz olduğunu kısımlarına yöneliyor’’ dedi.

FELAKETLE ÖDEYECEĞİZ
Ercan, “Köyden kente akın olağanüstü bir şekilde devam ediyor. Göç sonucu tarım alanlarının boşaldığını görüyoruz. Bu durum ulusal ekonomiye de olumsuz olarak yansıyor. Kırsal yaşam oranının yüzde 7’de olması büyük bir sorundur. Bu rakam tersine şekilde kırsal alan lehine çevrilmelidir. Şehirlerde büyük bir yoksulluk oranının sebeplerinin başında bu geliyor. Bu olayların hepsi birbiriyle alakalı ve doğrudan ilişkili bu nedenle Türkiye’de bir yönetim planından söz edemeyiz. Maalesef, biz bunun bedelini depremlerin felaket olmasıyla ödeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

 

Sel felaketinde can kaybı 71'e yükseldi

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığından (AFAD) Batı Karadeniz'deki sele ilişkin yapılan açıklamada Kastamonu'da 60, Sinop'ta 10, Bartın'da ise bir kişinin hayatını kaybettiği, 8 kişinin tedavilerine hastanelerde devam edildiği belirtildi. Sel sonrası Bartın'ın Ulus ilçesinde 341, Kastamonu'da 1480, Sinop'un Ayancık ilçesi ve mahallelerinde de 560 afetzedenin tahliye edildiği kaydedildi. Açıklamada, Sinop ve Kastamonu'da kayıp ihbarı sayısının 47 olduğu ifade edildi. Öte yandan felaket sonrası başlatılan soruşturma kapsamında Kastamonu'daki yıkılan bir binanın müteahhidiyle ilgili gözaltı kararı verildi. Selin en çok vurduğu Kastamonu'nun Bozkurt ilçesinde yıkılan ve zarar gören binalar ile çevredeki yapılarda arama kurtarma ve enkaz kaldırma çalışmaları aralıksız devam ediyor. İlçede yıkılan köprünün TSK tarafından seyyar köprü kuruldu.

1940’dan beri en çok afet 2020’de yaşandı 

CHP İzmir Milletvekili ve TBMM Başkanlık Divanı Katip Üyesi Av. Sevda Erdan Kılıç, “Türkiye’nin, son günlerde giderek artan ve önümüzdeki günlerde de artması muhtemel olan sel-taşkın, hortum, kasırga, heyelan ve yangın gibi doğal afetlere hazırlıklı olup olmadığını” soru önergesi ile Meclis gündemine getirdi.


2019 yılında 936 afet meydana geldiğini dile getiren Av. Sevda Erdan Kılıç, “Uzun yıllar dağılımına bakıldığında, 2020 yılındaki meteorolojik afet sayısı, 1940-2020 yılları arasındaki en yüksek değer olarak kaydedildi” dedi.


Türkiye'de geçen yıl en fazla meydana gelen meteorolojik karakterli doğa kaynaklı afetin şiddetli yağış ve sel olduğuna işaret eden Kılıç, 2020 yılında 297 şiddetli yağış ve sel afeti yaşandığını, ikinci sırada ise 262 olayla fırtınanın yer aldığını ifade etti. CHP İzmir Milletvekili Av. Kılıç, fırtınayı 223 olayla dolunun takip ettiğini, ülkede geçen yıl etkili olan diğer meteorolojik afetlerin ise kar, yıldırım, don, heyelan, çığ, orman yangını, sıcak ve soğuk hava dalgaları ile sis olarak gerçekleştiğini bildirdi. Kılıç, 2021 yılında ise ülkede meydana gelen doğal afetlerin hem sayısı hem etkili oldukları süre ve alan hem de şiddetleri artarken, daha önce pek görülmeyen afet türlerinin de sıklıkla yaşandığını belirtti.

Afet insan eliyle yaratılıyor

Felaketlerdeki ortak noktanın bilimden, mühendislikten, planlamadan uzak politikalar olduğunu belirten TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı E. Helil İnay Kınay, “Kentlerde plansız yapılaşma, dere yataklarında yapılaşma, su havzalarında yürütülen faaliyetler, betonlaşma, ormansızlaşma, arazi kullanım değişiklikleri gibi etkenler ile doğal bir süreç olan yağışlar hız ve şiddeti ile afete dönüşüyor. Bu noktada altyapı ve yönetim eksiklikleri de eklendiğinde planlama, yönetme, önleme ve afeti yönetme aşamalarının her birindeki başarısızlıklar geri dönüşü olmayan kayıplar ile karşı karşıya bırakıyor" dedi. 


