Oğlan tarafı işleri hızlandırmak adına genellikle 'avret kaldırmak' denilen yöntemi kullanarak kızı kaçırmayı tercih ederdi
Osmanlı Devleti, şeriat kanunları ile yönetilen bir devletti; ama bunun yanında örf dediğimiz birçok yasal uygulama da söz konusuydu. Padişahın çıkardığı kanunnameler başta olmak üzere şeriat kuralları dışında yasalar mevcuttu.

Osmanlı Devleti, şeriat kanunları ile yönetilen bir devletti; ama bunun yanında örf dediğimiz birçok yasal uygulama da söz konusu-yenigün

İnsan kaçırmak ise çoğunlukla örfi kanunlara göre düzenlenmiş yasalara bağlıydı. İnsan kaçırma eylemlerinin içerisinde eşkıyaların cürümlerini bir kenara bıraktığımızda en ilginç eylemlerin başında 'avret kaldırmak' olarak bilinen kız kaçırmak hadiseleri gelmekteydi.

Avret kaldırmak meselesinde en mazlum halk şüphesiz Çerkeslerdi. Bu halk güzelliği ile dillere destan bir milletti. İslam hukukuna göre Müslüman ahalinin köleleştirilmesi istisnai durumlar haricinde katı şekilde yasak olmasına rağmen 1920'li yılların başına kadar Çerkes kızları kaçırılıp köle olarak satılabiliyordu. 

Çerkes kızları, İstanbul'dan Kahir'e pazarlarına kadar köle ticaretinin gözdeleriydi. Elbette 'avret kaldırmak' idama kadar giden bir süreçti; ama bu eylemlerin önemli bir kısmı başlık parası, kan davaları ve bazı sosyal engellerden kaynaklanıyordu. Dolayısıyla çoğunlukla tatlılıkla çözüme ulaştırılmaya çalışılsa da kanlı şekilde biten çokça örnek vardı.

Öyle ki Sultan Abdülhamid döneminde birbirine düşman ailelerden iki genç evlenebilmek için Padişahtan yardım istediği ama Sultan Abdülhamid'in dahi tüm çabalarına rağmen bu izdivacı nihayete erdiremediği malum hikâyedir.

Necla isimli genç kız Sultan Abdülhamid'den şöyle yardım isteyecekti:

Yirmi beş yaşındayım ve aklı başında bir yetişkinim. Buna rağmen 'istemediğim bir adamla nikâh akdimin icrasına ailem tarafından bir müddetten beri ısrar olunmakta. Bu yüzden hayatımı karartan eza ve cefalara uğratılıyorum. Bu baskılardan kurtarılmam için merhametli padişahımdan başka sığınağım, tutunacak dalım kalmadı... 'İşbu muamele-i gaddarânenin tahkikiyle, şer'-i şerif ve kanun-ı münif dairesinde muamele görmekliğim zımnında Beyrut Vilayeti'ne irade-i seniyye' gönderilmesini istirham ederim. (Yıldıray Oğur – Alternatif Tarih)


Padişah önce Beyrut Valisi Halil Paşa'yı devreye sokmuş ancak netice alamamıştı. Ardından Naum Paşa görevlendirilmiş ve sonuç yine akim kalacaktı.

En sonunda Necla akli melekelerini kaybedince Sultan Abdülhamid tedavi için kızcağızı İstanbul'a getirecekti. 

Vakaların ucu bucağı arşivlerde bitmiyor. Tarihe 'Selanik Vakası' olarak geçen hadise de esasen konuyla ilgilidir.

ABD Konsolosu birbiriyle evlenmek isteyen Hıristiyan ve Müslüman gençlerin izdivacına engel olmak için Hristiyan kızı kaçırınca iki elçinin katledilmesine kadar uzanan garip bir hadisenin yaşanmasına neden olacaktır. 

osmanlı-yenigün

Avret kaldırmak meselesine daha yakından baktığımızda Osmanlı'da çoğunlukla izdivaç krizinin bir asayiş problemine dönüşmesi olduğunu görüyoruz.

