Okumak ne güzel iş! Oku ki sen de değiş!

İzmir’in (yoksa ülkemizin mi?) en uzun caddesi diye ünlenen Mithat Paşa Caddesi ne zamandır var acaba? Ya öncesinde nasıldı o bölge? İzmir’in imbatla buluşmasına engel olan ve Alsancak’tan Fahrettin Altay’a uzanan “apartman sur” ne zaman ortaya çıktı? Konak’tan Güzelyalı’ya atlı tramvaylar ne kadar sürede varırdı? Sahi Kokaryalı da neresiydi? Kurtuluş’tan önce kimlerdi Göztepe ve Güzelyalı’nın sakinleri, Kurtuluş’tan sonra kimler? Bugün yalnızca bir otobüs durağının adı olarak kalan Sadıkbey semtinin önceki adı neydi? Sonra neden Sadıkbey diye anılır oldu? Sadıkbey Aile Bahçesi ve Sadıkbey Gazinosu’nu, sayıları bir elin parmağını geçmeyen araştırmacılar ve meraklılardan başka anımsayan var mı bugün? Ve bütün bu soruların yanıtlarının ortada olmayışı, bilinmeyişi, çoğu zaman merak da edilmeyişi olağan mı?

Sorular çoğaltılabilir. Küçük büyük yerleşimlerin hoyratça yağmalandığı, her şeyin kırılıp döküldüğü kötü bir dönem/ çağ yaşamaktayız. Uzak yakın geçmişin izlerini ancak meraklı araştırmacıların yapıtlarında sürebiliyoruz. Ötesi farkında bile olmadığımız kocaman bir kayıp.

Yazıyla yolculuğunu bir yanıyla kent araştırmacılığına dönüştüren Bülent Şenocak’ın “Sadıkbey Yalıların Dili Olsa” yapıtını bir ağıtın dizelerinde gezinir gibi okurken düştü aklıma bütün bu sorular ve daha da fazlası. Halkın, yaşadığı yerlere verdiği adların kıymetini düşündüm bir de. Ve onların çöpe atılmasının, silinmesinin, değiştirilmesinin yol açtığı kopukluğu... Bir de numaralı sokaklarıyla İzmir’in içine yuvarlandığı yalnızlığı.

Bülent Şenocak’ın yıllar süren titiz bir araştırma, akıcı bir dil ve büyük bir ustalıkla kaleme aldığı “Sadıkbey Yalıların Dili Olsa” yapıtının sizi çıkaracağı yolculuğu bütün kederi ve hüznüne karşın seveceksiniz.

Sadıkbey Yalıların Dili Olsa, Bülent Şenocak, anı-araştırma, Yakın Yayınları, Mart 2022, İzmir

Raftaki Kitap

Simeranya Özlemi/ Fazlı Köksal

 Fazlı Köksal, emekli bir bürokrat. Hem de bugün artık rastlanmayanlardan. PTT, Telekom, Devlet Denetleme... Hem görevini layıkıyla yapmaya çabalamış, başarmış da... hem de okumuş. Birikince de yazmış. Bir “hayal ülke” kurmuş kendisi için (aslında hepimiz için). Yokluğun, yoksunluğun, haksızlığın, adaletsizliğin, kayırmaların, ayırmaların olmadığı bir “hayal ülke”! O ülkenin yurttaşı olmayı/ olmamızı isterken alttan alta neden şu Dünya denen küçücük gezegenimizde, şu cennet ülkemizde hayatı hepimiz için yaşanır kılamayışımız üzerine de düşünüyor/ düşünelim istiyor.

Kitapların ve hayatın fısıltılarını kendi hayal ülkesinin yapı taşlarına dönüştüren bu yapıtın Kitap Odası için postayla gazetemize ulaşan ilk ve tek kitap olduğunu da belirterek koyalım noktayı.

(deneme, Akıl Fikir Yayınları, Mart 2022, İstanbul)

Simeranya Özlemi

Sesim Yok/ Emel Öztürk

Sözcüklerle alçakgönüllü, sessizce bir yolculuk eyliyor Emel Öztürk. Kendinde söz ederken aslında hayatı söylüyor. Geçinip gittiği kendisiyle konuşurken de sakin, arı duru bir dil tutturuyor hayatla, günün hallerinden açarken de öyle.

Cenneti cehennemle, sıkıntıyı küçük soluk alışlarla, sevinci kederle bir sunuyor. Aynayla konuştukları aslında hepimizin hikâyesi. Bireysel bir öykünün kimi anlarından açarken sözü toplumsalı, dünden yarına insanı çıkarıyor sahneye.

Bayrağı da büyük bir sevinç ve kıvançla, hep bir kıyıya itilmek istenenlere, kadınlar ve çocuklara veriyor. Ötesini size de yer yer deneme, öykü, düzyazı şiire de akan dizeleri söylesin.

