Aycan Pırasalar Yaşar'ın 18 Temmuz 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Kaçan kurbanlıklar, tatilden dönerken yaşanan trafik eziyetleri, yangınlar, hınca hınç dolu sahiller gibi alıştığımız Kurban Bayramı haberleriyle 9 günlük tatil maratonunu tamamladık. Hepimizin ihtiyaç duyduğu enerjiyi toparlayarak tekrar çalışma yaşamına döndüğünü umuyorum.

Bu tatil sürecinde alışık olmadığımız haberler de aldık. Bunlardan belki de en önemlisi, 20 yıl sonra dolar/Euro paritesinin eşitlenmesiydi. Ekonomiye ciddi etkileri olacak bu eşitlenmenin dış ticarete yapacağı etkileri yazarımız Mutlu Yılmaz bugünkü köşesinde net ifadelerle açıklamış. Yaşanan ekonomik darboğazı derinleştirecek olan bu durumun etkilerini kısa ve orta vadede günlük yaşantımızda hissedeceğiz.

Diğer yandan ekonomiyle ilgili aldığımız tedirgin edici bir başka haber de Türkiye'nin beş yıllık kredi temerrüt takası (CDS) primlerinin 2008 yılından sonra ilk defa 900'ü aşmasıydı. Pek aşina olmadığımız CDS değeri, bir ülkeye borç verildiğinde temerrüt riskine karşı kendini sigortalamak isteyenlerin ödedikleri prim demek. Bir çoğumuz arabasına kasko yaptırıyor. Kasko yaptırırken bir çok bileşene göre kasko primimiz belirleniyor. Sigorta firmasının bizi ne kadar riskli görüp görmediği bu priminin tutarını da belirliyor. Sürücünün riski arttığı oranda ödenecek prim de artıyor. Maalesef ekonomik parametrelere bakınca sizlere tatil dönüşü güzel bir ve umut dolu bir tablo çizemiyorum. Politikalar noktasında karar vericilerin kafa karışıklıklarını da yazarımız Ekin Özer bugünkü köşesine taşımış. Kafa karışıklıklarının da bir an önce giderilerek doğru tahliller ve gerçekçi çözümlerle bir an önce bugünleri atlatağımızı umalım hep birlikte.

Kuru kalabalıkmış

Kurban Bayramı tatilinin dokuz güne çıkarılmasıyla birlikte sektöre can suyu geleceğini düşünen turizmciler istediklerini bulamadı. Ekonomik şartlar nedeniyle belirsizlik yaşayan vatandaşlar çoğunlukla günübirlik tatil planlarını tercih etti. Tatil yerlerinde büyük bir yoğunluk yaşansa da otellerde beklenen doluluk olmadı.

Turizm sektörü temsilcileri turizmin pandemi öncesine dönemediğini ifade etti. Bayram tatilinde tatil bölgelerine gelen turistleri farklı farklı değerlendirmek gerektiğine dikkat çeken Bodrum Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği Başkanı Serdar Karcılıoğlu, "Bulundukları noktadan başka noktalara gidiş gelişleri farklı, insanların kışlık konaklama yaptıkları yerlerden yazlıklarına gelmelerini farklı değerlendirmek gerekiyor. Bu şekilde bölgedeki turist sayısı artışı yoğun. Ama üçüncü ve bizim için en önemlisi turizm amaçlı gidip gelmeler. Ne yazık ki bu aynı yoğunlukta değil. Bodrum'da belki bir milyon insan var ama otellerin doluluk oranları bayramın ikinci gününden itibaren maksimum yüzde 70-75'lerde. Halen daha boş yerler var. Küçük daha hesaplı 10 odalık butik otellerde odalar dolu olduğunda oteller dolu deniyor. Ama büyük otellerde doluluk yok. Bir kaç otel doldu diye bütün oteller doldu demek yanlış bir değerlendirme. Sokaklar dolu demek Bodrum doldu demek değil. Yazlıklar doldu ama turizm hareketi yok" dedi.

Bayram tatili sürecinde vatandaşların paket tatillerden ziyade günübirlik tatilleri tercih ettiğini belirten Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) İzmir Bölge Temsil Kurulu Başkanı Kıvanç Meriç, "Ekonomik sebeplerden dolayı insanların bu tercihini anlayabiliyoruz. İnsanlar bayramlarda bir yerlere gittiler ancak eskisi gibi 3-5 günlük paketler alıpta acentalar ve otellerle bir tatil planına girmediler. Bizim acentalar tarafından da verimli bir tatil olduğu söylenemez. Ekonomik şartlardan dolayı insanlar ayağını yorganına göre uzatıyorlar ve çok harcama yapmıyorlar. Çünkü bayramdan sonra ekonominin nasıl olacağını bilmiyorlar. Ciddi bir belirsizlik var. Ekonomik şartlardan dolayı otel maliyetlerinde de ciddi bir artış var. Son gelen zamanlarla personel giderleri daha da yükseldi. Tüm bu maliyet artışları da fiyatlara yansıyor. Üstü üste geldiği zaman da insanlar çekingen davranıyor" dedi.

panorama (4)

Eğlenmek hayal oldu

Bazı Tekel ürünleri ve girdi maliyetlerinin fahiş yükselişine sert tepki gösteren eğlence sektörünün önde gelen temsilcileri yeni zamlarla eğlencenin vatandaşa hayal olduğunu savunuyor.

