Yenigün’de yeni bir haftaya daha merhaba. Acısıyla tatlısıyla yaşadığımız haftanın önemli konularına gelin birlikte göz atalım. Muhakkak, akla ilk gelen tarih itibariyle 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ve 30 Ekim İzmir depremi olacaktır.

Tam bir yıl önceydi, saatler 14,51’i gösteriyordu. Bir dakikalık sarsıntı ve arkasından gelen acı haberler. Tarihinin en büyük depremini yaşayan İzmir’de 117 kişi hayatını kaybetti, bin 34 kişi de yaralandı. O dakikadan sonra başlayan feryatlar, üzerinden 365 gün geçse de devam etti. İZDEDA Başkanı Haydar Özkan “Biz tükendik. Dayanma gücümüz kalmadı” diye isyan ederken, Büyükşehir’den emsal artışı kararı çıktı ancak tartışmaları da beraberinde getirdi. Bölgenin emsal artışını kaldıramıyacağına yönelik odalardan tepki gelirken, Çevre ve Şehircilik İzmir İl Müdürü Ömer Albayrak, deprem konutlarının Kasım ayında teslim edileceğini söyledi. Şimdi varın siz düşünün depremin yaraları sarılmış mı?

YAŞASIN CUMHURİYET

Depremin gölgesinde bir de 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı yaşadık. Cicili bicili giyinmiş çocuklarımızla bir nebze de olsa mutlu olmaya çalıştık. Pandeminin etkisiyle uzun süredir yapılamayan etkinliklerin geri gelmesine çocuklar kadar bizler de sevindik. İzmir’de 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nın 98. yıl dönümü Cumhuriyet Meydanı'nda binlerce kişinin katıldığı törenle kutlandı. İzmir Körfezi’nde onlarca yelkenli, kayık ve gemi Türk bayraklarıyla denizi donattı. İlçeler ise özel programlar hazırladı, ünlü sanatçılar konserler verdiler. Bunların içinde en dikkat çekici olan bana göre, UNESCO Dünya Mirası Listesindeki 2 bin 500 yıllık antik kent Afrodisias’ta ilk kez Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının yapılmasıydı. Efeler’in gösterileri büyük ilgi gördü.

YASTIK ALTI!

Fahiş zamlar konusunda pek değişiklik olduğunu söyleyemem sanırım. Benzinin litre fiyatı 9 TL’ye kadar yükseldi. Marketlerdeki fahiş fiyat soruşturması sona erdi. Dev zincir marketlere ceza yağdı adeta. 2,7 milyar liralık idari para cezası verilen 5 zincir marketlerden Migros, kararı mahkemeye taşıyacağını açıkladı. Ekonomiden bahsetmişken, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar’da değişiklik yaptı. Yapılan değişiklikle döviz alım ve satımlarında 1 dolar için bile kimlik beyan etme şartı getirildi. Müşteri ile karşı karşıya kalan döviz büroları ise duruma tepki gösterdi. Türkiye Yetkili Müesseseler Platformu Temsilcisi Ulaş Çabuk, 4 Kasım’da kepenk indireceğini belirtti. Döviz bürolarında durum buyken, İzmir Kuyumcular Odası Başkanı Turgay Baransel’den farklı bir yorum geldi. “Dövizi kayıt altına alırken altını da kayıt altına alın. Yetki belgesi olmayan altın alıp satmasın, sahte altın riski var” dedi. Yani yastık altınızın da artık kaydı tutuluyor ona göre... “Yastık altındaki dövizlerinizi çıkarın” diye seslenenlere cevap vermeden önce tekrar düşünün derim.

İLAÇ SIKINTISI

Ekonomi de tehlike çanları çalmaya devam etti. Dolar 9 liraya yaklaştı, Euro 11 TL’yi geçti. Gram altın 550 liranın üstünü gördü. Dövizdeki dalgalı kurda olan yine vatandaşa oldu. İlaçtaki sabit kur, güncel kurların çok altında kalınca, bazı ilaçların bulunması da zorlaştı. TEB Başkanı Eczacı Erdoğan Çolak ilaç tedariğinde yaşanan sıkıntıyı şöyle özetledi: “Piyasada bulunamayan ilaç sayısında bir artış yaşandığını söyleyebiliriz; çünkü makas ciddi anlamda açıldı. Kur farkı pek çok firmanın Türkiye'ye ilaç vermemesine ya da hammaddeleri yurtdışından gelen ilaçları üreten yerli firmaların ilaçları üretememesine neden oluyor". İlaçta kriz yakın mı diyelim, krizde miyiz mi diyelim bilemedim. Umarım en yakın zamanda çözülür. Çözülmezse hele hele bu pandemi döneminde yaşanacak sıkıntıları düşünmek bile istemiyorum.

