09.08.2020, 21:06

Risk hepimizde...

Kıssadan hisse var bize düşeni alalım bakalım...

“Duvardaki çatlaktan bakan fare, çiftlik sahibi ile karısının bir paket açtıklarını gördü. ‘İçinde yiyecek mi var?' derken, bir baktı ki fare kapanı!

Hemen bahçeye koşup, alarmı verdi: Evde kapan var! Evde kapan var!

Tavuk gıdaklayıp, kafayı kaldırdı ve şöyle söyledi: "Bay fare, bu sizin için ciddi bir sorun olsa da, beni ilgilendiren bir tarafı yok ne yazık ki!" 

*

Fare dönüp bu sefer koyuna, ‘Evde kapan var, evde kapan var’ dedi.

Koyun konuyla ilgilendi ama kendi hesabına, "Üzgünüm bay fare, vah vah emin ol senin için dua edeceğim" dedi.

Fare bu kez öküze yöneldi: ‘Evde kapan var! Evde kapan var!’ diye bağırdı nefes nefese.

*

Öküz: "Bay Fare, senin için üzüldüm, ama burnumu sokacağım bir şey değil" dedi.

Ee farenin de başını eğip, gitmekten başka çaresi kalmamıştı…

Yalnızlık ve terk edilmişlik hisleri içindeki fare, kapanı ile artık tek başına başa çıkmaya çalışacaktı.

O akşam evde, alışılmamış bir ses duyuldu. Sanki bir kapan, avının üzerine kapanmıştı.

Sese koşan çiftçinin karısı, kapana zehirli bir yılanın kuyruğunu kaptırdığını karanlıkta görmemiş, yılan da kadını ısırmıştı…

*

Çiftçi karısını hemen hastaneye götürdü. Karısı eve ateşli ve hasta olarak döndü.

Eee ateşli insana ne verilir? Sıcacık bir tavuk çorbası... Tavuk hemen kesilmiş ve acilen pişirilmişti.

Ama kadın hala iyileşmiyordu.

Eee eş dost ahbap gelince hasta ziyaretine, çiftçi de sofraya koyunu kesip çıkarmak zorunda kaldı...

Ama çiftçinin karısı iyileşmemiş; ölmüştü...

Aman ne kalabalık gelmiş cenazeye, ne kalabalık...

Bu sefer de konukları doyurmak için kesilen öküz oldu.

Fareye de olan biteni deliğinin ardından izlemek kaldı...

Onun için bir daha, seni ilgilendirmeyen bir sorun karşına çıkarsa bir düşün!”

*

Şimdi gelelim ana düşünceye.

Kıssa bize ne anlattı?

‘Bir kişi tehdit altındaysa, bizde risk altındayız’ demektiri anlattı.

Öyle ‘bana bir şey olmaz’ diyerek sıyrılma.

Bu yol meşakkatli.

Birlikte yol alınmalı.

Birbirimizi kollamalıyız.

Güvenebilmeliyiz.

Ve paylaşmalıyız.

*

Etrafınıza bir bakın.

Esnafa bir bakın. Kan ağlıyor.

Küçük işletmeler kan ağlıyor.

Kredilerle yani borçlarla iş çevirmeye çalışıyorlar.

Borç ertelemesi olmayınca ne oluyor?

Faizli borç ertelemesi.

Ve altında çalışan onca insan var ortada.

Dolar aldı başını gitti.

Kazananlar gücüne güç kattı.

Olan yine küçük işletmelere, küçük esnafa oldu.

*

İşte mesele burada.

Tam da bu.

Bir kişi dahi tehdit altında ise risk hepimizi kapsar durumundayız.
Batan ne varsa bilin ki, peşinden batan onca iş, ev, aile, çoluk, çocuk var.

Ekonomik darboğazlardan elbette kurtulacağız.

Ancak konuyu iyi anlamak gerek bu süreçte.

Bilinmeli ki; “Bir kişi dahi tehdit altında ise hepimiz o tehdidin en dibindeyiz.”

Kurtuluş yok.

*

Öyle ‘ben cebimi doldurayım.’