(şiir, Kanguru Yayınları, Temmuz 2021, Ankara)

Sesim Yok, Emel Öztürk

Unutulmayan Anlar!

Turgay Gönenç’in Velisi

17. İzmir Öykü Günlerinin1 açılışında, 9 Şubatta yitirdiğimiz Turgay Gönenç’i de anımsatınca ben, Demir Özlü, “Size bir Turgay Gönenç anısı aktarmak isterim.” dedi. Ve bizi aldı, altmış yıl öteye götürdü:

 “Hukuk fakültesinde okuyorum. Bir yandan da yoğun bir edebiyat ortamının içindeyim. Hemen her gün, Baylan’da buluşuyoruz. O gün epeyce erken gelmişim Baylan’a. Daha kimseler yok. Derken içeriye bir genç girdi. Doğruca yanıma geldi. Oturdu. Turgay Gönenç’miş adı. Kabataş Lisesine kaydolmuş. ‘Ama veli istiyorlar. İstanbul’da kimseyi tanımıyorum. Velim olur musunuz?’ dedi. Gülümsedim. ‘Ben de öğrenciyim. Yaşça daha büyük birini bulsanız...’ dedim. ‘Bulamam!’ dedi. Baktım olmayacak, ‘Peki.’ dedim. Turgay liseyi bitirene kadar karnelerini ben imzaladım.”

1 Türkiye’nin en uzun soluklu öykü etkinliği. 17.si, 15-16 Şubat 2019’da yapıldı.

demir özlü, yby

Beşibiryerde

Azime Akbaş Yazıcı (1960’ta Yalova’da doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi GSF Resim Bölümünü bitirdi. Şiir, deneme, öykü ve desenleri sanat edebiyat dergilerinde yayımlandı. Kişisel sergilerinin yanında çok sayıda karma sergide de yer aldı. Çeşitli kurum ve kuruluşlarda resim öğretmenliği yaptı. Halen Marmaris’te, kendi atölyesinde çocuklarla resim çalışmaya ve yazmaya devam ediyor.)

azime akbaş yazıcı

İlk okuduğunuz kitap?

Ağlaya ağlaya okuttukları Kemalettin Tuğcu kitaplarıydı. İlkokul üçte olmalıyım. O kitaplardaki çocukların hayatını okudukça mutlu bir ailem olduğu için çok üzülür ve saatlerce ağlardım. Çünkü Tuğcu’nun anlattıklarının hepsini gerçek sanırdım. O hayatları hayal ederdim. Radyo Tiyatrosu, hayal etmeyi öğretmişti bizim kuşağa…

Unutamadığınız kitap(lar)?

İlk aklıma gelen “Emanet Çeyiz”dir (Kemal Yalçın). Onu hiç unutamam. Sonra Buket Uzuner’in “İki Yeşil Susamuru Anneleri Babaları Sevgilileri ve Diğerleri” romanı. Geceleri göğsümde kalırdı. Bitmesin diye okuduğum aklımdadır. Handan Gökçek’in mübadele romanları da önemlidir benim için. Lisedeyken bütün klasikleri okumuştum. Victor Hugo’nun “Sefiller”ini ortaokulda, Türkçe öğretmenimiz, sınıf arkadaşlarıma okumamı istemişti.

Okumakta olduğunuz kitap(lar)?

Enis Batur’u çok severim. Aklı fikri, ruhu gönlü dağınık bir insanım. Bir şeyden sıkılırsam başka bir işe geçerim. Batur’un dört kitabını bir arada okuyorum bu günlerde. “Cinlerin İstanbulu”, “Göl Yazı”, “Dalgınlık Kursları” ve “Gönderen Enis Batur”.

Bu aralar ne yazmaktasınız?

Sadece biriktiriyorum. Ve resim yapıyorum. Bir de bahçemle uğraşıyorum.

İlk yayımlanan kitabınız?

Nefes’ten” (deneme), İlya Yayınları arasında 2009’da çıktı.

Bizim Güncel Kitaplarımız

Çocuk-Gençlik

1 Güvercin Düşü, Ahmet Günbaş, öykü, Klaros

2 Bozuk Pusula, İsmet Bertan, roman, Günışığı Kitaplığı

3 Uçan Hipopotamı Düşünme, Hanzade Servi, roman, Kırmızı Kedi

4 Pardon Sizi Duyamadım, Tuğba Güven Alkan, öykü, Yakın

5 Zeytin Masalı, Ahmet Günbaş, şiir, Klaros

6 Sevgili Ucube, Sevgi Saygı, roman, Günışığı Kitaplığı

7 Ben Bu Problemleri Çatır Çatır Çözerim, Sümeyra Güzel, anlatı, Tudem

Yetişkin

1 Köksüzler, Barış İnce, roman, İnkılap

2 Hipokrat’ın Romanı, B. Suat Çağlayan, roman, Bilgi

3 Sevgiyle İzmir Yazıyla İzmir, Oğuz Tümbaş, yazılar, Klaros

İnfilak eden şiirler: Çürüntü İnfilak eden şiirler: Çürüntü

4 Çürüntü, Ahmet Günbaş, şiir, Hayal

5 Şima, Hasan Özkılıç, roman, Everest

6 Sadıkbey Yalıların Dili Olsa, Bülent Şenocak, anı-araştırma, Yakın

7 Unutulmayan Anlar, Y. Bekir Yurdakul, anı/ anlatı, Klaros

 

