30.01.2016, 22:00

‘OYUN’lar ‘küçük yaşta’ başlar...

Çağlar başlar, çağlar biter...

Ancak baki kalan şu aralar insanda pek olmayan ‘insanlık’tır...

Şimdinin çağı ise ‘Bilgisayar çağı’, hatta şöyle demem daha doğru, ‘oyun çağı’...

Bilgisayarın icadının ardından yavaş yavaş başlayan ve daha sonra en büyük icat olan internetin hayatımıza girmesiyle daha da gelişen oyun çağı, artık sınır tanımıyor. Yıllar yılları kovaladı. Bir zamanlar efsane olan ‘Pacman’in papucu dama atıldı ve üç boyutlu oyunlardan tutun da, online oynanan oyunlara kadar büyük yelpaze hızla gelişti. Ve şu dönemlerde de çocukların oynadığı oyunlar yeni yeni farklı şekillenmeler içinde. Karakterler oldukça iddialı. Ve çocukların idolü olarak karşımızda bu hayali karakterler...

Ancak karakterler oluşturulurken çocukların alt beynine ilginç reklamlar, istekler de empoze ediliyor.

İlkokul ile birlikte oyunların içine daha da dalan çocuklar, ders çalışmayı unutuyor, asosyal oluyor, ebeveyn sözü dinlemedikleri gibi, yalan söyleme eğilimleri de artıyor...

 

Hatırlarsanız internet hayatımıza ilk girdiği yıllarda bir sevinç havası yaşadık, sonrasında ise yavaş yavaş panik...

Ebeveynler belirli zaman dilimleri içerisinde önce oyunlara izin verdi. Sonrasında yasaklamalar başladı. Ve şimdi ise ipler koptu.

Şu an 3 yaşındaki çocuğun elinde dahi bir tablet var..

Kuşkusuz hayat türlü türlü aktivitesiyle bir bütündür. Ve dünyamızdaki oyunlar küçük yaşlarda başlar, büyür gider.

Oyunların bir parçası olduğunuzda şiddeti seversiniz, silahı seversiniz.

Hatta size empoze edilen ne varsa cazip gelir. Umursamadan kabul edersiniz. Bu süreci kabullenen çocuklar birer pervasız olarak dünya sahnesinde yerini alırken, aile bireylerine saygısız bir toplumun da kapısı aralanır...

*

Bir film repliği var.

Daha doğrusu çizgi filmden bir replik bize şu anda dünyadaki durumumuzu çok iyi anlatır..

“– Çok mutsuzum Edi.

- Neden?

-Çünkü büyüdük. (Susam Sokağı)”

*

Aslında insanlar maddî imkânlara sahip olmalarına rağmen görünüşte mutlu oldukları izlenimi verirler.

Ancak gerçekte çok mutsuzdurlar...

Bu mutsuz kişileri anlamak oldukça kolay. Yüzlerinden, bakışlarından, birbirleriyle olan ilişkilerinden anlayabilirsiniz.

İnsan mizacı her şeyi ele verir...

Ebeveynler mutsuz olduğuna göre çocuklar mutlu olabilir mi?

Tabii ki hayır.

*

Bu mutsuzluk içinde son yıllarda insanların hayatı ve günlük yaşantıları bir “sosyalleşme” içine girdi...

İşte bu günümüzdeki “internet” sosyalleşmesi ve bilgi düzeni bireysel hayatı, aile mahremiyetini, gizemi de alıp götürdü.

Kısaca her şeyi alt üst etmiş durumda.

Büyük ve küçük mesafesi kapandığında ‘saygı’ isteğini de artık beklememek gerek.

*

Bilgisayar başında çürüyen çocuklarımıza güzelliklerimizi, değerlerimizi, asıl zenginliklerimizi nasıl anlatabiliriz bunu düşünmeliyiz.

Bu konuda güzel bir hikaye size sunmak isterim.

Kendisini fakir gören çocukların, aslında ne kadar zengin olduklarını bilmelisiniz.

Hangi pencereden, nereden baktığımıza bağlı bu zenginliklerimiz...

“Çok zengin bir adam, bir gün oğlunu yanına alarak, insanların ne kadar fakir olabileceğini göstermek için bir köye götürür.
Çok fakir bir ailenin evinde bir gece misafir olurlar.

Şehre dönerken, baba oğluna sorar:
–İnsanların ne kadar fakir olabileceğini gördün değil mi?
Peki, gördüklerini anlat bakalım.

Çocuk, “Evet gördüm babacığım.Şunu gördüm:
Bizim evde bir köpeğimiz, onların 4 köpeği var.
Bizim evde bahçenin yarısı kadar havuzumuz var; onların kilometrelerce uzunluğunda dereleri var.
Bizim bahçede pahalı lambalarımız, onların yıldızları var.
Bizim terasımız ön bahçeye kadar, onlarınki ise ufka kadar uzanıyor.
Ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için teşekkür ederim babacığım.”

*

Konu aslında yetinmek...

M.Ö. III. asırda yaşamış Yunan filozofu Menedem’e, sohbet esnasında birisi, “İnsanın istediğini elde etmesi büyük bir saadet” dedi.

