26.04.2020, 21:41

Olumsuz duyguların değişimi...

Zihnimizin sessizliği gerek.

Ruhumuzun dinginliği gerek.

Kalbimizin güzelliği gerek.

Ve bizim insanımızın hoşgörüsü gerek. Onların merhameti gerek.

Kirli gelen her duygu bizim milletimizin olmamalı. Bunları içimizde barındırmamalıyız.

*

Sevinç, huzur, aşk olumlu hazlar bizim için.

İyi hissederiz.

Değerlidirler.

Ancak olumsuz duygularda var her an çevremizde.

Bir şeye öfkelenmemiz onu değiştirmez, dönüştürmez. Ancak bazen olumsuz duygularda işe yarar.

*

Peki, ‘olumsuz duygular ne işe yarar ki’ dediğinizi varsayarsak onları motive olmak için kullanmamız gerektiğini söylersem ne düşünürsünüz?

‘Hadi canım olumsuz duygularda işimize yarar mı?’ demeyin.

Öyle bir yarar ki.

Özellikle bu duygu durumları odaklanmamızı sağladığı için bizim isteklerimize dolaylı yoldan fayda sağlayabilirler.

Anlayıp, fark edip kullanmasını bilene tabii ki.

Sır fark edebilmekte.

*

Bu duygular bizi geliştirmeye yarar.

Bizi olgunlaştırır.

Hata düzeyimizi düşürür.

Dünyaya daha iyi gözlerle bakmamızı sağlayabilir.

Ancak olumsuz duyguları fark edip, dönüştürüp, onları kullanmamız şartı ile. Yani sır dönüştürmekte.

*

Şimdilerde öyle olmuyor mu?

İnternetin başında kalmak olumsuzlukları hayatımızda çoğaltır iken karantina günlerinde birçok işimizi, eğlencemizi çevrimiçi yapar olmadık mı?

Tiyatro ayağımızda.

Müzeler ayağımızda.

Konserler ayağımızda.

Okul ayağımızda.

Dostlar ile sohbetler ayağımızda gibi gibi.

Örnekleri çoğaltabiliriz.

*

İşte olumsuzu olumluya getirip motive olabiliyoruz artık.

Adına isterseniz polyanacılık, isterseniz pozitiflik diyebilirsiniz.

Ancak görünen o ki bu motivasyonlar evde kalmamızı kolaylaştırmadı mı?

*

Olumsuzu olumluya çevirmek dediğimizde başka örneklerde sıralayabiliriz.

Örneğin; bir şeyden korktuğumuzda içimizde saklı duranla yüzleşebiliriz.

Tehlikelerle yüzleşebiliriz.

Ve yüzleştiğimizle savaşabiliriz.

Tehditleri açık-seçik görebiliriz.

*

Örneğin üzüntü.

Hayatımızda çok yaralar açar. Ancak bize tutumumuzu değiştirme olanağı da sağlar.

Kendimize kızdığımızda, suçladığımızda ise birçok öngörü içimizde açılıverir.

Karşımızda oluşturduğumuz hasarları görebilir ve onları telafi edebiliriz.

En azından özür dileme meziyetini edinebiliriz.

*

Evet; öfke, üzüntü, kendini suçlama ve korku olumsuz duygular değil mi? Uzun süren bu olumsuz duygular; zihninizi, beden sağlığınızı bozar, hayattan zevk alamaz hale gelirsiniz.

Onları okuduğumuzda ise olumluya çevirme şansımız var.

O nedenle önce hayatı okuyabilmeliyiz.

Şu karantina günleri pek çok kişiye ağır stres hissettiriyor.

Ancak bedenimiz ve zihnimiz birlendiğinde, kendimizi keşfettiğimizde içe dönüşümüz başlar.

*

Korku, üzüntü ve suçluluk gider yerine, sevgi ve umut gelir.

Bu olumsuz duyguları doğru okuduğunuzda ve onu yönetebildiğinizde kendi kendinize de mutlu olabileceğinizi, etrafınızdaki şaşaanın aslında sizi mutlu etmediğini.

Basitliğin daha da güzel olduğunu görebilirsiniz.

Gerçek sevgi ve mutluluğun alışverişten geçmediğini, eşyanın hükmü olmadığını çözebilirsiniz.

*

Belki de büyük bir şanstır bu günler bize kim bilir?

Ağır stresin ardında yatan dinginliği keşfetmemiz için bir olanaktır.

Bunu okuyabilen kendini kuyudan, derin karanlıklardan kurtarmıştır.

Bedenimiz ve zihnimiz üzerinde ağır yükü aslında biz yaratırız.

Bu duyguların sonsuza dek bizi karanlığa sürüklediğini görmeyiz.

