Prof. Dr. Zuhal Özel Sağlamtimur'un 21 Nisan 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Gerçek ile görüntüsü arasında ilişki kurma çabası, insanoğlunun çok eskiden beri üzerinde düşündüğü ve tartıştığı bir konu olmuştur. Antik Yunan’dan beri gelen gerçeklik tartışmaları, fotoğrafik gerçekliğin sunumu ile birlikte nesnel gerçeklik bağlamında yeni bir boyut kazanmıştır. Başlangıçta fotoğrafın gerçeği aynen yansıttığına inanılmış ve yüzeysel gerçekliğin kopyasının yaratıldığı fikri doğmuştur. Dijital teknolojilerin fotoğrafla olan etkileşimi sonucunda ise manipülasyon teknikleri gelişmiş ve hiper-gerçeklik, simülasyon, sanal gerçeklik gibi kavramlarla açıklanabilen fotoğrafik gerçekliğe olan inanç azalmıştır. 

Ralph Keyes’in 2004 yılında yayınladığı Post-Truth Era isimli kitabında tartıştığı ve içinde bulunulduğu ifade edilen “Post-Truth” dönem ile birlikte ise medya/sosyal medyada yer alan fotoğrafların gerçekliğinin doğrulanması gerekliliği doğmuştur. Basında çıkan haberler ve her gün gündelik hayatta karşılaştığımız örnekler, içinde yaşadığımız çağın "post-truth" kavramı olmadan zor anlaşılacağını göstermiştir.

Oxford Sözlüğü tarafından 2016 yılının kelimesi olarak seçilen “Post-Truth” Türkçe’ye “gerçek-ötesi” veya “hakikat-sonrası” şeklinde çevrilmiş ve kısaca nesnel gerçekliklerin, kamuoyunu şekillendirmede, duygulardan ve çıkarlardan daha az etkili olması durumu olarak tanımlanmıştır. Bu tanım, olgulara ait gerçekliklerin kendine uygun olan kısmının çekip alınması ve istenilen sonuca ulaşılması olarak değerlendirilmiştir. Psikoloji bilimi tarafından yıllardır kullanılan bu kavram, son dönemde, özellikle politik konularda ve medyada sıkça gündeme gelmeye başlamıştır. Özellikle medya ve/veya yeni medyada yer alan fotoğraflarda, gerçek ile sahte (fake), nesnel ile öznel, gerçekler ve değerler gibi karşıtlıkların fotoğrafın epistemolojisini de sarstığı düşüncesi hakim olmaya başlamıştır. Savaş, çatışma, kaza gibi hızlı gelişen olaylar, yanlış bilgi ve sahte fotoğrafların ortaya çıkmasını kolaylaştırmıştır. Bazı durumlarda ise viral görüntülerin arkasındaki gerçeği doğrulamak imkansızlaşmıştır.

Hepimizi derinden üzen ve etkileyen Rusya-Ukrayna Savaşı için Haluk Şahin bir yazısında “Bu savaşa tarihin ilk 'hakikat-sonrası' (post-truth) savaşı diyebiliriz” demektedir. Bu vahim savaşa yönelik insanların gerçek olarak kabul edeceği ve duygularını olumlu ya da olumsuz anlamda etkileyen, kamuoyu oluşumunu hızlandıran sahte bilgi ve görüntülerin yayılmakta olduğu, toplumların nasıl hissetmesi gerektiğine yönelik manipülasyonların arttığı görülmektedir. Medya ve özellikle sosyal medyada yer alan yanlış ve yanıltıcı bilgi ve görüntülerden bazılarının eski çatışmalardan alınan askeri eylemlerken, bazılarının video oyunu görüntüleri, bazılarının da dünyanın başka yerinde yaşanmış olayların fotoğraflarının bu savaşa mal edilmesi olarak karşımıza çıktığını yine medyadan öğreniyoruz.

Son on yılın popüler kavramı olan post-truth, aynı zamanda günümüz medyasında yer alan fotoğrafın ve diğer görüntülerin doğruluğunun sorgulanması konusunu da ön plana çıkarmıştır. İnsanların sahte ile gerçek görüntüyü ayırt edebilmesi ve bu konuda farkındalık kazanmaları oldukça önemlidir. Saygın medya kuruluşları bile yanlış bilgi, görüntü ya da fotoğraf yayınlayabilirken, bireylerin sosyal medyadan paylaştıkları fotoğrafların doğruluğunu hiç sorgulamadan kabul etmek mümkün değildir.

Fransız düşünür Baudrillard’ın ifade ettiği gibi, gerçekliğin kendisinin değil, onun kopyalarıyla yer değiştirildiği bir yeniden üretim dünyasında simülasyonlar ve simülarklarla kuşatıldığımızı unutmamalıyız. Toplumsal açıdan baştan çıkarıcı bir fenomen olan fotoğraflarla ilgili bilgi, gerçeklik, özgünlük, doğrulama gibi konulara paylaşımlarımızda dikkat etmeliyiz.