20.02.2016, 22:00

Onlar...

Kulaklarımıza inanamadık...

Çok uykularımız kaçtı...

Hayatımız alt üst oldu...

Mahvoluyoruz nidaları çoğunlukta.

‘Çok da iyi oldu!’ dendi bir çok kez kendini insan sayanlar tarafından.

Çok zor durumlarda kalındığında çok duyduk bu kelimeleri.

Ne var ki “değişen” “uyuşturulanlardı”.

*
 

Utanç verici dönemlerde yaşadık, güzellikler de...

Bunalımlar da...

Masumiyet de...

Kirlenmek de yaşadık, zihniyet bozulması da.

Şimdilerde “din” dendiğinde “kin” anılır oldu.

Şimdilerde “kardeş” denildiğinde “düşman” anılır oldu.

Çaresizlik içinde “ah, vah”lar çekiyoruz durmadan.

*

Kardeş adı değişmişti gören olmadı.

Öyle bir zulüm ki bu dünyanın yaşadığı,gelişini hisseden olmadı.

Suç öncelik...

Para, güç öncelik...

İtibar öncelik...

*

“Sosyal çevre” ile bütünleşerek karar verir olduk.

Mağduriyetler artık “inandırabilmek” için çabada.

“Edebiyat ” revaçta.

“Tehlike geçtikten” sonra yeni tehlike hep kapıda.

Öyle bir uyanıklık ki, öyle bir rant ki bu.

Karda yürüyüp iz bırakmamak gibi.

Uyanmak gerek.

*

Kimse kuşkulanmadı gelecekten...

Sorgulamadı...

Araştırmadı...

Uyuduk biz. Unuttuk biz.

Bu nasıl bir “inandırılmışlık” ki her şeyi unuttuk.

Ve dünya da unuttu.

Çünkü kendisini “inandıramadı” önce dünya barışa.

Ve her şeyi unuttu...

*

“Onlar” hep haklıydı.

“Onlar”dan mısınız? Evet ise cevap kabul görürsünüz, değilseniz dışlanırsınız.

Bulunduğunuz her makamı “rant”a dönüştürürseniz iyisiniz.

Bir büyük şahsiyete tabi oldun mu bitti.

Bir üniversiteye kapak attın mı, bir sosyal statü elde ettin mi, itibarlara nâil oldun mu bitti.

“Dört ayak üstüne düştün mü” bitti.

*

Hükümler verilmiştir zaten.

Siyasî ahlâk şekillenmiştir.

Parlamentolar belirlenmiştir.

Zıt fikirler olurlar bir gün hemfikir.

Aralarında ihtilâf çoktur diye gördüklerimiz bir bakmışsınız düzendeki yerlerinde kankadır.

Kıymet verenlerin hürmeti para ve güç ise bilin ki tabiat ve insanlık sınıfta kalmıştır.

Yalanı saydık mı üçlü tamamlanır.

*

Ve sonrasında kurulan sofralar hep ittifak sofralarıdır.

Süreçleri yaşayıp da olayların farkında olanlar, çevrelerinde ne olup bittiğini az çok kavrayanlardır.

“Mağdur” rolü verilenler var, “suçlu” rolü biçilenler de.

Oyunu kurallarına göre oynayanlar da var, konumu, fiziği, kimyası, din bilgisine göre ‘inandırılmaya’ ve ‘kullanılmaya’ çalışılan da.

Bu ölüm çukuru doldu da taştı derken bitmek bilmeyen kin, daha kaç çukur dolduracak bilinmez.

Biz barışa hep inandık.

İnanmaya da hep devam edeceğiz.

Biz sevgiye hep inandık.

İnanmaya da devam edeceğiz.

İşte öyle bir şey!

İşte öyle bir şey!

 

Dip notlar;

 

Gereksiz insanlar mı var ne?

 

Hayatımızda gereksiz insanlar vardır, kimi zaman işimizde karşımıza çıkarlar, kimi zaman yolda, şimdilerde de sosyal medya denen moda akımda çokça çıkar oldular.

Bir çok yönden kuşatıldık.

Hele ki gereksiz insanlar yönünden daha da beter kuşatıldık.

İşte bu gereksizler hayatımızda bize ne haz verirler, ne mutluluk, ne de bir güzellik.

Hep bir şeyler bildiğini zanneden bu insanlar ile çevrili olmak aslında çok zor. Çünkü bu tip kişilerin ne çevresine, ne de ülkesine bir hayrı yok.

Kibir var, ara bozma var, fitne var.

Bu tür kişileri üçe ayırabiliriz.

Yüzünüze işi düşmeden bakmayanlar.

Çok yakınmış hissi verip kuyu kazanlar.

Sürekli iyi, her şeyi bilen imajı verip, eleştiren ancak dünyadan bihaber dolaşanlar.

Dünyaya faydası olmadığı gibi zararı olan, ülkeye kat be kat zararı dokunan, beğenmeyen, klavye başı eleştricileri fitnecilikte de önder.

Bir de bu fitnelere kapılan sürüler de var onları saymıyorum bile...

Şimdi bir bakın çevrenize gereksiz insanlar var mı yok mu?

Karar sizin...

 

Bakış açınız sizce nasıl?

Bakış açınızı içten reddediyor musunuz yoksa kabulleniyor musunuz?

Hatta şöyle ifade edebilirim. Bakış açınızı ölesiye savunur musunuz?

Savunurken de, ‘Tabii ki sana saygı duyuyorum, tabii ki seni de dinliyorum’, diyerek dikteleriniz çok mu?

Bir de sadece şaka yapanlar var ve pişkin pişkin, ‘sadece şaka yapıyordum canım ne var bunda’ diyerek yine de istediklerini sonuna kadar söyleyenler.

Saklı, gizli olan ve gerçekte asla yargılamayanlar da var.

Siz acaba hangi gruba dahilsiniz?

Yoksa siz de, ‘koca bir saçmalık içinde miyim’ diyenlerden misiniz?

Bütün savları geçersiz kılarak aynı zamanda da kendinizi suçlu veya haklı hisseden misiniz?

Bunu sağlayayabilmek büyük meziyet vesselam.

Suçların ve haklılıkların sonu gelmez.

Sonunda söylenecek söz, ‘yardım etmeye çalışıyorum, bir teşekkürü hak etmiyor muyum?’ sözüdür.

Anlayış, teşekkür, beklenti.

Senin için uğraşıyorum, kendimi harap ediyorum kelimeleri aslında, ‘çabam var neden bakış açını benim istediğim yöne çevirmiyorsun’ demektir.

Her bir kişi bakış açısı yönünde ilerliyor ve bunu ne biz kabullenebiliyoruz, ne de değiştirebiliyoruz.

Hayat galiba sadece kabulden ibaret...

 

Fıkra;

Nasreddin Hoca Çarşamba pazarında gezintiye çıkmış. Dolaşırken birden ensesinde bir tokat hissetmiş ve kendini yerde bulmuş.

Hemen kalkmış arkasına bakmış, bir de ne görsün iri yarı bir adam.

Nasreddin Hoca: Bana sen mi vurdun?

Adam: Evet ben vurdum...

Nasreddin Hoca: Şaka mı yaptın yoksa gerçek mi vurdun?

Adam: Gerçek vurdum ne olacak?

Nasreddin Hoca: Haa… İyi öyleyse, ben şakadan hiç hoşlanmam da...

 

Günün sözü;

Delilik şüphesiz aptallıktan daha iyidir,
Delilik var olmuş bir zekanın yok oluşudur.
Aptallık ise var olmamış bir zekanın var olmamaya devam edişidir.

Albert Einstein

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@