Meselenin çığırından çıkması üzerine ilk yasal tedbirin İkinci Beyazid zamanında alındığını gözlemliyoruz. Beyazid bir fermanla şöyle buyuruyordu:

Kız ve avret çeküp gücile nikâh ettirene cebr ile boşadalar ve nikâh edenin sakalın keseler ve muhkem let edeler.
Beyazid burada kişi bir kızı kaçırıp zorla nikâh yaptırırsa o nikâhın düşürülmesini emrediyor. Esasen evlilik şer'i bir mesele olmasına rağmen Padişahın örfü, öne çıkarttığını görüyoruz. Devamında nikâhı kıyan kişinin sakalının derhal kesilmesini ve bir temiz kötek atılmasını emrediyor.

Bu kanun uzun yıllar tatbik edilse de nikâhın düşürülmesi için velinin rızası aranması bilhassa yetim kızların istismarını ortaya çıkarıyordu.

Şeyhülislam Ebüssuud Efendi bu noktada yeni bir içtihatta bulundu ve yetim kızların böyle bir durumda veliye ihtiyaç duymaksızın kendi iradeleriyle nikâhı düşürebileceklerine hükmetti.

Bugünün sosyal değerleri içerisinde baktığınızda anlamsız da olsa o dönemin şartları göz önüne alındığında devrim niteliğinde bir karar olduğunu atlamamak gerekiyor.

Hatta Ebüssuud, bu içtihadını bir adım daha ileriye taşıyacak ve nikâh kıymayı yalnızca kadıların yahut kadıların görevlendirdiği kişilerin yapabileceğini tayin edecekti.

Elbette bu zorla nikâhın önüne geçtiği gibi aile müessesesinin devlet kontrolü altına girmesi anlamını da taşıyordu. Böylelikle vergilendirmeden sicil kayıtlarına kadar uzanan geniş bir yelpazenin kapıları Ebüssuud'un içtihadıyla açılıyordu.
 Tanzimat dönemine gelindiğinde ise 'avret kaldırmak' cürmü modern hukuka göre yeniden düzenlenecekti. Bu dönemde yalnızca hukuk değil; aydınlar ve sanatçılar bu konu üzerinde hassasiyetle duracaktı.

Görücü usulü ile evlenme ve kölelerin yaşadığı sorunlar üzerinden Türk aydını güçlü bir ses çıkartacaktı. 

Ahmet Mithat Efendi gibi Çerkes asıllı ve annesinin yaşadığı çilelerden haberdar olan aydınlar toplumun kanayan yarası olan izdivaç meselesine, köleliğe ve kız kaçırma hadiselerine adeta savaş açacaktı.

Şinasi'nin Şair Evlenmesi, Samipaşazade Sezai'nin Sergüzeşt ve Namık Kemal'in İntibah isimli eserleri başta olmak üzere yüzlerce eser bu konular üzerine eğiliyordu. 

Avret kaldırmak cürmü meydana geldiğinde mahkeme -hele ortada ırza geçmek eylemi varsa- tecavüzcüyü cezalandırmak yerine öncelikle tecavüze uğrayan kişi ve bu eylemi gerçekleştiren kişiler bekârlarsa evvela onları evlendirmeyi denerdi.

Bakınız bir Osmanlı mahkemesindeki diyalog aynen şöyledir; 

Tekyegazi karyeli Zoroğlu Mustafa'nın Kerimesi Nefise'nin istintak kaydıdır. 

[soru] Nerelisin? Ve babanın ismi nedir? Kaç yaşındasın? 

[cevap] Tekyegazi karyesinden olup, ismim Nefise ve babamın ismi Mustafa ve yaşım on beştir. [soru] Bu mecliste sana ne sual edecek isek doğru söyleyeceğine yemin ettireceğiz. Hemen doğrusunu söylemelisin. [cevap] Bildiğimi doğru söyler ve hilaf söylemeyeceğime yemin ederim.

[soru] Buraya niye geldin? 

[cevap] Davaya geldim. 

[soru] Kimden davaya geldin? Ve ne dava edersin söyle bakalım. 

