13.07.2017, 07:16

Rodos

“Eski Şehir” ve “Yeni Şehir” olmak üzere Rodos şehri, ikiye ayrıldığı söylemişlerdi.

Tanıtımlarda Rodos’u şöyle anlatıyorlar: “Ege Denizi‘nde bulunan Oniki Adaların en büyüğü ve Oniki Adalar idari bölgesinin ve (Simi, Herke, İleki ve Meis adalarını da içeren) Rodos ilinin merkezi. Bu nedenle de önemli. Dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen Rodos Heykeli (Kolossos) M.Ö. 280 yılında Dorlar tarafından Rodos liman girişinde inşa edilmiş, Rodos şehrinin Tapınak Şövalyeleri tarafından inşa edilmiş kalesi ve Orta Çağ‘dan kalma mahallesi UNESCO Dünya Mirası Listesi‘nde.

Deniz sahili yaklaşık 220 km olan adada Rodos şehri adanın kuzey ucu sonundadır. Antik çağ sitesi ve modern ticaret limanını içerir. Ana havayolu kapısı Rodos Diagoras Uluslararası Havaalanı. Adanın kuzey ucundaki Rodos dışındaki en önemli yerleşim, güneydoğu sahilindeki Lindos.”
Adaya ayak basar basmaz bir taksiye atladığımız gibi otelin yolunu tuttuk. Sonra ver elini Eski Şehir’e…

Eski Şehir (Kale içi), Ortaçağ’a ait 6 kapıdan oluşan bir kalenin içine kurulmuş bir şehir. Gezdikçe hayran kalacaksınız… 4 kilometre uzunluğundaki yüksek kumtaşı duvarlardan yapılmış devasa bir hisar olan Rodos Kalesi, sizi adeta bir zaman yolculuğuna çıkaracak. Rodos, surlarla güçlendirilmiş en iyi durumda olan ortaçağ kentlerinden biri olup UNESCO’un “Dünya Kültür Mirası Anıtları” listesinde yerini almış. Kale içinde gezerken, şövalyelere ait binalara, hendek ve siperlerle çevrilmiş surlarına, kiliselerine, camilerine, saraylarına, meydanlarına, bahçelerine ve evlerin avlularına çok dikkatli bakmanızı öneririm.
Kale içi, turistik eşya satan dükkânlar, tavernalar, mağazalar ve kuyumcuların bulunduğu eski çarşı olarak adlandırılan bölgeye de ev sahipliği yapmakta.
1309 senesinde, Rodos Şövalyeleri (Saint Jean Şövalyeleri) yönetimine giren bu şehir, ortaçağ Avrupa modeline göre yeniden inşa edilmiş. 14. ve 15. yüzyılda Saint Jean Şövalyeleri, bu şehri genişletip güçlendirerek Ortaçağ Rodos kentini meydana getirmişler. Böylelikle de bu antik kent ikiye bölünmüş. “Collachium”, şövalyelerin kaldıkları bölge. Bu yüzden en önemli binaları buraya inşa etmişler. Asıl kent ise “Burgo” yerel halkın yaşadığı bölge. Burgo’daki 14.yüzyıldan kalma bazilika Meryem Ana Kilisesi (The Church of Panagia- of Burgh) 2.Dünya Savaşı’nda çok zarar görmüş olmasına rağmen, görülmeye değer yerlerden birisi.

Şövalyelerin inşa ettiği bu kuvvetli kale duvarları, Fatih Sultan Mehmet döneminde, 1480 senesindeki Osmanlı saldırılarına karşı koyup ayakta kalabilmiştir. Rodos, 1522 senesinde Kanuni Sultan Süleyman’ın ordusuna yenik düşmüş ve ada yaklaşık 400 yıl Osmanlı İmparatorluğu mülkiyetinde kalmış.
Kale içinde tipik bir “Türk Kahvesi”nde göreceksiniz. Anadolu’daki kahvehaneler gibi… Burada yorgunluğunuzu giderebilirsiniz.