ŞİDDETE HAYIR

Pandemi dönemi demişken Sağlık Bakanlığı, aktif vakaların yaklaşık yüzde 40’ının 23 yaş altında olması nedeniyle harekete geçti. Bakanlık, Kovid-19 virüsüne karşı aşılamayı hızlandırmak ve bulaşı azaltmak için YouTuber’larla işbirliğine hazırlanıyor. Bu kişiler aşının önemini anlatacakmış gençlere. YouTuber’ların gençler üzerinde etkileri olduğu yadsınamaz bir gerçek doğru ama sağlık bilgisi, yetkisi olmayan kişilerin bu konuda vereceği bilgiler ne denli doğru olabilir, tartışılır. 

Şiddet artık her yerde. Bu kez şiddetin adresi İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi oldu. Acil Servis’e enjeksiyon yaptırmaya gelen hasta, hastanede görevli iki güvenlik görevlisini darp etti. Saldırıyı, kurum yönetimi ve çalışanlar eylem yaparak kınadı ve hastanede emniyet personeli görevlendirilmesini istediler. Vatandaşı koruyan, gerekli ceza müeyyidelerin yerine getirileceği yasalar gelmezse daha çok “Sağlıkçıya şiddete hayır” diye haykırırız.

GÜVEN MESELESİ

Ülke adına olumsuz bir haberle devam edelim. 139 ülkenin katıldığı Hukukun Üstünlüğü Endeksi sıralamasında Türkiye’nin geçen yıla göre 10 sıra daha gerileyerek son 10’da yer alması İzmirli hukukçuları isyan ettirdi. 138 binden fazla hane halkı, 4 bin 200 hukukçu ve konunun uzmanıyla yapılan anketleri yorumlayan uzmanlar devletin temelini oluşturan adaletin çürümesi halinde hiçbir şeyin düzelmeyeceğine vurgu yaptı. İzmir Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı Av. Serdar Gültekin, “Adaletin sağlanacağına dair en ufak bir umut yok” diyerek durumun vehametini anlattı.  İzmir Barosu Başkan Yardımcısı Av. Perihan Çağrışım ise “Eğer hukuka güven kalmazsa o ülkede hiçbir şeye güven kalmaz” dedi. Ne diyelim ki her şey ortada...

İKLİM KRİZİ

Kuraklık ve iklim değişikliği konuları, dünyanın dikkatini çekip önlem almaya başladığı şu günlerde, zeytinde yaşananlara sevinsek mi üzülsek mi bilemedik. Zeytin ağacı sayısında ciddi artış gözlemlenirken, verimde düşüş yaşandı. CHP Tarımdan Sorumlu Genel Başkan Başdanışmanı ve Milletvekili Orhan Sarıbal, “2002 yılında Türkiye genelinde 102 milyon zeytin ağacı vardı ve yıllık verimimiz de 1.5 milyon ton ila 1.8 milyon ton arasındaydı. Bugün ise 190 milyon zeytin ağacı var ve buna karşılık verimimiz yine 1.5 milyon ton civarında” açıklamasında bulundu. Bakanlığın adının bile değişmesine sebep olan iklim değişikliği sonrası verim düşüklüğü normal mi, önlenebilir mi, yaşayıp göreceğiz.

GEÇİM UMUDU

Son olarak da dünyadan acı bir haberle yazımızı noktalayalım. Afganistan’da aileler açlık nedeniyle çocuklarını bin ila 3 bin dolara satışa çıkardı. Evet evet yanlış okumadınız açlık nedeniyle çocuklar mal gibi satılıyor. Torunlarını ‘geçim umudu’ için satmak zorunda kalan kadının yaşadıkları, kim bilir daha hangi ülkelerde, hangi mahallelerde, hangi evlerde yaşanıyor.

Kimsenin aç kaldığı için yaşamlarını satmadığı, şiddetin yaşanmadığı, ekonomik sıkıntıların olmadığı bir gün dileğiyle...