[cevap] Bundan dokuz mah mukaddem cumartesi günü ikindi vakti ablam ile tarlada orak biçmekte iken karyemizden İbrahim oğlu Ahmed gelip beni tutarak cebren çalıya götürüp ırzıma geçti. Bundan dava ederim. […] [soru] Gel seni bu Ahmed'le nikâh edelim. 

[cevap] İstemem efendim. Irzımı isterim. […]

[soru] Bundan dokuz mah mukaddem cumartesi günü karyenizden Zoroğlu Mustafa'nın kızı Nefise'yi tarladan tutmuşsun söyle bakalım. 

[cevap] Ben oradan geçer iken nikâh etmek üzere beni Hezargrad'a götür deyu Nefise yanıma takıldı. Ben dahi alıp gittim. 

[soru] Gel bunun doğrusunu söyle Nefise'yi tarladan cebren tutar iken görenler var imiş inkâr etme. [cevap] Hayır efendim.

[devamında] 

[soru] Sen bunun doğrusunu söylemez isen üç sene Vidin'e gidersin [kürek cezasını Vidin'de çekeceksin manasında]. Ve bin beş yüz kuruş izale-i bikr dahi verirsin. Gel bunun doğrusunu söyle mezbure Nefise'yi sana nikâh edip karyenize gönderelim. 

[cevap] haberim yok ne söyleyeyim.152 […] [soru] Mezbureyi cebren tutup götürdüğün üç kişi haberiyle tahakkuk edip ve ebe kadın muayenesiyle bikri izale olunduğu dahi anlaşılıp da bu işin böyle meydana çıkması üzerine senin yine inkâr etmekliğin fayda vermez. Gel bunun doğrusunu söyle kızı sana nikâh edip mahpustan halas edelim. 

[cevap] haberim yoktur efendim.
Örnekler bununla sınırlı değil ama mahkeme kayıtlarında bir başka avret kaldırma eylemi mağdurlar tarafından şöyle aktarılıyor;

[Soru] Keyfiyyetiniz ne-vechile oldu söyle. 

[Cevap] Kocam Arpalı'ya gitti idi. Kızım ile ikimiz bir yatakta yatar iken gece horos (horoz) ötümü damımızın üstünden ayak tapırdısı geldi. Korktuk, birbirimize sarıldık. Ol-vakte kadar bacamızı yıktılar. İçeriye geldiler. Işık yaktılar. 'Kızın benim Molla Mustafa'ya gelsin' deyu Hüseyin'in oğlu Ömer beni dövdü. Otuz iki gazi ve üç aded sandıklı altınımı merkum Hüseyin oğlu Ömer alıp koynuna soktu. Ve başıma da Ulamaz Mustafa su kazanını geçirdi. Kızımın da ağzını bağlı sokup hemen bir gömlek ile yalın ayak döşekten çıkarıp cebren alıp götürdüler. Ol-vakt feryad figanımıza civarımız bulunan komşularımız işittiler. Ve kızımı dahi Mamiş'in oğlu Halo: "Oğlum Molla Mustafa'ya varırımdı" deyu dövdü. O da ölürüm varmam dedi. Ağzını tutup cebren götürdüler.


Halo'nun Oğlu Molla Mustafa'nın İstintak kaydıdır. [soru] Bu Hüseyin'in kızını ne suretle hanesinden gece ile çıkarttın ve nasıl götürdün? Kimler ile birlikte idin doğruca beyan eyle. [cevap] Kızı ben alacak idim babası vermedi. Babası köye gitmiş kızı bana haber göndermiş beni kaçırsın deyu nicelerinin altına vardım. Kız kapıya çıktı. Anası da arkası sıra geldi. Başını aldı kız benimle gitti. Mehmed Ağa oğlunun evine gittik. Ol-vaktte köy içinde gürültü çoğaldı. Kıza dedim ki seni geri götürürler belki sana kötülük ederler var peşin de ki "beni cebri götürdü" de dedim. [soru] Kız Arpalı Şaban'ın oğlu Mehmed'e birkaç gün evvel nikâh olmuş seninle başı ayağı açık ve çıplak bir gömlek ile nasıl gitmiş cebr ile gitmemiş de ve sana beni kaçırsın deyu kim ile haber göndermiş getirtelim sual edelim. [cevap] Sükut idüp başka cevap veremediği


Tanzimat döneminde her ne kadar kız kaçırmak hadisesinin önüne modern kanunlarla geçilmeye çalışılsa da aile kurumunu korumak ve güçlendirmek her şeyden daha önemliydi.

