Pamuklu kumaş tasarımı ve üretiminde öncü olan Söktaş, dünya çapına ihracat yapan firmalarımızdan biri.

Pandemiyi adeta fırsata çeviren firma, Türkiye’deki en büyük ikinci süt çiftliğini de kurarak yeni başarılara imza atıyor.

Tekstil üretiminde önemli bir yere sahip olan, aralarında Stella McCartney, Hugo Boss, Paul[ampersand] Shark, Massimo Dutti, Gucci ve Max Mara’nın bulunduğu üst segment perakende markalarına kumaş üreten Söktaş, bünyesindeki Efeler Çiftliği markasıyla süt hayvancılığı iş kolunda da yatırımlarını sürdürüyor. Türkiye’de kurulu en büyük ikinci süt çiftliği olan Efeler çiftliği, büyükbaş süt hayvancılığında sektörün önemli şirketleri arasında yer alıyor. Şirket 2021 yılın ilk altı aylık döneminde, her iki iş kolunda da büyüme kaydederek, net konsolide satış gelirlerini bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 41.4 artırarak 156.4 milyon TL’ye yükseltti.

Söktaş CEO’su Muzaffer Turgut Kayhan, gerek tekstil, gerekse büyükbaş süt hayvancılığı kolunda yürüttükleri çalışmaları anlattı. Sektördeki yeni projeleri ve ilkleri paylaştı.

muzafferkayhan-yenigün2

P: Sizi tanıyabilir miyiz?

M: 1984 İzmir doğumluyum. Orta öğretimimi tamamladıktan sonra Amerika’ya yerleştim. Lise ve üniversite çağı orda geçti. Ekonomi okudum. İş hayatına atılımım, Pınar Süt Ürünleri firması olan Yaşar Birleşik Pazarlama’da 1.5 sene çalışmamla başladı. Onun arkasından ailemizin tarım işleriyle ilgilenmeye başladım. Söke’den Romanya’ya götür getir işleri yaptım. Arkasından da 2015 yılından itibaren de Söktaş firmasında çalışmaya başladım. Buradaki ilk işim sürdürülebilirlikle ilgiliydi. Sonra kişiye özel satışlarla ilgilendim. Pandemiden beri de şirketin Ceo’luğunu yapıyorum.

 

P: Büyük bir aile şirketi ama aile şirketleri eskisi gibi sıkıntılı geçirmiyor günlerini yani artık her şirketin kendine ait bir aile anayasası olduğu için herkesin konumu ve yeri de belli değil mi?

M:  Biz 2011 yılında aile anayasamızı kurduk. O günden beri de aile anayasasının kurallarına uyarak yönetmeye çalışıyoruz. Bizim şirketlerimizde doğru sentezi bulduğumuzu düşünüyorum. Bu açıdan devir teslim süreci bizde daha kısa sürebildi. Bırakacak olan da teslim alacak olan da görev yapacak kişilerin de bizleri iyi tanıması, yeni kuşağın beklentilerini anlaması açısından bunu güzel yakaladık.

 

P: Aile şirketine girdiğinizden beri Muzaffer Bey’in hayatında ne değişti?

M: Tabii ki de çok şey değişti ama daha önce de kurumsal bir şirkette çalışmanın vermiş olduğu tecrübe çok iyi oldu. Bana daha planlı programlı yaşamayı öğretti kurumsal hayat. İnsanların da sizden beklentileri var. Yenilikler bitmiyor, tecrübe önemli. İlk günden beri söylediğim şey çalışanlarımıza, yaş sınırımız ve kıdem çok yüksek olduğu için. ‘’hiç birinizin yaptığı işi sizden daha iyi bilemem, sizin daha rahat çalışmanız için ortam yaratmak benim için önemli’’ diyorum. Kurucu aile şirketindeki nesiller oto kontrolleri yüksek diye her şeyin onlara sorulmasını ister. Bir takım oluşturmak ve istediğimiz seviyeye gelebilmesi için tepe yönetiminin asıl görevi bence bu. Bizim ailemizin geleneği işin içerisinde büyüyoruz. Nesil değişimlerinde ne kadar zorlu olduğunu görüyoruz ama biz de farklı. Yönetim kurulumuzda babalarımız aktif halde hala çalışıyorlar. Bize sadece bunu böyle mi yasan acaba diye sadece bir öneride bulunuyorlar. Başka bir karar verirsem de ‘’bunu neden böyle yaptın’’ diye sormaz, ‘’Sonuçlarına kendin katlanırsın der ve geçerler.’’ Bu beni bazen korkutuyor ama bazen de kendime olan güvenimi daha da arttırmamı sağlıyor.

fabrika-yenigün söktaş

P: Aslında bu gerçekten çok korkutucu çünkü emek verilmiş bir şirket hem de aile şirketi yine size ait olan bir şirketi, herhangi bir durumda yine sizin sorumluluğunuzda olması hem keyifli hem de korkutucu olsa gerek çünkü sorumluluğu çok yüksek.