Tekel Bayileri Platformu Başkanı Özgür Aybaş, alkollü içeceklere 18 Temmuz itibarıyla yüzde 20-25 arası zam geleceğini duyurdu. Yeni normale geçiş sürecinde ardı ardına gelen zamlar eğlence sektöründe şok etkisi yaptı. Fahiş zamların ve yüksek vergi oranlarının sahte ve kaçak ürünlere davetiye çıkarttığını iddia eden sektör temsilcileri fiyatların yeniden gözden geçirilmesini ve denetimlerin arttırılmasını talep etti.

Alkollü içeceklerde çok yüksek oranlarda vergi uygulanmasının kayıt dışını ve sahteciliği körüklemekte olup tüketicileri ise riske attığını belirten TMMOB Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Uğur Toprak, “Gıda insan sağlığı ile doğrudan ilgili, ihmal edilemeyecek ve ertelenemeyecek bir konudur. Bütçe açıklarını kapatmak için alkollü içkilere yapılan yüksek zamların ve vergilerin sahtecilik ve kaçakçılığı tetiklediği açıktır. İnsan sağlığı için son derece zararlı ve yasak olan metil alkol türünden yapılan ucuz alkoller nedeniyle yurttaşların hayatlarını nasıl kaybettiklerine birçok kez şahit olduk. Vatandaşın ekonomik yönden zayıflığını fırsat bilen kriminal kişiler kendi karlarını artırmak için insan yaşamını bile nasıl hiçe saydıklarını herkese göstermişlerdir. Alkol ve gıda zehirlenmesi gibi vakalarla insanlarımızı yitirmek çağdaş, demokratik bir hukuk devletine yakışmamaktadır. Mevzuat hazırlamak, kurallar koymak, bu kuralların uygulaması takip edildiği ve yeterince denetim yapıldığı sürece önemlidir. Halk sağlığı ve gıda güvenliği denetimsizliği ile yüksek ÖTV’nin bir sonucu olan kaçak alkolden ölmek, insanın kaderi olmamalıdır. Alkollü içeceklerdeki yüksek vergi baskısının, sahtecilik cazibesini düşürecek oranlara çekilmesi, tüketicinin uygun fiyatlarla alkollü içeceklere ulaşmasını sağlayıcı bir fiyat düzeyinin belirlenmesi gerekmektedir” dedi.

panorama (2)

E Ticarette Türkiye'yi bekleyen tehlike

Biz bu sorunlarla uğraşırken dünyadaki pazarlar da değişip dönüşmesini sürdürüyor. Pandemiyle birlikte hayatımızın vazgeçilmezleri arasına giren e-ticaret de büyüdükçe uluslararası tekellerin güdümüne giriyor. Yerli girişimcilerin yaklaşık 20 yıl önce kurduğu e -pazar yeri sistemleri salgın ile birlikte önemli bir noktaya geldi. Bu yükselişi gören uluslararası firmalar Türkiye’nin önemli e- ticaret sistemlerini bir bir satın aldı. Şimdi farklı bahanelerle tek tek kapatılıyor olmaları yurttaşı da yerel market temsilcilerini de endişelendiriyor.

Türkiye'de ulusal marketlerin çoğaldığını ve bir kısmının hisselerinin borsada yabancılara geçtiğine dikkat çeken Ege Perakendeciler Federasyonu Başkanı (Ege PERDER) Başkanı Mehmet Feyzi Başdaş, "Teknolojinin gelişmesiyle birlikte e-ticaret yapan birçok Türk firması açıldı. Örneğin Trendyol Türk bir marka ve zamanla büyüdü. Şimdi uluslararası firmalar müşteri sayısına göre bu ulusal markaları satın almak istiyorlar. Getir, bir Türk firması olarak çıktı ve zamanla müşteri sayısı arttı. Şu anda firmanın yatırımcılarının yüzde 80'i yabancı. Müşteri sayısı arttıkça yabancı yatırımcı alıyor. Biz yerellerin büyüttüğü bir sistem var. Bu sistemde biz ve tanıdığımız, bildiğimiz arkadaşlarımızın ürettiği ürünler satılıyordu. Yemek Sepeti'ni satın aldı. Şu anda ortada yerli bir firma kalmadı. Bazı firmaların sadece adı yerli, yatırımcıları yabancı. Yavaş yavaş sektör onların eline geçiyor. Bu işten ciddi paralar kazanıyorlar. Hepsinden öte 3-4 yıl içinde tekelleşecekler. Devletin acilen bunun önüne geçmesi gerekiyor. Eğer geç kalınırsa yerli firmalarımızı dışarıya kaptırmış olacağız" dedi.

panorama (3)

Eyvah, geri döndü!