Ülke, Düvel-i Muazzama karşısında günden güne eziliyordu, bu sebeple nüfusun artması devletin resmi politikası haline gelmişti. Dolayısıyla mahkemelere böyle vakalar geldiğinde çoğunlukla meseleyi evlilik yoluyla halletmeye çalışıyordu. 

Oysa mahkeme huzuruna gelen davaların önemli bir kısmı cebren avret kaldırmaktan ziyade birbirini seven ama nikâh masrafları, başlık parası ve ailelerin rızası olmadığı için evlenemeyen kişilerin dosyalarıydı.

Bunun önüne geçmek için nikâh masraflarını sınırlamak gibi bazı yaptırımlar kanun koyucular tarafından denenecekti;

Düğünlerde ve bazı cihetlerde (düğün gibi bazı merasimlerde) dostane ve muhibbane (dostane) itası mesnûn hedâyânın [verilmesi âdet haline gelmiş hediyeler] dahi cins ve miktarı başkaca bir kanun ile tebyîn (açıklamak) ve tahdîd (tarif) olunarak onun tecavüzü (ileri gitmesi) bir vakitte caiz olmaya.
 
Konuyu somutlaştırmak ve nihayete erdirmek adına Mehmet Selim Temel'in "Osmanlı Devletinde Kız Kaçırma" eserinde yakaladığı örneği aynen aktaracak olursak;

Konya Sancağında yaşanan bir olaya bakmak yeterli olacaktır. Evlilik çağındaki gençlerin bu tür maddi sıkıntılardan kurtulmak için kız kaçırma yoluna başvurduğunu göstermektedir. 1859 yılında Konya Sancağının Aladağ kazasına bağlı Aşağıekin köyünden Süleyman oğlu Hasan aynı köyden Derviş Ali Hoca'nın kızı Hatice'yle evlenmek üzere talip olmuştur.

Hatice'nin babası da durumu uygun görür. Fakat Hasan, Hatice'yi nikâh akdi olmadan ve düğün yapmadan Ermenek kazasına kaçırarak orada naibe nikâhlarını kıydırdıktan sonra köye geri döner. Hatice'nin babası düğün olmadan nikâhlarına rıza göstermemiş olduğunu belirterek Hasan'ı resmî mercilere şikâyet eder.

Hasan, düğün sebebiyle nikâhlarının tarihinin uzayacağını bu yüzden de Hatice'yi kaçırdığını söyler. Ancak Aladağ kazası mahkeme kaydı Hasan'ın "uygunsuz takımından" olduğu ve düğün yapmak için gerekli parası olmayınca nikâh tarihinin geciktiğini ima eder. Hatice, Hasan'a kendi rızasıyla kaçtığını beyan ettiğinden Hasan serbest bırakılır.
Osmanlı'da aile yapısı güçlüydü. Boşanma istatistikleri son derece düşüktü; ama yuvayı kurmak sanıldığı kadar kolay değildi. Bu sebeple oğlan tarafı işleri hızlandırmak adına genellikle 'avret kaldırmak' denilen yöntemi kullanarak kızı kaçırmayı tercih ederdi.

Bu öylesine yaygındı ki ciddi bir asayiş problemine dönüşmüştü. Sultan Beyazid'ten Tanzimat dönemine kadar çeşitli kanunlarla önüne geçilmeye çalışılsa da toplumsal engellere dokunulmadan alınan tedbir çoğunlukla karşılıksız kalacaktı.

Yazı: Mehmed Mazlum Çelik