Filozof bu söze şöyle karşılık verdi: “İnsanın elindekilerle yetinmesi daha büyük bir saadettir.”

Nesillerin gelişmesinde işte burada ebeveynler çocukların her şeyine evet dediklerinde, her dediklerini yaptıklarında geriye dönüp bakıldığında yetinmeyen, aç gözlü, tüketen çocuklar yetişiyor ne yazık ki.

Hepimiz başkalarının elinde olana odaklanmaktan vazgeçsek, sahip olduğumuzun farkına varsak, belki daha aydınlık bir dünyada ve daha mutlu yaşayabiliriz.

 

Dip notlar;

 

Siyah önlük...

 

Bizim zamanımızda siyah önlükler vardı...

İlkokulda önlüklerimiz siyahtı...

Yakasındaki beyaz dantelden başka renk bilmez idik...

Ancak çocukluğun verdiği en muhteşem duyguları yaşadık o önlük içinde...

Çocukça sevgiler yaşadık...

Bir zamanlar okul sıralarında arkadaşlıklar vardı...

İlkokul arkadaşlarımızı halen yanımızda buluruz...

Şimdilerde okul köşesinden, sınıfından evlerdeki bilgisayar başına uzanan oyun arkadaşlığı daha revaçta. Siyah önlükler gitti renklendi kişilikler, ancak o önlüğün verdiği birlik gelmedi bu günlere...

 


 

Oyunlarda dikkat önemli..

Bilgisayar oyunlarının çocukların üzerindeki gelişimini irdeleyelim önce...

Amacımız çocukların teknolojiden uzak kalması değil, keyifli ve nitelikli zaman geçirmesi.

Oynanan doğru bilgisayar oyunlarının, çocukların duygusal, zihinsel ve psikomotor gelişiminine olumlu etkisi var, strateji ve zekâ oyunlarının gelişimi desteklemesi var, ancak saçma sapan reklam kokan ve empoze dolu, beyin ve göz sağlığını bozan bilgisayar oyunları da var.

Zeka oyunları düşünce üzerine yoğunlaştıran etkiye sahip evet, ancak çocukların dışarıda arkadaşları ile oynayacakları sokak oyunları da aynı etkiye sahip değil mi?

Eğiten oyunlar sadece teknoloji ile ölçü teşkil edilemez bana göre.

Çocukluk ve ergenlik dönemindeki gelişimler neden teknoloji ile bağlantılı ki?

Daha önce teknoloji bu kadar az iken, dışarıda oyun kuran çocukların zekası az mı idi?

Hızlı düşünüp hızlı karar verebilme yeteneğini geliştirebilen oyunlar da var, ancak çocukların risk aldığı, hedef gördüğü, odaklandıkları yaşamın farklı boyutlarda yaşandığı sistemler de oluşturulmakta...

Çocukların, zaman içinde aldıkları kararların sorumluluğunu üstlenmeyi öğrenmeleri oyunların olumlu etkisi, ancak, ebeveynlerin kontrolü dışında oynanan oyunlar da tehlikelere açık.

Bir diğer nokta ise dikkatlerin tek noktada merakla birleşmesi...

İşte bu merak ise, onları denetimsizliğe, oyun sitelerinin psikolojik gelişimi olumsuz yönde etkileyen oyunlarına sürüklüyor...

Ebeveynler, yetişkinlere yönelik hazırlanmış olan şiddet ve korku içerikli oyunların tuzağına düşen küçük beyinleri ne yazık ki sonraki dönemlerde kurtaramıyorlar...

Çocuk gelişiminde önemli yer tutan zekâ, bulmaca, beceri ve strateji oyunları yerine şiddet, korku içerikli oyunların diğer tuzağı ise gizli seks empozesi...

İçerik yönünden oldukça zengin olan siteler bir çok görsel güzelliği size sunarak çocukların ilgisini çekmeyi başarabiliyorlar...

Ve akabinde gelişim duruyor, doğru Türkçe öğrenilemiyor ve zararlı etkileşimler alt beyne kopyalanıyor...

Bu nedenle bilgisayarın çocuklara verebileceği zararı minimuma indirmek ana hedef olmalı.

Ve bilin ki;

Radyasyon yayan telefonlar, tabletler, 3 yaşındaki çocukların elinde olduğu sürece ne kadar sağlıklı çocuklar büyütebiliriz.

 

 

Fıkra;

Küçük Ayşe okulda çok fazla konuşuyormuş. Bu durumdan şikayetçi olan öğretmeni bütün her şeyi denemiş bir türlü çözüm bulamamış.

Son olarak Ayşe’nin babasına bir mektup göndermeye karar vermiş. Mektupta özetle:
–Sayın Veli, kızınız derste çok fazla konuşuyor, lütfen bu duruma bir çare bulunuz.

Baba mektubu okuyunca dayanamamış ve o da bir mektup yazarak öğretmenine göndermiş.
–Konuşmak nasıl olurmuş, siz bir de bunun annesinden görün.

 

Günün sözü;

İsterseniz yanlış düşünün, ama her durumda kendi kafanızla düşünün... Doris Lessing

 

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@