Robocop, Türkiye'de yeniden hayat buldu

Süper kahramanlar hep Amerika’dan çıkar ama onları var eden gerçek kahramanlar kimdir, hiç merak ettiniz mi? Robocop’u Türkiye’de yeniden dünyaya getiren usta kalem Mehmet Korkut Öztekin işte onlardan biri

Güncel 09.08.2021 - 07:05 09.08.2021 - 07:06

Uygar ÖZEL / YENİGÜN - Süper kahramanlar hep Amerika’dan çıkarlar ama onları var edenlerin hepsi Amerikalı değillerdir. Amerika Birleşik Devletleri’nden doğmuş bir süper kahramanı Türkiye’de yeniden doğuran Mehmet Korkut Öztekin hayatının her gününü kalem ve kağıda adamış gerçek anlamda bir sanatçı. Çocukluk çağlarından başlayarak bir şeyleri resmetmek için yaşadığı her günü tutkusu için harcamış ve harcamakta olan mesleğindeki gelişme yolunda yaşadığı her güne bir tuğla koymayı başarmış bir çizer, ressam, düşünür, öğretmen, usta... Kendine verdiği bunca emeği dünyaya yayılmış başarıları ile taçlandıran, güzel sanatlar fakültesinde araştırma ve paylaşımlarını öğretim üyesi olarak sürdüren ve başarılarının haklı gururunu yaşayan ve yaşatan sanatçı ile başladığımız sohbet ve röportajımız bitecek gibi değildi. Korkut hocanın paylaşımcı kişiliği ve hakim olduğu alandaki engin bilgisi ile birbirini açan konular, süper kahramanlar, filmler, başka zaman dilimlerinde veya hiç var olmamış alternatif boyutlardaki düşsel yaşamlar ile birlikte başladığınız her sohbet dinleyen için saatler süren bir öğrenme ve hayal etme sürecine dönüşüyor. Onunla tanıştıktan sonra kendisinin dünyevi görevleri dışında başka dünyaların renkli ve siyah-beyaz boyutlarında da yüzen teknesinin yelkenlerine rüzgarlar çizdiğini anlıyorsunuz.

-Korkut hocam kağıt ve kalem ile tanışmanız nasıl başladı ve devam etti?

-Ne zaman, hangi yaşta kalemi elime aldığımı hatırlamıyorum, ancak hayattaki en güzel eğlencenin, kendimi oyalama ve kendimi ifade etme aracının kalem olduğunu düşünüyorum. O kadar uzun zamandan beri birlikteyiz ki sanki hiçbir zaman ayrılmamış, başlangıçtan beri, doğduğum andan itibaren benim organik bir parçammış gibi geliyor. Resim derslerim her zaman çok iyiydi, sonra 1989’da açılan İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesine devam ettim. Ardından, 1994’de Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Grafik bölümünde bir süre başarı bursu ile okudum. Sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Grafik Anasanat dalında yüksek lisans ve sanatta yeterliğimi yaptım. Halen aynı kurumda akademik kariyerime öğretim üyesi olarak devam ediyorum. 2006 senesinde serbest illüstratör olarak çalıştığım dönemde basın ilanları ve reklamlar için storyboardlar yapıyordum. Bu sayede kendi yüksek eğitimimin bir kısmını finanse edebildim. Çizgi roman ve kitap resimleme sanatları benim sanat hayatımın odak noktasını oluşturuyor. 2007’den 2009’a kadar bir takım kitaplara kapak ve iç resimlemeler çalıştım, ayrıca Türkiye’de çizgiroman sanatını geliştirmeyi hedefleyen yenilikçi ve heyecanlı bir gurup genç ile çizgi öykü antolojileri yaptım. Sonra çalışmalarıma internet üzerinde gören bazı yabancı editörler sayesinde uluslararası projelerde çalışma şansını yakaladım.

-Kariyerinizdeki küçük ya da büyük gurur duyduğunuz kilometre taşları nelerdir?

