02.11.2020, 06:17

RADİUS’TAN HABER YOK!

RADİUS’TAN HABER YOK!

Deprem gerçeğiyle karşılaşınca bir kez daha gördük ki ülke olarak yapı stoklarımız çok sorunlu. İçinde yaşadığımız, işyeri olarak kullandığımız mekanlar başta olmak üzere gittiğimiz yerler, eğlendiğimiz alanlar her an başımıza yıkılabilir. Cuma gününden bu yana da yabancı uzmanlara göre şiddeti 7’ye kadar çıkan depremin etkileriyle uğraşıyoruz. İzmirliler olarak teyakkuzdayız, tedirginiz. Bizim toplumumuzda ‘her şeyi devletten beklemek’ gibi bir tanımlama var. Elbette insanlar ekonomik durumuna, bütçelerine göre uygun olan yerlerde yaşıyorlar ama ‘benim binam sağlam, bize bir şey olmaz’ mantığından da kurtulamıyoruz. Bunun en önemli örneğini Karşıyaka Bostanlı’daki yatık binalarda yaşadık. Yıllardır gözle görülür bir şekilde yamulan, her an yıkılma tehlikesi olan binalar belediyenin müdahalesi olmasa öylece kalacaktı. Sebebini biliyor musunuz? Uzmanların ‘terk edin, boşaltın’ uyarılarına rağmen vatandaş kendi başına birkaç yapı denetim firmasına başvuru yapıp parayla ‘sağlam-oturulabilir’ raporu aldığı için. İşte bu raporlar binaların yıkımının durdurulmasına engel oldu. Sonunda Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü bilirkişi raporlarıyla yıkıma onay verdi. İzmir 1. Derece deprem kuşağında bulunuyor. Batı Anadolu Fay Hattı olarak tabir edilen ana fayların yanında irili ufaklı birçok fay kırığı mevcut. Burada en önemli konu da bizim kurum ve kuruluşlar dahil depreme ne kadar dayanıklı olduğumuzdur. Birleşmiş Miletler’in başlattığı RADİUS Projesi’ne Dünya’daki 58 kent ile birlikte İzmir de başvuru yapmıştı. BM sekretaryası 1998 yılında İzmir’i pilot 9 şehir arasında seçti. Burada amaç İzmir’in deprem hasar senaryosu geliştirilirken risk yönetim planı da belirlenecekti. Üniversiteler, kurumlar ve odalar İzmir’de 220 bin adet binaya ilişkin önemli tespitler yaptı. Bu senaryo Türkiye’de bir ilkti. Sonra ne oldu? Koca bir hiç. Çünkü 2017’ye kadar İzmir’in yapı stok raporunun çıkartılması düşünülürken bugün gelinen noktada ortada alınmış bir arpa boyu yol yok.

 

300 BİN RAKAMI SİZCE AZ MI?

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile İzmir Büyükşehir Belediyesi arasında yıllardır “kentsel dönüşümü sen yaptın, ben yaptım” tartışması var. Büyükşehir ilkesel olarak bakanlığın dönüşüm kanununu kabul etmiyor. Örnek vermek gerekirse bakanlığa göre bir binada başvuru yapanların oranı yüzde 51’i bulunca o bina yıkılabilirken belediyede bir tane bile itiraz olsa işlemler duruyor. Büyükşehir’in yüzde yüz uzlaşı sloganlı yürüttüğü çalışma sadece Karabağlar Uzundere’de hayata geçti. Şimdiye kadar inşa edilen konut sayısı ise 400 adet civarında. Ayrıca, Bayraklı, Gaziemir, Konak, Karabağlar, Karşıyaka gibi ilçelerde de kentsel dönüşüm projeleri mevcut. Bakanlık ve belediye raporlarına göre İzmir’de 300 bin adet acil yıkılması gereken bina var. İnşaat Mühendisleri Odası’nın son raporuna göre 670 bin adet binadan 70 bini 7 şiddetinin üzerinde bir depremde yıkılabilecek durumda. Bu oranlar gerçekten dehşet verici. İzmir, birçok ilin desteği ve kurumların işbirliği ile yıkılan 3-5 binanın enkazındaki canlarımızı kurtarmaya çalışırken hep birlikte soralım; 300 bin rakamı sizce az mı?

 

BU AYRIŞMA NİYE?

Depremin yaşandığı andan itibaren yaşadığımız korku, panik bizi birçok şeye yeniden sevk etti. Pandemi nedeniyle yazlıklarına ve bahçeli evlerine dönen İzmirliler bir süre önce sezonun bitmesiyle geri dönmüştü. Furya yeniden patladı. Şehre yakın ilçelerde bahçeli ev, kiralık konut, tarla ve prefabrik yapı fiyatları yeniden tavan yaptı. Elbette bizi etkileyen bir önemli konu da ulaşım yolları. Herkes özel aracına binip en yakın yere ulaşmaya çalışırken kaos yaşandı. Tüm bunları kısa süre içinde atlatacağımıza inanıyorum. İnanmak istediğim bir şey daha var. Çalışmaları izlemek üzere birçok kez enkaz alanlarına gittim. Ne yazık ki ciddi bir meraklı kitle ve fotoğraf heveslisi var. Adeta turistik ziyaret yapar gibi araçlarıyla bölgeye insanlar akın akın geliyor. Bu da görevlilerin çalışmalarını bazen zorlaştırıyor. İnsanlar enkaz altında yakınlarından gelecek en ufak bir haberi beklerken toplumumuzun içinde bulunduğu durum ayrıca üzücü. Son olarak bir tespitimi daha paylaşmak istiyorum. Deprem sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere siyasi parti liderleri bölgeye geldi. Hepsi ayrı ayrı çalışma yaptı ya da işleri yerinde gördü. Hiçbirisi İzmir masası etrafında bir araya gelmedi. Mesela Erdoğan’ın ziyareti öncesinde bakanlar AFAD merkezindeydi ama ne Büyükşehir ne de ilçe belediye başkanları orada yoktu. Bir vatandaş olarak soruyorum böyle afetler bizi bir araya getirmeyecekse ne getirecek? Bu ayrışma, siyasi görüş farklılıklarından kaynaklanan tutum niye?

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@