28.12.2020, 05:28

Papa ve Moiz.

Bir hayat hikâyesi. Bir anlatım. Bir değişim.

Ve bir anlayış.

Buyurun yorum sizin...

*

“Yüzyıllar önce Papa bütün Yahudilerin Roma'yı terk etmeleri gerektiğine karar verir. Doğal olarak Yahudi toplumundan büyük bir tepki gelir.

Bunun üzerine Papa, Yahudi toplumundan önde gelen birisiyle karşılıklı dini bir müzakere yapmalarını önerir. Yahudiler kazanırsa kalacaklar, Papa kazanırsa gidecekler.
Yahudiler çaresiz kabul eder ve temsilci olarak Moiz'i seçerler. Ancak Moiz'in Papa ile aynı dili konuşamaması nedeniyle müzakerede konuşmak yerine sadece işaret dilinin kullanılmasını teklif ederler. Papa kabul eder.

*

Müzakere günü geldiğinde, iki taraf karşılıklı yerlerini alırlar ve karşılıklı olarak bir süre bakıştıktan sonra Papa elini kaldırarak üç parmağını gösterir. Buna karşılık Moiz tek parmağını kaldırır. Papa parmaklarını sallayarak başının etrafında çevirir.

Moiz ise parmağıyla yeri işaret ederek oturduğu yeri gösterir. Papa yanındaki çantadan bir parça ekmek ve şarap çıkartınca; Moiz de bir elma çıkartır.

Bunun üzerine Papa ayağa kalkarak: "Ben pes ediyorum, Yahudiler kalabilirler", der.

*

Müzakere sonrasında Papa'nın etrafına toplanan kardinaller Papa'ya ne olduğunu sorduklarında Papa;
- Ben önce 3 parmağımı gösterip kutsal üçlüyü işaret ettim. Buna karşılık o bana tek parmağını gösterip her iki dinin de tek tanrıyı tanıdığını söyledi. Ben parmaklarımı sallayıp başımın etrafında çevirerek tanrının bizim etrafımızda olduğunu gösterdiğimde o da oturduğu yeri işaret ederek tanrının onların durduğu her yerde olduğunu işaret etti. Ben kutsal ekmek ve şarap çıkartıp tanrının bizim günahlarımızı bağışladığını göstermek istediğim zaman da hemen bir elma çıkartıp bana ilk günahı hatırlattı. Adamın her şeye bir cevabı vardı. Ne yapabilirdim ki?

*

Tabi aynı sıralarda, Yahudi cemaati de Moiz'in etrafını sarmış ona nasıl başardığını soruyorlardı. Moiz:
- Önce bana 3 parmağını gösterip 3 gün içinde burayı terk etmemizi istedi. Ben de ona bir tekimizin bile ayrılmayacağımızı söyledim. Sonra bütün şehrin Yahudilerden temizleneceğini söyledi. Ben de, hiç bir yere gitmeyip olduğumuz yerde kalacağımızı söyledim.
- Sonra ne oldu? diye kalabalık heyecanla sordu.
- Valla, sonrasını ben de pek anlamadım. Adam biraz hiddetlendi ve öğle yemeğini çıkarttı. Bunun üzerine ben de benimkini çıkarttım. Hepsi bu!”

*

İşte insanların ne konuştuğunun önemi yok, sadece anlayış ne anladığının önemi var.

Anlamak sorunun çözümünün ilk başı. Düşünme ilk başı.

Birkaç gün sonra 2021 yılına adım attığımızda ne yaşandı ne bitti, ne terk edildi ve ne feda edildi? Düşüneceğiz.

Ve sonra 2020 de atılan her adımın hesabını 2021 de vereceğiz.

Sevgi ise sevgi, acı ise acı, nefret ise nefret.

*

Ve yitirdiklerimizin acısı ile yola devam edeceğiz.

Depremi, seli, hastalığı, salgını ile hatta ve hatta komplo teorileri ile koca bir yıl geride kalıp koca bir yıl içinde yine onlarca anı için günlerin ardından gideceğiz.

Gideceğiz diyorum ya tatbikî yaşam da yerimiz var ise.

*

O nedenle, umudumuz bitmeden yarınlarımızı soldurmadan sevgi ile 2021 bize gelsin ve artık acılar bitsin.

Bu nedenle söyleyin!

“Yaşam derslerimi aldım. Şimdi geçmişi sevgiyle bırakıyorum.”

Ve bırakın gitsin...

 

 

Dip not;

Mucize...

Almanya The Hannover Hastanesi dekanı ilmi bir konferansta bir mucize anlatıyordu: “Küçük bir kız çocuğu eczaneye girer: - Mucize var mı amca?

- Mucize mi? Ne yapacaksın ki?

- Kötü bir cisim kardeşimin başında gittikçe büyüyor. Babamın söylediğine göre ancak bir Mucize onu kurtarabilirmiş. Ben de bütün paramı getirdim ki Mucize alayım.

Eczacı üzüntüyle: - Yavrucuğum sana yardım edemeyiz. Burada Mucize satmıyoruz ki.

Kızın gözleri dolar: - Ama kardeşim ölüyor! Lütfen ne olur bana bir Mucize verin.

Birden arkadan bir el çocuğun başını okşar ve yumuşak bir sesle:

- Gel bakalım ne kadar paran varmış görelim Paraları saydıktan sonra:

-Aman Allah'ım tam da kardeşine bir Mucize alabilecek kadar paran varmış.

Çocukla biraz konuştuktan sonra:

- Şimdi beni eve götür de bakalım kardeşine bir Mucize bulabilecek miyiz?”

İşte o adam hem ülkemizce ve hem dünyaca meşhur beyin cerrahı profesörüydü!

İranlı Madjid Samii...

İki gün sonra hiç bir ücret almadan ameliyatı gerçekleştirdi. Bir müddet sonra da çocuk iyileşti.

Mucize geldiğinde hazır olacaksınız...

 

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Fadime’nin pişirdiği kuru fasulye ‘Dünya Yılın Yemeği Yarışmasında birinci seçilmişti. Jüri yemeği nasıl pişirdiğini sorduğundan Fadime tarif ediyordu:

– Ondan sonra biraz da limon kolonyasi katacaksun. Jüriden bir üye hayretle nedenini sorunca, Fadime’nin yanıtı şöyle olur:

– Kocam Temel, günde üç oyin kurifasülye yer. Haçan kolonya katmazsan yanında nasil yatarum, deyin baa?…

 

Günün sözü;

Akla sırt çevirmektense ölmek daha iyidir. ...Çin Atasözü

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@