M: Şirketimiz bizim bir parçamız o yüzden her kuşak şirketin üzerine titrer. Genelde üçüncü kuşaklarda şirketler ya satılır ya kapanır bu yüzden daha dikkatli ve sorumluluğu alarak devam etmeniz gerekir. Şirket içerisinde işini iyi yaptığına inandığınız arkadaşlar olduktan sonra belli bir süre sonra göğüs gerebiliyorsunuz.

P: Söktaş’ın sektördeki yeri, konumu ve biraz da faaliyet alanlarından bahsedelim?

“Dünyada söz sahibi olan 4 firmadan biriyiz”

M: Söktaş 1975 yılında kuruldu. 52. senemiz. Şu anda pamuklu dokuma erkek kumaşı özelinde gidiyoruz ama satışımızın da %35’i kadına yönelik aslında. Söktaş dünyada söz sahibi olan 4 firmadan biri. Rakiplerimiz İtalya’ya da kurulu ve yüzyıllık firmalar. Biz tekstil firması demiyoruz kendimize biz moda ve tasarım firmasıyız. Çünkü moda sektörüne yöne veren bir firmayız. 2024 senesinde çıkacak kumaş ve ipliklere göre moda yapıyoruz. Geleceği görüyor olmamız lazım, moda firmalarıyla çok yakın olmamız lazım. Öncü bir moda firması diyebiliriz aslında. Bugün geldiğimiz nokta. Amacımız büyümek, hızlı büyümek. Batı Avrupa bizim hedef pazarımız.

P: Ar-Ge çalışmalarında Söktaş ne durumda, çünkü iyi de tasarımcılarınız var firmada.

Gözden kaçırmayın

Melis Aygen: Kaderiniz sayıların sırrında gizli Melis Aygen: Kaderiniz sayıların sırrında gizli

M: 2015’den itibaren benimle de gelmemle pamuk Ar-Ge çalışmaları yaptık. Doğal elyaflar çok zor üretiliyor, su krizleriyle verimler düşüyor. Bu yüzden tekstile yönelik tarım Ar-Ge’si yapıyoruz. Bir pilot projemiz var. Onarımcı Tarım adında. Yeni bir tarım yapma şeklinde yeni çalışmalar yapıyoruz. Tek ürün halinde kışlık ürün ekmeden toprağı ve suyu koruyucu bir üretim şekli geliştiriyoruz ve buna uygun bir proje üretiyoruz. Doğal Yaşamı Korum Vakfı’yla beraber. Bir diğeri; Stella McCartney markası ile başladı. Zaten sürdürülebilir çalışmalarda en önde giden en başarılı kişilerden bir tanesi. VeganCompony olarak geçiyor. Bize çok kapılar açtı. 4. senesinde olmasına rağmen. Şu anki çalışmalarımızı biraz daha sürdürülebilirlik üzerine yaptığımız çalışmalar olarak devam ediyoruz.

prens charles_yenigün

“Toprağımızı suyumuzu korumak görevimiz”

P: Rejenatif Pamuk ve pamuk özelliklerinden de biraz bahseder misiniz?

M: Pamuk en fazla su tüketen tarım ürünlerinden bir tanesi. Aynı anda bugüne kadar gelmiş olan modern tarımın ilaç ve gübreden kaynaklı topraktaki verimliliğini de düşürüyorsunuz. Bizim bundaki çıkış amacımız birincisi topraklarımızı koruyalım, ikincisi suyu korumak, az suyu tüketerek korumak. Dünyanın kaynaklarını korumak asli görevimiz olmalı. Stella McCartney beraber bir pilot projesi yapmak ister misiniz diye başladı. 15 dönümle başlayan üretim 500 dönüme kadar çıktı. Önümüzdeki senelerde 2500 dönüme çıkarmak amacımız. Çok yeni bir üretim projesi olduğu için bunun üretilmesi için makine üretiminin de yapılıyor olması lazım. Mesela renkli pamuk üretiyoruz, boyaya ihtiyacımız olmadan, kendinden renkli pamuklar, kendimize özel pamuk tohumumuz var, uzun elyaflı tek pamuk cinsidir bu. Yaklaşık 7 sene oldu çıkartalı. Bunun üzerine bir koleksiyon hazırladık. İsmini Menderes’ten alan Meanderkoleksiyonu. Tarımla modayı birleştirmeye çalışıyoruz.