-Ünlü fantastik kurgu edebiyatı ustası, yazar, yönetmen ve ressam Clive Barker’in öykülerinden uyarlanan bir seride misafir çizer olarak yer aldım. Ardından 300 Ispartalı, Günah Şehri gibi filmlerle kendinden söz ettiren ünlü çizer Frank Miller’in kaleme aldığı RoboCop: Son Direniş adlı grafik romanda baş çizer olarak çalıştım. Yeni Zellandalı insan hakları avukatı Brent Williams’ın öz yaşam öyküsünden esinlenilerek kaleme alınan ve klinik majör depresyon üzerine bir sosyal bilinçlendirme vasfını taşıyan Ormandan Çıkış çizgi romanını resimledim. Böylece resimlediğim çalışmalar dünyanın pek çok ülkesinde basılarak farklı dillere çevrildi. Küresel bir şöhretim yok ancak bu tip kült olma vasfına sahip keyifli, yaparken kendimin hiç bilmediğim yönlerimi tanımamı sağlayan projelerde yer almak, bu tip projeleri üretmek beni çok heyecanlandırıyor, işimin en çok zevk aldığım yanı bu. Resimleme sanatı sayesinde edebiyatçılarla, çevirmenlerle, küçük despot liderle tanıştım. Kesinlikle şöhretli olduğumu düşünmüyorum, sadece yaptığım işi çok ciddiye alıyorum. İltifatı seviyorum, ama sadece üretim yaparken kendimi gerçekten çok ciddiye alıyorum, bu heyecanımın karşı tarafa geçmesini diliyorum, çünkü anonim olmayı seviyorum; ayrıca kendimi değerli hissettiren bir sürü seçkin ama mütevazı projede çalıştım. Bu da bana yetiyor. 

-Süper kahramanlar ile çizerlerin ilişkisini kendi açınızdan nasıl açıklarsınız?

Amerikan ana akım çizgi roman karakterleri, süper kahramanlar, çizgi roman sanatının kamuoyunun dimağındaki tanımını belirliyorlar. ABD küresel bir güç olduğu için, kültür ürünleri ABD’nin önemli bir dış ticaret kalemi olduğu için ve ABD bu kültür ürünlerini yumuşak güç enstrümanları olarak kullanmakta oldukça başarılı ve tecrübeli olduğu için hepimiz süper kahramanları tanıyoruz ve pek de seviyoruz. Ama çizgi roman bir öyküleme aracıdır. İyi bir anlatı insana kendi gerçekliğini yansıtır, gerçek ve samimi sorunlarını, çelişkilerini, mücadelelerini aktarır, okuyucuya bu hayatta yalnız olmadığını hissettirir. Bazen çözüm önerileri bile sunar. Pek tabii anlatının odak noktası, okuyucuyu hikâyeye bağlayan en önemli öğe de kahramandır. Bir çizgi roman çizeri olduğunuzda o hikâyenin her türlü görsel anlatı boyutu sizin sorumluluğunuzda oluyor. Bir filmin hem başrol oyuncusu, hem yardımcı rolleri ve figürasyonu, yapım amiri, kostüm ve set tasarımcısı, ışıkçısı, görüntü yönetmeni, her şeyi siz oluyorsunuz. Çizgi roman bazen editörlerin, senaryo yazarlarının, grafik tasarımcıların da çizerle birlikte aktif olarak çalıştığı bir ekip işi oluyor. Bazen sadece yazar ve çizerin etkileşimi ile ortaya çıkan bir ürüne dönüşüyor. Ayrıca müellif çizerler de var bütün projeyi tek başına sürdüren. Projenin kapsamına göre çizerin yükü hafifliyor. Ben açıkçası birbirinden farklı hayali dünyaları ve karakterleri zihnimin sahnesinde canlandırmayı ve bunu kâğıda aktarabilmeyi çok seviyorum.

-Kendi yarattığınız süper kahramanlar kimlerdir ve onlar neden süperdir?

Şimdiye kadar hep başka yaratıcıların hikâyelerini resimledim. Ancak bir süreden beri kendi projem üzerinde çalışıyorum. Yakında okuyucu ile buluşturmak istediğim bu hikâyedeki detaylar şimdilik bana kalsın istiyorum. Açıkçası bir öykünün odak noktası olmak zaten en süper şey; tıpkı bizim kendi deneyimlediğimiz hayatımızda başımızdan geçen her türlü olayın odak noktası olmamız gibi; Herkes bu yüzden kendi filminin kahramanı, iyi yazılmış kahraman karakterleri ile özdeşleşebilmemiz bu yüzden daha kolay oluyor. İzleyiciyi heyecanlandıran, ayna tutan, kendisinden ama farklı, saklı potansiyeline dikkat çeken karakterler yaratmaya çalışıyorum. Mesela bu hikâyem 16.YY doğu Avrupa’sında geçiyor, bu hikâyedeki mekânları ve karakterleri tek tek tasarlamak beni çok heyecanlandırmıştı. Umarım okurken siz de seversiniz.

 

KAHRAMANLAR GENELDE ERKEK

-Süper kahramanların genelde erkek olmaları izleyicinin kahramanı erkek olarak görme beklentisinden midir yoksa kadın süper kahramanlara henüz alıştırılmadık mı? Mesela benim en favori kahramanım Alien’deki Bayan Ripley.