Yapılan tüm uyarılar, Türk halkının Korona tehlikesi karşısında rehavete düşmesine engel olamadı. Kurban kesim yerleri, bayramlaşma törenleri, kutsal topraklarda gerçekleştirilen hac ibadeti ve sahil kesimlerindeki yoğunluk salgına adeta yeniden davetiye çıkarttı. Bitti bitiyor salgını tam uğurluyoruz denilirken pandemiye yeniden kapı aralandı. Şubat ayı itibariyle pandemi de ciddi bir sönümlenme gördüklerini belirten İzmir Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Süleyman Kaynak, “Tedbirlerin kaldırıldığı Mayıs ayının sonundan Temmuz ayının başına kadar vaka sayılarında belirgin artış görmeye başladık. Bu artış hızı son iki hafta içerisinde daha da belirgin bir hale geldi. Yalnızca Temmuz ayı içerisinde vaka sayılarında iki katlık bir artış meydana geldi. Haziran ayından bu yana da vaka sayılarında 4 katlık bir artış söz konusu. Bu rakamlar yalnızca gönüllü PCR testi yaptıran kişilerin sayısı. Her halükârda ciddi bir artışın ortaya çıktığını görmekteyiz" dedi.

Vaka sayılarındaki artışlarının önüne geçilebilmesi için Sağlık Bakanlığı’nın ivedilikle maske kullanımı tekrar zorunlu tutması gerektiğini belirten İzmir Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Süleyman Kaynak, "Önümüzdeki 15 gün içinde vaka sayılarında ciddi bir artış bekliyoruz. Bu nedenle maske kullanımın yanı sıra PCR testlerinin tekrar ücretsiz olarak yapılması gerekmektedir. Yurt dışı seyahatlerinde ülkeye giriş ve çıkışlarda PCR testi tekrar uygulanmalıdır. Önümüzdeki kış dönemine hazırlık yapılması için aşı stoklarının kontrol edilerek eksikliklerinin tamamlanması gerekiyor” diye konuştu.

panorama (1)

Eğlenirken haklarını öğreniyor

Yazımızı geleceğe de umut olacak bir haberle bitirelim. Toplumda en fazla hakları ihlal edilen engellilerinin çocuk yaşta haklarının içselleştirilmesi için gerçekleştirilen kısa adı ile 'Çocukların Katılım Hakkı-CHiP IN' projesi kapsamında; engelli ve engelli olmayan çocuklarla birlikte hazırlanan ENÇOKK kutu ve mobil oyunu, Engelli Hakları Sözleşmesi-Çocuklar İçin Sadeleştirilmiş Metin ilk kez kamuoyuna tanıtıldı.

Engellilerin tüm dünyada ve Türkiye'de en çok ayrımcılığa uğrayan ve hakları ihlal edilen grup olduğunu belirten Türkiye Spina Bifida Derneği kurucularından, Başkan Yardımcısı Avukat E. Nurdan Anlı, "Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya nüfusunun %15‘i engelli bireylerden oluşmaktadır. Engelli bireylerin haklarına erişmesi ve eşit bir dünya için kişilerin kendi haklarını bilmesi ve savunmasının yanı sıra tüm toplumun ve kamu kurumlarının, bu haklara saygı duyması ve koruması zorunludur. Bunun için, engelli bireylere merhamet yaklaşımı yerine hak temelli bakış açısının yerleşmesi, engellilik meselesine insan hakları sorunu olarak bakılması sorunların çözüm noktasını oluşturmaktadır. Türkiye, Engelli Hakları mücaadelesinde oldukça önemli bir kazanım olan BM Engelli Hakları Sözleşmesi'ne ilk imza atan ülkelerden olup, sözleşme ülkemizde 2009 yılında yürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin amacı; engelli bireylerin, diğer bireylerle herhangi bir ayrım olmaksızın, tüm temel insan hak ve özgürlüklerinden eksiksiz şekilde ve tam bir eşitlik temelinde yararlanmasını desteklemek, garanti altına almak ve her insanın doğuştan sahip olduğu onuruna saygıyı güçlendirmektir" dedi.

panorama (5)

Yüzlerimizi güldürecek haberleri size ulaştıracağımız bir hafta olmasını diliyorum.