Altını Çizdiğim Satırlar

Yaşamak, sürekli yolda olmak değil de nedir? Benim için yazmak da hiç bitmeyen bir yolculuktur, yolda olmaktır. Yolda olmak düşünmektir, sorgulamaktır, sürekli bir arayıştır. Bu arayışta yalnızca gitmek vardır, varamayacağımızı bilsek de... Bu anlamda kendimi sürekli yolunu arayan bir yolcuya benzetiyorum.

Avram Ventura (Bilgelik Ağacının Gölgesinde, Ekim 2019, Tudem Yay., İzmir, s.194)

bilgelik ağacının gölgesinde

Tadımlık

Günümüzün usta yazı emekçilerinden Hasan Özkılıç, bir kez daha okurunu kadim kültürlerin coğrafyasına; masalların, destanların, destansı hayatların harman olduğu doğuya çağırıyor. Yine o heyecan verici yolculuk, yine aşk ve yine bir arayış öyküsü. Yapıttan tadımlık bir bölüm:

Kadın, yolumuzu kaybettik, suyumuz çoktan bitti, müsaade et kızım, bir bardak su içip dinlenelim, deyince, buyurun, demiş, içeri almış kadınla kızları. Kuyuya koşmuşlar, kovayla su çekip kana kana içmişler. Kadın, bahtın su gibi aydınlık olsun kızım, demiş. Kucağında odunları görünce, ne o, su mu ısıtacaksın, diye sormuş. Evet, yıkanacaktım, demiş Ulduz. Kadın bakmış Ulduz’a; saf, temiz bir kız… Dur, kızlarımdan biri de seninle gelsin; suyu ısıtsın, döksün de yıkan; sen bize kapını açtın güzel kızım, demiş. Ulduz, yok, sağ olun, ben kendim ısıtır, yıkanırım, demişse de kadın dinlememiş. Büyük kızına, yürü, suyu ısıt, yıka ablanı; biz buradayız, dinleneceğiz kardeşinle, işin bitince gel, yola çıkarız, hadi durma, demiş. Tamam anne, diyen kız öne düşmüş, yürüyüp çıkmışlar yukarıya. Suyu ısıtıp Ulduz’un yıkanmasına yardım etmiş. Ulduz banyodan çıkıp kurulandıktan sonra, sağ ol, sen gidebilirsin, demiş yabancı kıza. Kız çıkmış, tam aşağı inecekken kapısı kapalı olan odayı ayrımsamış. Merak etmiş, oraya yönelmiş….”

Şima, Hasan Özkılıç, roman, Everest Yayınları, Haziran 2022, İstanbul, s.32

şima

Dergilik

Merhaba’dan Kıbrıs’a bakış

Aylık aktüel haber dergisi “Yeniden Merhaba”, temmuzda “KKTC Özel” sayısı olarak yayımlandı. Genel Yayın Yönetmenliğini Erkan Sevinç’in üstlendiği “Yeniden Merhaba”; Zeynep Göl, Erkan Sevinç, Seda Altınbilek, Gülden Plümer Küçük ve Mehmet Şakir Örs’ün yazı ve röportajlarıyla Kıbrıs’ı âdeta ayağımıza getiriyor.

Suat Çağlayan, İzmir Basın Müzesi’ni gezdiriyor. Mehmet Karabel, Cüneyt Arkın’ın yaşamına kendi tanıklığıyla bakıyor. Gürol Tulunay, “Bıçak Sanatı” yazısında hepimizi, kaybolmaya yüz tutmuş zanaat ustalarının dünyasına taşıyor. Zeki Hozer’in “Pandemide Güncel Durum ve Sürü Bağışıklığı” incelemesi salgın üzerine ilginç yaklaşımlar içeriyor.

yeniden merhaba

Şiir’cikler/ Ahmet Çuhacı

Yumulunca elimiz/ En çok da kaplumbağaya benzer/ -ellerimiz bizden daha yaşlıdır-

Taş

Yazmak, ne yazmayacağını öğrenmektir.Hakan Akdoğan

Çizgilik/ Murteza Albayrak

kitap ve hazine