-Evet, Ripley çok güzel bir örnek kahraman kavramına. Ayrıca onunla ilgili küçük bir detay var; Aslında Ripley karakteri senaryoda bir erkek olarak tasarlanmış, ama sinema uyarlamasını yaparken bu karakterin cinsiyetini değiştirmeye karar vermişler. Böylece onu efsanevi Sigorney Weaver canlandırmış. Amerikan çizgi romanının yaratığı süper kahraman karakterlerinin çoğu erkek, kadın kahramanlar da var bir sürü aslında, ancak sinemaya uyarlanmadıkları için genel izleyici onların isimlerine ve öykülerine yabancı. Bu gün çok popüler olan pek çok kahramanın erkek olmasının sebebi aslında çok yaşlı olmaları. Cinsiyet tercihinin belirleyici faktörlerinden biri de bu hikâyelerin kaleme alındığı dönemin, yerin konjonktürü, normatif değerler silsilesi. Örnek olarak Süperman 1938’de, Yarasa Adam, Batman de 1939’da ilk kez yayınlanmış. O dönemlerde kadın ve erkek ilişkilerinin toplumsal boyutu farklıymış. Süper kahramanlar vatandaşa ergin gücüne sahip çıkma hakkını hatırlatan sembollerdir. Adaletsizlik ve haksızlık karşısında, doğal afetlerde, toplumsal infiallerde inisiyatifi bireyin eline alarak savunmasız, güçsüz olanın hakkını korumak için harekete geçmesi gerektiğini anlatırlar aslında. Kadın süper kahramanların ortaya çıkışı ya da atılgan ve mücadeleci, baskın kadın karakterlerin türlü anlatılarda yer almaya başlaması bize de bir şey söylüyor bu arada. Kadınların kendi haklarını bilmesi, hayatlarının kıymetini bilmesi, eğitim, fırsat eşitliği, kariyer eşitliği gibi alanlarda mücadele etmesi gerektiğini söylüyorlar bize. Bu da aslında gerçek hayatta aslında kadın-erkek eşitliğini korumak ve güçlendirmek için her zamankinden daha fazla çaba harcamamız gerektiğini ortaya koyuyor.

-İlham aldığınız Türk sinema karakterleri, oyuncuları, coğrafyaları, masalları var mı?

-Tabii ki Cüneyt Arkın, Kartal Tibet, Erol Taş, Şener Şen. İnanılmaz karakterler yarattılar bu büyük ustalar. Dünya çapındalar benim için. Dünya çapında olmalarını istiyorum onların. Dünyanın bilmesini ve konuşmasını isterim onları. Örnek olarak Cüneyt Arkın’ın Kara Murat filmleri; Düşünsenize şimdinin sinema teknolojisi ile yapılmış olsalardı veya Amerikan sinemasında yapım için harcanan bütçeler gibi para harcanabilseydi o yapımlara ne muazzam işler çıkardı ortaya. Hala da muazzam işler bence. İmkânsızlıklar içinde üretmişler. Sadece sinema yapmaya odaklanmış demirden bir irade!

Dünyanın sizinle tanışmasını sağlayan Robocop’un kendisi için Robocop olmak nasıl bir şeydir ?

-RoboCop, Amerikan kapitalist yaşam tarzı ve şirketleşmenin bireyin bizzat kendisini nasıl bir emtiaya bir nesneye dönüştürdüğünü anlatmaya çalışıyor. Kontratlarla sistem sizi kendisine bağlıyor, borçlandırıyor; böylece siz ona, o da size mecbur olarak devamlı asla kapanmayacak bir borcu ödemek için gece gündüz çalışıyorsunuz. Sistem öldüğünüzde bile sizi rahat bırakmıyor; bedeninizden arda kalanlardan bir makine üretip onu tekrar hizmete sokuyor. Sizi bebek maması ile besliyor, riyalarınızı monitörden izliyor. Sizi ömrünüzün geri kalanında dünyayı bir televizyon-bilgisayar ekranının çerçevesinden bakmaya mahkûm ediyor. Ne yapmanız ne söylemeniz gerektiğini size dikte ediyor. RoboCop, sistemin mekanizmalarına hapsolmuş bir bireyin kendi özgün iradesini geri kazanmak için verdiği mücadeleyi anlatıyor. Kafesi bedeninden ve ruhundan daha dar olan vahşi bir hayvan o! RoboCop’u canlandıran efsanevi aktör Peter Weller da karakteri buna benzer tanımlıyor zaten.

 

Yorumlar