P: İki yeni markanız var, birazcık da onlardan bahseder misiniz?

M: Giza House diye bir markamız var. Daha önce sadece gömlekle başladık.  Artık pantolon ve başka ürünler de yapabiliyoruz. AVM’de bir mağazayla başladı, arkasından da pandemi de gelince bizi onlinea itti . Gizahouse.com’dan da satışlarımız mevcut. Yeni bir de markamız var, LigneOfficille adlı, Türkiye’de kurulan ilk özel dikim gömlek sitesi. %100 kendi üretimimiz olan tek markamız bu. Şöyle ki; kumaşını kendimiz üretiyoruz, gömleği kendimiz dikiyoruz. Kişinin ölçülerine göre özel dikim yapıyoruz.

P: Kişiye özel tasarımı açmak isterim internet alışveriş değil mi?

M: Web siteye giriyorsunuz ilk önce gömleğin kumaşını seçiyorsunuz, arkasından gömleğin üzerinde değiştirebileceğiniz 11 nokta var, yakasından koluna, terzide gömlek diktirmekle aynı şey. Size sorulan sorularla kendi gömleğinizin tasarımını da yapıyorsunuz. Biz 1 hafta içerisinde dikip bunu size yolluyoruz. %98’in üzerinde başarı oranını yakaladık. Meraklısına bir iş ve zevk bu.

“2021 yılının son çeyreğinde patlama yaşadık”

P: Biz çok ağır bir süreçten de geçtik devletçe, milletçe, siz Söktaş olarak hedeflediğiniz yere gelebildiniz mi pandemiden sonra?

M: Biz bütün dünyaya ürün sattığımız için biliyorsunuz Uzak Doğu’da kapılar daha erken açıldı Avrupa’ya göre. Bizim biraz daha formel bir durum olduğu için 2021 yılının son çeyreğinde bir patlama yaşadık. Bunun birkaç nedeni de var. İplik üretmiyoruz ama iplik dışında her şeyi üretiyoruz. Uzak Doğu’nun piyasadan bloke yemesi ile biz karlı duruma geldik. Türkiye’de çok büyük tekstilciler var. Biz de hiçbir zaman vazgeçilmez değiliz ama aynı lisanı konuşabiliyoruz müşterilerimizle. Bizim de hem tarım tarafında hem de tekstil tarafında daha çok çalışmamız gerek.

 

P: Söktaş’ta kaç kişilik istihdam yaratıyorsunuz?

M: Tekstilde 682 kişi, Efeler Çiftliğinde de 130 kişi var. Toplamda 800 civarında bir istihdam diyebiliriz.

P: Efeler Çiftliği hakkında da bir bilgi alabilir miyiz?

M: Efeler Çiftliği Türkiye’de kurulu en büyük ikinci Süt çiftliği olan bir kurum. 2011 senesinde kuruldu. 6800 baş hayvan var içerisinde. Günde 85 ton çiğ süt üretimi var. Hem sanayi firmalarına hem de perakende kısmına veriyoruz. Üç ürünümüz var. Çiğ süt var, pastörize süt var ve taze kaşar peynirimiz de satışa çıkıyor. Ürünlerimiz çok lezzetli, tek kaynaktan üretilen tek süt markası. Hayvanlarımızın konforunu arttırmak için yeni şeyler yaratacağız. Aynı anda Biogas tesisimiz var, gurur duyuyoruz çiftliğimizle. Bu sene Efeler Çiftliği’nde halka arz planlıyoruz, onu da başarıyla sağlarsak hem tüketici hem de yatırımcı tarafında herkesi memnun edebilirsek ne mutlu bize.

P: Çok teşekkür ediyorum bu keyifli röportaj için.

M: Ben teşekkür ederim Peyvend Hanım.