Uğur Şimdi'nin 12 Nisan 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

İnsanoğlu istekleri konusunda daima seçici olmuş, talep ettikleri ile elde edebildikleri arasında hayatını idame ettirmiştir. Bazen özel sebepler bazen de mali yükümlülükler, bu tercihlerin ana sebebini teşkil etmiştir. Tüketiciler çeşitlilik fazlalaştıkça, alım gücüne göre tercihlerini belirlemişlerdir. İhtiyaçlar dâhilinde, arz-talep fiyat ile buluşunca piyasa mekanizması çalışmaya başlar. Piyasa dengesine ivme katan diğer bir önemli faktör de  tüketici eğilimleridir.  Tüketim tercihlerinin arasındaki farkındalık ise bireyseldir. Farkındalık, tüketimin bilinçsel düzeyini etkileyen mesajlar yoluyla yönlendirilir. İhtiyaç olan mal ve hizmetler satın alınmadan önce yarayışlılık düzeyi belirlenmesi için; bilgi toplama, değerlendirme ile devam eden bir süreç yaşanır. Bilinçli tüketici için karar vermeyi etkileyen birçok etkileşim mevcuttur.

Şüphesiz fiyat pahalılığı ve enflasyon, tarihin her döneminde karşımıza çıkmaktadır. Tarih var oldukça da bunları konuşmaya devam edeceğiz. Devletlerin ekonomik hedeflerinin başında; arz ve talebi dengeleyip, alım gücünü arttırarak, toplumsal refaha ulaşmak yer alır. Kuruluş tarihinden itibaren Türkiye ekonomisi, birbirinden çok farklı süreçler yaşadı. Savaştan çıkıp, devlet kuran bir ekonomik kalkınma hamlesi de yürüttü, girmediği savaşın kıtlığını da yaşadı. Başka ülkelerin yardım programlarından da faydalandı. Askeri ve siyasi darbelerin gölgesinde kaldığı da oldu. Halka anahtar vadedenler de oldu, yastık altına göz koyanı da. Kimisi de ülkeyi küresel çıkarların pazarı haline getirdi, piyasa odaklarının hedefinde bıraktı.

 Kriz ekonomisi öncesinde nispeten daha düşük fiyatlarla ürün ve hizmetlerden yararlanma imkânı oldu. Yılbaşı masalarında görülen muz, kivi, cips çikolata senenin diğer günleri de sofralarda buluştu. Yıllarca evine telefon hattı çekilmesi için uğraşan, araya nüfuzlu kişileri sokanlar, bugün kampanya ve üyelik için telefonla taciz ediliyor. Mütemadiyen varoşlarda görülen arabaların, çocuklarda yarattığı sevinç çığlıkları; otopark kavgalarındaki nidalara terk etti yerini. Hatta bugünlerde yakıttaki fahiş yükseliş nedeniyle, otoparkta kullanılmayan araçların sükûneti hâkim. Tüketici sıcak para akışının; iç piyasada krizleri tepkilemesini ekonomik refahla karıştırdığı için, bugün olan bitene anlam vermekte zorlanmaktadır. Her yer fırsat, her vitrin indirim. Bir o kadar fazla çeşit ve ışıltılar ancak para dönmüyor, siftahsız kapanıyor dükkânlar…