Ancak işte böyle hayat bizlere bir es verdiğinde o süreci görebiliriz.

Asıl sır fark edebilmekte.

*

Bu sırrı çözmek, bize antidepresanlara sarılmayı bıraktırabilir.

Alkole, sigaraya, madde bağımlılığına kaçışı durdurabilir.

İlaçlarla uyuttuğumuz hayatımız geri gelebilir.

Medet umduklarımız mal, mülk, para, şan, şöhret, güç değil, gerçek sevgi gerçek dostluklar sağlık ve ailemiz olarak değişebilir.

*

O nedenle, bu karantina dönemlerinde olumsuz duyguları ilaçlarla bastırmayın.

Olumsuz deneyimleri kabul etmek sizi kaygı ve depresyondan korur.

Onları görmezden gelmeyin.

Onları görün, değerlendirin, onları kabul edin, yönetin ve son verin.

*

Bu bir yaşam dersi.

Bu yaşam dersini lütfen kaçırmayın!

Bu fırsatı değerlendirin!

Ve bugünden itibaren değişin!

Siz değiştiğinizde dünya da değişir.

*

Kısaca; zihnimizin sessizliği gerek.

Ruhumuzun dinginliği gerek.

Kalbimizin güzelliği gerek.

Dip notlar;

Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan...

“Fidana sormuşlar:

– Niçin büyürsün?
– Tohum itiyor, demiş.

Tohuma sormuşlar:

– Niçin itersin?
– Toprak rahat b
ırakmıyor! demiş.

Toprağa sormuşlar:

 – Niçin tohumla uğraşırsın?
– Sebebini toprak olduğun zaman kulağına söylerim, demiş.

Nara sormuşlar:

– Tanelerin kaç tane?
– Yiyenler says
ın bana ne, demiş?

Güle sormuşlar:

 -Niçin kokarsın?
– Bu benim ibadetimdir, demiş.

– Kavak ağacı sen hiç dua etmez misin? demişler.
– Nasıl etmem demiş; benim boyumun yarısı toprağa gömülüdür.
Benim topraktaki parçam dua eder; ben secde ederim!

Kavağın dibini kazmışlar. Kavak devrilmiş ve devrilirken kavak ağacının dua ettiğini duymuşlar.

Bir buluta sormuşlar:

– Güzel bulut, sen niçin ele avuca sığmazsın?
– Ele düşersem beni ata benzetenler arabaya koşar. Bakraca benzetenler kuyuya atar. Ayıya benzetenler oynatır. Mendile benzetenler burunlarını silerdi! demiş.

Yıldızlara sormuşlar:

– Niçin bizden bu kadar uzaklarda yanar tükenirsiniz?
– Ya sizin göz bebekleriniz demişler, niçin biz açılırken onlar kapanır?

“Mesnevi'den Seçme Hikâye”

Diken eken adam...

Sert huylu bir adam, yolun kenarına dikenler ekti. Dikenler büyüyüp çoğalınca yoldan geçenleri rahatsız etmeye başladı. Yoksulların ayaklarını kanatıyor, giysilerini yırtıyordu. Yoldan geçenler: “Bu dikenleri sök, insanları rahatsız etmesin” demeye başladılar.

Ama adam bunlara aldırmıyordu.

Bir gün Allah’ın bir ermişi ona: “Kesinlikle bu dikenleri sök!” dedi.

Adam yanıt verdi: “Elbet bir gün sökerim.”

Adam dikenleri sökme işini “yarın”, “yarın” diyerek erteledikçe, dikenler büyüyüp çoğalıyordu.

Ermiş, adama: “Ey verdiği sözünde durmayan adam, sök şu dikenleri artık” dedi.

 Adam: “Bugün işim çok; bugün olmazsa yarın... Bir gün kesinlikle sökeceğim...” dedi.

Allah’ın ermişi, bunun üzerine şu sözleri söyledi: “Sen, hep yarın diyerek bu işi erteliyorsun, ama şunu bil ki her geçen gün o dikenler büyüyüp güçleniyor; dikenleri sökecek olan sense, gücünü kaybediyorsun. Dikenler gün geçtikçe çoğalıp gençleşiyor, sense yaşlanıyorsun.”

Mutlu kalın...

Fıkra;

Adam son derece gururlanarak kendinden bahsediyordu:

- "Ben akordeonu alıp çalmaya başlayınca herkesi ayağa kaldırırım."

Arkadaşı şaşırır:

- "Demek o kadar ustasınız bu enstrümanda!"

- "Yok, canım, ben sadece milli marşı çalmasını bilirim”

Günün sözü;

"Zaman ve mekânı aşabilen tek şey sevgidir."(Yıldızlararası, 2014)

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@