‘Cukkama bir cukka daha ekleyeyim’ demek yok.

Bencillik peşinde koşanlar günü gelir kendi bencilikleriyle yüzleşirler.

Ekonomik düşüş onca kişinin düzenini bozarken 'düzenim bozulmayacak' diyen kişi ülkesini, devletini, çevresini sevmeyen kişidir.

*

Bu dönemde asıl birlik ve dirlik olma zamanı.

Bu ülke ne badireler atattı.

Bu oyunları mı atlatamayacak.

Bunu da atlatır elbet.

İşte bu yolda ‘az zayiat’ ile süreci tamamlayabilirsek ne ala.

*

O yüzden kıssadan hisseden payına düşeni al.

Bana bir şey olmaz diyerek olanı da görmemezlikten gelme.

Bu ülke hepimizin.

Gemi batarsa içindekiler kim? Onu düşün...

Mutlu kalın...

Dip notlar;

Tek ses...

Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik saldırılara karşı tek ses oldu 5 Ağustos günü.

Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmaması, sözleşmeyi tam olarak uygulaması için ülkenin dört bir yanında sokaklara çıktı. “Haklarımızdan ve hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz” diye seslendiler.

Ancak şehrimize yakışmayan bir davranış da sergilendi bu tek ses gününde.

İzmir Alsancak'ta polis kadınlara müdahale etti. 15'i kadın, 16 kişi gözaltına alındı.

Ölmemek ve şiddet görmemek için sokakta protesto yaparken şiddet gördüler.

Demokrasi liginde sınıfta kaldık.

Ve düşünüyorum.

Kadın ve erkek kimliklerinin ötesine ne zaman geçeceğiz.

Çok uzak gibi.

Bu ülkede kadın ve erkek birbirini et parçası olarak görmekten vazgeçtiğinde belki...

Kadını sadece güzellik objesi gibi görmekten ne zaman vazgeçilecekse belki...

Algılar değiştiğinde belki...

Bilmiyorum.

Bildiğim tek gerçek bu ülkede birçok kadının acı çektiği.

Ve onların acılarını hissedenlerinde savrulduğu gerçeği.

Savrulanlar ve acı çekenler istedikleri hayatı yaşayamıyorlar.

Her an o gülen maskeler ile evde, işte sokaktalar.

Yeni vakaların çoğu genç...

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) “Yeni covid 19 vakaların çoğu genç. Daha önce de söylemiştik, yine söyleyelim: Gençler yenilmez değil” ifadesini kullanarak bir açıklama yaptı.

Bu açıklamaya göre koronavirüse yakalananlar arasında ki 15 ila 24 yaşındaki gençlerin oranı son beş ayda üç katına çıkmış demek.

Bu analiz 24 Şubat ve 12 Temmuz arasındaki 6 milyon vakayı içeren bir analiz.

Peki, beş ayda ne değişti?

Gençlerin payı yüzde 4,5'ten yüzde 15'e çıktı.

Yani ABD’nin yanı sıra, İspanya, Almanya ve Fransa gibi Avrupa ülkeleriyle Japonya gibi Asya ülkelerinde yeni vakaların çoğu gençlerden oluşuyor...

Değişen çok şey var ama bu sadece biri.

Fıkra;

İstanbul’da bir fabrikada çalışan Temel’e arkadaşları sataşarak:

-‘Nedir bu ya hiç hamsi lafi ağzından düşmüyor? Övüp övüp duriyusun. Yetti da. Ne kuş gibi ne de horoz gibi öter. Bırak şu hamsiyi övmeyi’ derler.
Temel, bu sataşmaya çok bozulur ama altında da kalmaz:

-‘Yanayım hau ahmak kafalarıniza… Ula, sizun kafanızi sokayım suyın içina da, siz konişın bakayım’der ve kıs kıs güler...

Günün sözü;

"Bir kültür, bir sistem içinde doğup büyüyen bir insan, kolay kolay o çerçevenin, o örf-adetlerin dışına çıkamaz, yanlış bulsa da cesaret edip onu kıramaz." Dostoyevski...

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@