Alım gücündeki pozitif değişimi, salt zenginleşme olarak görebilir miyiz? Endüstride alternatif kaynakların kullanılması, üretim sürecin hızlandırılması ve diğer ARGE çalışmaları sonucunda sağlanan maliyet düşüklüğü, fiyatlara yansıdığı gibi faydasını da aynı oranda arttırıyor mu? Yani teknolojinin gelişmesiyle ürünlerin daha ucuz fiyattan, daha erişilebilir hale gelmiş olması, eşit yarayışlılığı sağlıyor mu? Yoksa geleneksel yöntem veya daha az girdi kullanımı olan ürünler hala orta gelire göre ulaşılamaz fiyat pozisyonunda mı bekliyor? Bu açıdan alım gücüne bağlı tüketim anlayışını tekrar gözden geçirelim. Örneğin, sadece tok kalmayı baz alacak olursak, kuru ekmek yemekle biftek bonfile yemek arasında fark olmadığı düşünülebilir. Bu bağlamda, sadece doymuş olmayı düşünerek, nasıl doyulduğunun önemli olmadığı hipotezi üretilebiliyorsa, nispeten tüketim bilincinin de yok sayıldığı rahatlıkla söylenebilir. Tüketicilerin satın alacakları ürünler arasında tercih yaparken, öncelikli kıstası nedir?  Hiç şüphesiz fiyat diyorsanız, aslında satın almaya karar vermedeki birçok kıstası da elemiş bulunuyorsunuz.  Bugünlerde ise durum, pandemi sürecinden de kötü halde. Çünkü artan fiyatlar, arz edilen ürünlerde daha düşük kaliteyi beraberinde getirdi. Tüketim alışkanlıklarını değiştirecek düzenlemeler başladı bile. Birçok ürünün gramajı düşürülerek, fiyat sabitliği sağlanmak isteniyor. Kredi kartıyla kazanılan puanlar için kullanım süreleri düşürülüyor. Kısacası yaşam kalitemiz gün be gün düşüyor gözlerimizin önünde. Firmalar ürettikleri hizmetlerde müşteri memnuniyetinden çok parasının ödenmiş olması garantileyecek düzenlemeleri hayata sokuyor. Ek maliyetler sürekli tüketiciye yansıtılıyor. Her aldığınız ilave ürün ve hizmet için ekstra para ödemek zorunda kalıyorsunuz. Hatta hizmet verenlerce piyasadan daha pahalı ürünler, zorunlulukmuş gibi dayatılıyor. Bu durumda tüketiciler de daha fazla araştırma ve değerlendirme sürecinden sonra ürün ve hizmeti satın alabiliyorlar. Sonuç olarak, bu yansımalar tüketici alışkanlıkları ve hayat kalitesini derinden sarsacak durumdadır.  Daha önce ödemediğimiz birçok şeye para ödüyoruz ve bunların hayatımızın vazgeçilmezleri arasına girmiş durumdadır. İnternet paket ücretleri, kanal abonelikleri, enerji kullanımındaki artış... Tüketim alışkanlıkları ile yaşam memnuniyeti arasındaki ilişkiyi de gelişmişlik olarak düşünebilir miyiz? Evet, büyük ve köklü değişimler oldu inkâr edilemeyecek derecede hem de. Nüfus arttıkça, ihtiyaçlara bağlı olarak işletmelerin ticari kapasiteleri de arttı. Sonuç olarak dağıtım ve tedarik kanalları akabinde pazarlama kabiliyeti gelişti.

 İnsanlar birçok konuda hizmet ve ürünlerin lütufmuş gibi lanse edilmesinden rahatsız. Sunulan her ürün ve hizmette de bu algı var sanki. Yarayışlılığı konusu ise muamma. Fiyat erişilebilirliği olan birçok ürün kaliteden yoksun. İyi işçilik, sağlam malzeme ise hala ulaşılamaz boyutta. Bu açıdan baktığımızda gelişmişliği yarayışlılıkla beraber değerlendirmek ancak realiteyi ortaya koyar. Erişilebilirlik çok iyi; çarşı, pazar çeşitlilikten yıkılıyor ancak cüzdanların renk tonu başka… Işıltılı haberler, çok önemli açıklamalar ve de bilgiden yoksun iktisadi çıkarımlar ile piyasa algısı yönlendirilemez. Bir kartopu gibi büyüyen ve etrafımızı saran bu kaos ortamının geldiğini göz ardı etmek için metaverse evreninde yaşamak gerekir. Ekonomideki dar boğazın tek sorumlusu mal ve hizmetleri üretenler değil, üretim şartlarını iyileştirmeyenlerdir. Sistem güvenilir, şeffaf ve katılımcı bir yönetim tarafından kontrol edilmelidir. Kalkınmacı, demokrat ve milliyetçi bir bakış açısıyla politikalar üretilmeli, ülkeye olan güven arttırılmalıdır. Bunlar için de öncelikle adalet ve hukukun üstünlüğünü gören liyakatli bir yapı gereklidir. Güneşin aydınlığında mutlu bir Türkiye ye uyanmak dileğiyle…

Bu haftaki iyi şey; Denizgiren Mahalllesi, Salman/ Karaburun sıcak içeceğinizle uzunca vakit geçirebileceğiniz eşsiz bir manzara, akabinde Küçükbahçe’ye uğramadan dönmeyin…