24.01.2014, 22:00

‘Organik’mi ‘doğal’ mı?

Doğanın bize sunmuş olduğu her şey neden paketlendi?¶

Doğanın bize sunduğu her şey organik diye bize neden pazarlanıyor?

Bu benim hakkım değil mi?

Doğa bana bunu beklentisiz, karşılıksız sunmuyor mu?

Neden biz doğanın aslında bize hak olarak sunduğu her şeyi organik diyerek çok da pahalı olarak geri almak zorunda kalıyoruz.

Neden bu yola gitmek durumundayız?

*

En son örnek ise geçtiğimiz zamanlarda Avrupa Birliği tarafından uygulandı.

Doğanın güzel bir mucizesi brokoli için bir firma patent istedi ve bu istek kabul gördü.

Yaniii...

Olan şu;

Bir sebze kullanım hakkını bir firmaya verdi...

Tartışılacak bir konu. Nasıl olur da birileri doğayı kullanır oldu.

Nimetlerimizi ele geçirdi. Ve bu kabul gördü.

Çok uzun yıllar önce suyun paketlenerek satılacağı söylense ‘yok artık doğada ki su para ile mi satılır’ derdik.

Oysa şimdi sebzelerimizin patenti alınır oldu.

Doğanın bize bahşettiği yiyecekleri değiştirdiğimizden, organik adı altında onca para sayarak alır olduk.

Hoş diğer türünü de katkılı diye alamıyoruz mecburen aslında doğada ‘doğal’ olan, değişerek organik denilen ürünleri almak zorunda kalıyoruz.

Bizim hakkımız olan doğal her türlü meyve, sebze elimizden alındı.

Tohumlarımız bitti.

Yerine ya hormonlu ya da yeni bir sektör olan organik ürünler geldi.

Ya biz ne yapalım?

Sürekli al aşağı edilen vatandaş ne yapsın?

Sistem dedikleri sürekli bir rant sevgili ülkemde...

*

Nerde o eski sebzeler!

Hep aynı...

Çoğumuz aynı nağmelerdeyiz.

Nerde o eski domatesler...

Kokulu kokulu...

Nerde o eski elma tadı...

Yok...

Kalmadı...

Neden?

Genetikleri değiştiğinden, hormonlardan...

Eskilerden de var.

Var da pahalı.

Neden?

‘Organik’ tarım yüzünden...

Doğa bile iklim değişikliği, küresel ısınma yüzünden bize tepkili...

Meyvelerde farklılıklar oluşturuyor...

Japonya’da elma araştırması ile Nature Dergisi’nde yayınlanan sonuçlar gayet ilginç.

Küresel ısınma, dünyada yılda 60 milyon ton üretilen elma üzerinde 40 yıllık bir süreçte bazı farklılıklar yaratmış, elmanın çiçeklenmesini erken tarihe almış.

Bu süreçte tat, doku, asit yoğunluğu, sertlik ve su miktarı değişmiş...

Şeker miktarı artmış...

Çürüme, bozulma hızlanmış...

Kısaca kim bilir daha hangi sebze meyve değişime uğradı ve küresel ısınma arttıkça da uğrayacak.

Mutlu kalın...

 

Dip not;

 

Kadın Müzesi...

İzmir’in 5. butik müzesi Türkiye’nin ilk Kadın Müzesi açıldı...

Peki müzenin kuruluş amacını biliyor musunuz?

Anadolu kadınının unutulan geçmişini, gücünü tüm dünyaya hatırlatmak, Anadolu kadınının yaratıcılığını ortaya çıkarmak, kendine güvenini desteklemek ve kendi geçmişine ait anıların canlandığı özel bir mekan yaratmak...

Amaç çok kutsal...

Gelelim müzede olanlara...

Geçici sergi salonu, video art, geçmişten günümüze kadınlar, antik dönemde Anadolu'da kadınlar, öncü kadınlar, koleksiyon eserler, protesto ve kadınlar, enstelasyon odası, atölye, arşiv, depo, kütüphane ve yönetici odası...

Tarihte yer alan ‘Siyanürlü Altın'a Hayır’, ‘Cumartesi Anneleri’, ‘Kürtaj hakkımızdır, bedenimiz bizimdir’, ‘8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ gibi kadın protestoları, yürüyüşleri de hikayeleriyle birlikte müzede…

Kısaca, Atatürk’ün, manevi kızı Nebile Hanım, ilk tiyatro sanatçısı Afife Jale, ilk gravür sanatçısı Aliye Berger, ilk kadın siyasi parti lideri Behice Boran, ilk milletvekillerinden Benal Arıman, ilk kadın hemşire Esma Deniz, olimpiyatlarda yarışan ilk kadın sporcu Üner Teoman, dünyadaki ilk kadın petrol mühendisi Halide Ural Türktan, dünyadaki ilk kadın askeri pilot Sabiha Gökçen, dünyanın ilk kadın yargıtay üyesi Melahat Ruacan gibi ilklere imza atan 50 kadınımızın adı damgasını vuruyor.

Artık kadını içinde yaşadığı toplumdan soyutlamayıp, ayrımcılığa son verin çağrısıdır bu...

Kadının yaratıcılığı ve üretkenliğini görün çağrısıdır...

Kadının unutulan geçmişinin hatırlanması çağrısıdır...

Kadının kendime güveniyorum, varım çağrısıdır...

 

Fıkra;

Temel üzgün bir şekilde yolda yürürken ayağına bir şey takılmış.

Ayağına takılan şey aynı Alâaddin’in sihirli lambasına benziyormuş.

Temel zaman geçirmeden lambayı ovalamaya başlar.

İçerisinden cin çıktığını gören Temel şaşırmış.

Cin dile benden ne dilersen! diye seslenmiş.

Temel çekingen bir ifadeyle ‘özür dilerum’ demiş.

Günün sözü; Yapılırken heyecan duyulmayan işler başarılamaz. (Emerson)

 

 

 

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@