Çevresel riskler belirlenerek dirençli şehirler yaratılması gerektiğini belirten Başkan Kınay, "Kentlerimizde mevcut risklerin belirlenmesi, altyapı eksikliklerin giderilerek gelecekteki olası afetlerin sosyal, ekonomik ve teknik sistemler ve altyapılara verebileceği zararlardan korunabilecek kapasiteyi geliştirebilmesi gerekmektedir” dedi. Kınay, "Yaşadıklarımız  insan eli ile yaratılan bir afet. Sebepleri ve sonuçları da ortada. Yaşanan felaketleri iklim değişikliğine bağlamak, doğal afet olarak değerlendirmek bir kaçış yolu değil. İzmir'de hepimizin içerisinde olduğu ve afetin etkilerini yaşadığımız süreçte; yaşananların acısını paylaşıyoruz, geçmiş olsun diyemiyoruz. Kayıpların acısını telafi etmek mümkün değil. Geçmiyor. Yaşanan afette müdahale etme ve olumsuzlukları giderme noktasında çaba sarfederken, bundan sonraki süreçte altyapı, kentleşmenin yarattığı olumsuzlukların rehabilitasyonuna yönelik acil müdahaleler yapılması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyoruz" dedi.

1 milyon 750 bin dönüm yandı

Avrupa Orman Yangınları Bilgi Sistemi’nin verilerine göre Türkiye’de 2021 yangın sezonunda 1 milyon 750 bin dönümlük alan yandı. Sydney Teknoloji Üniversitesi’nde kıdemli eğitmen olarak görev yapan çevre mühendisi Dr. Nic Surawski’nin hesaplamaları, bu yangınların toplamda 15 milyon ton karbondioksit (CO2) emisyonu ürettiğini ortaya koydu.
Bu miktar, TÜİK’in Nisan 2021’de BM’ye bildirdiği istatistiklerde işaret edilen kazanımların silinmesi anlamına geliyor.

EMİSYON YÜKÜ ARTTI
İki yılda bir hazırlandığı için en güncel 2019 verilerini içeren rapor, Türkiye’nin 2019’da toplam sera gazı emisyonu bir önceki seneye kıyasla yüzde 3.1 düşüşle 506.1 milyon ton CO2 eşdeğeri olduğunu gösteriyor. Bu, önceki yıla göre emisyon miktarında yaklaşık 15.7 milyon ton düşüş kaydedildiği anlamına geliyor. Yani son yangınlarda üretilen karbon miktarı, kaydedilen tüm ilerlemeye neredeyse eşit.

İklim acil durumu için politika lazım

TBMM Küresel İklim Değişikliği Araştırma Komisyonu üyesi CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan, Karadeniz Bölgesi'nde yaşanan sel felaketlerini değerlendirdi. İklim krizinin bağıra bağıra geldiğini ifade eden Bakan, “Bir an önce ülkeyi yönetenlerin iklim acil durumuna uygun politikaları hayata geçirmesi gerekiyor. Sel bölgesinde çok fazla problem var. Neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Kent dere yatağına inşa edilmiş en başta. Dere yatağını daralta daralta küçücük bırakmışlar. İnsan eliyle, doğasına aykırı şekilde müdahale edilmiş. Sonunda da tam olarak olan şu; su aktı, yatağını buldu. Çok üzgünüz gerçekten" dedi. Bakan, “Yönetenlerin 'yaraları hızla saracağız' demesinin bir karşılığı yok. İnsanlar çoluğunu çocuğunu anasını ninesini ararken, gelip hem oradaki çalışmalara mani oldunuz hem de duygusuzca yazılıp önünüze koyulanları daha da duygusuzca prompterdan okuyup gittiniz. Yaraları elbette saracaksınız devlet olarak. Ancak orada o insanlarla dayanışacaksınız ve 'yaraları hızla sararken' bu felaketin yeniden yaşanmaması için ona göre planlama yapacaksınız" şeklinde konuştu. Bakan, "İklim hızla değişiyor ve bizim bu iklim acil durumunu artık idrak etmemiz gerekiyor. Komisyona hem yangınlarda hem sellerde çağrı yaptık, gidelim görelim anlatalım ve dönüp raporumuzu buna göre yazalım dedik. Ancak hala bir yanıt alamadık. Bu komisyonun sadece CHP’li üyeleri yok. Her partiden milletvekili var. Ancak sahada sadece bizler vardık. Yangında da selde de" dedi.

İzmir için ürküten 2100 senaryosu

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) Altıncı Değerlendirme Raporu 9 Ağustos günü yayımlandı. Dünyanın dört bir yanından 234 bilim insanının imzasını taşıyan raporda, sıcaklıklar değiştikçe Dünya'nın nasıl değiştiği ve bunun gelecek için ne anlama geldiği ifade ediliyor.  Rapora göre 2100 yılına gelindiğinde bazı şehirler, artan sıcaklıklar, aşırı yağış kaynaklı şehirler ve sahillerde yükselen deniz seviyeleri nedeniyle yaşanamaz hale gelecek. Türkiye'de deniz seviyesinden en fazla etkilenecek bölgeler Ege ve Marmara. Özellikle İzmir'in çok büyük bir kısmı sular altında kalacak. İstanbul'un da özellikle güney ilçelerindeki denize yakın yerleşim yerleri risk altında görünüyor. Aynı şekilde, Marmara'nın Bursa, Balıkesir, Yalova, Çanakkale gibi birçok ilinde de rakımı düşük bölgeler su altında kalma riskiyle karşı karşıya.

 

 

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@