(Çok uzun yıllar önce yazdığım bazı yazıları arada sırada yineliyorum.

Gördüğü ilgiye bakınca yinelemenin yanlış olmadığını görüyorum.

Bu yazı da onlardan biri... )

Yıllar yılları kovalıyor ve her şey değişiyor...

Değişmeyen tek şey değişim.

Peki ya görgü kuralları?

O çoğumuzun uygulamakta hep göz ardı ettiğimiz görgü kuralları?

Onlar ne alemde?

Değiştiler mi, aynı mı kaldılar?

Değişseler mi iyi, aynı mı kalsalar iyi?

Onu bunu bilmem; 3.binyılın içinde ilerlediğimiz bu yıllarda buna "cüret ediyorum" ve bazılarını hatırlatıp görüş bildiriyorum:

Taksiye binerken kendiniz ön tarafa şoförün yanına oturup, eşiniz, sevgiliniz, arkadaşınız, kardeşiniz ya da anneniz hanımefendiyi arka koltukta yapayalnız bırakmayın. Kabalık bu kadar da zirve yapmamalı; bunu yapmayın artık.

Toplu ulaşım taşıtlarında, yaşınız ne kadar ilerlemiş olursa olsun; gençlere ters ters bakıp ve söylenip, onları kendinize yer vermeye zorlamayın. Kimse kimseye yer vermeye mecbur değil. Çünkü, birinin, ayakta duramayacak kadar hasta olup olmadığını sadece o kişi ve Allah bilir. Zaten, gençler kadar yaşlılar da terbiyeden eşit derecede uzaklaştı; ben şahsen, gençler yer verdiğinde o yere otururken teşekkür eden ihtiyar çok az gördüm.

  • Ama eğer gençseniz, yaşlılara mutlaka ve mutlaka büyük saygı gösterin. Her yaşlı bunu hakeder. Ve onlara asla, onların duyabileceği biçimde "ihtiyar" demeyin; çünkü hem terbiyesizlik yapmış olursunuz, hem de cahilliğiniz belli olur. Tıpkı Obama'nın kendisinin siyahi ama zihniyetinin beyaz oluşu gibi, nice ihtiyarlar aslında sizden daha gençtirler, ancak siz bunu anlayamıyorsunuzdur.

  • Birkaç durak sonra ineceğiniz halde, metro treninde ya da belediye otobüslerinde yer kapma savaşlarına girmekten kaçının. 180 saniye için kavga etmeye, kalp kırmaya ve tansiyon hoplatmaya değmez.

  • Siyasetçiyseniz, bir basın açıklaması yaparken, koca koca adamları arkanızda ayakta bekletmeyin. Çok ayıp.

  • Bunu vurgulamak bazılarına abesle iştigal gibi gelebilir ama, maalesef çok bilmeyen var: Birine nezaketle hitap ederken Sayın sözcüğü ismin değil, soyadın önünde kullanılmalıdır; yani Sayın Mustafa, Sayın İbrahim, Sayın Celal değil; Sayın Balıbey, Sayın Karaosmanoğlu, Sayın Öztürk gibi. Sayın sözcüğünü isimle birlikte kullandığımız zaman komik olursunuz.

  • Bir tanıdığınız telefon ettiğinde "seni az sonra arayacağım" diye kapatıp aramamazlık yapmayın. Sakın bu duruma düşmeyin. Siz kendinizi ne sanıyorsunuz ki!

  • Şemsiye sadece bir taneyse bunu kesinlikle ve kesinlikle birlikte yürüdüğünüz hanımefendinin üzerinde tutun. Böyle yaptığınızı da belli etmeyin.

  • Yürüyen merdivenlerde, önünüzdeki tanımadığınız hanımefendi ile aranızda en az 2 basamak mesafe bırakın.

  • Çok gerekmedikçe tanımadığınız bir hanımefendi ile aynı asansörü kullanmamaya çalışın; bırakın rahat rahat çıksın (ya da insin), siz bir sonraki asansörü bekleyin. Belki saçlarını düzeltecek, belki rujunu tazeleyecek... Erkek dediğin böyle şeyleri bilmeli.

  • Annenizi babanızı (ve kayınpederiniz ile kayın validenizi) asla ihmal etmeyin. Onlara hiçbir zaman haklarını tam olarak ödeyemeyeceğiniz kadar borçlusunuz.

  • Sevdiğinize (ve sevdiklerinize) sürekli olarak onu (ve onları) sevdiğinizi söyleyin. Üşenmeyin, korkmayın, ertelemeyin, utanmayın. Bu kadar da pinti olmayın; sadece "seni seviyorum" diyeceksiniz, o kadar.

Daha çok var... Şunu unutmuş, "keşke onu da yazsaydı" demeyin.

Daha zamanımız var, hepsini konuşuruz.

Ta ki, hepimizin yüzünde badem çiçeği pembeliğindeki tebessümler biraz daha artıncaya kadar.