Sokrates Sokağı’nın sonunda, gül pembesi duvarları ve dikkat çeken minaresiyle Kanuni Sultan Süleyman Camisi’ni ve karşısındaki kütüphaneyi kesinlikle ziyaret edin. Osmanlı hâkimiyetini simgeleyen camii 1523’te yapılmış ve Rodos’un en görkemli camisi. Rodos Müslüman Türk Vakfı’na ait olan caminin minaresi, tehlikeli olduğu gerekçesiyle 1987 senesinde yıkılmış, günümüzde, günün belirli saatlerinde müze olarak ziyaretçilere açık olan Kanuni Sultan Süleyman Camisi ayrıca Süleymaniye Camii olarak da bilinmekte.
Kale içi hemen gez dolaş bitecek gibi değil…“Bugün gezmekten yoruldum, yarın devam ederim” derseniz, doğrusunu yaparsınız…
Kaleden çıkıp da yeni şehre giderken “Hipokrat Meydanı”nı da gezmenizi öneririm… Burası hediyelik eşya satan, restoran, kafe-bar tarzı yerlerin bol miktarda olduğu ve özellikle akşamüstü saatlerinde kalabalıklaşmaya başlayan çok hareketli bir meydan. Ana caddeden ilerleyip hafif bir yokuş tırmandıktan sonra tarihi Saat Kulesi’ne de ulaşabilirsiniz. Meydanın bir köşesinde 1507’de inşa edilen “Şövalyelerin mahkeme binası” bulunmakta.
Kentin çeşitli yerlerinden de keyif alabileceksiniz. “Çift Geyik” heykelinin bulunduğu Mandreka Limanı, Yel Değirmenlerini mutlaka görün.

Rodos’un doğusunda yer alan Lindos da keyifli bir köy. Beyaz evleri, deniz mavisi pencereleri, dar sokakları, tepede bulunan kalesi ve bu kaleden görünen manzarası ile çok ilgi çekiyor. Lindos’a ister araba kiralayarak, isterseniz Mandraki Limanı’ndan hareket eden günlük gezi tekneleriyle ulaşabilirsiniz. Biz, eşimle saatte bir kalkan otobüsle gittik. Yol 1- 1,5 saat saatte ulaşabilirsiniz. Rodos gezilerinin popüler destinasyonu olan Lindos’ta, araç trafiğine kapalı olan köyü, en güzel yürüyerek dolaşabilirsiniz.

Tepedeki meydanda, elişi ve sanat eserleri satan dükkânları, kafeleri, barları ve teraslarındaki kuşbakışı manzaranın güzelliğiyle insanı baştan çıkaran restoranları görebilirsiniz.Köyün kurulduğu tepenin etrafından kıvrılarak çıkan dolambaçlı sokaklarından açılan yollardan evlerin çiçekli avlularına ulaşabilirsiniz.
Bu arada Lindos’da en popüler de “eşek taksi”ler… Yanlış anlamayın. Eşekleri taksi olarak kullanıyorlar ve tepeye çıkmanızı, inmenizi sağlıyorlar… Bu Lindos’un bir başka özelliği…

Köyün merkezinde, son derece zarif çan kulesi ile Panagias Kilisesi yer alır. Köyün en tepesinde ise Lindos Akropolis yer alır. Akropolis’in zirvesinde de Lindos Athena Tapınağı vardır. Antik dünyanın en kutsal yerleri arasında yer alan tapınağı Büyük İskender, Troyalı Helen ve Herakles’in de ziyaret ettiği söylenir. Akropolis’e ve Kale’ye ulaşmak için eğlenceli seçeneklerden bir tanesi eşekler sırtında yolculuk yapmak.
Gittiğinizde denemesi bedava değil, ücretli…

Salakos, Siana köyleri de gezmeye değer. Ayrıca, Osmanlı eserleri Kanuni Sultan Süleyman Camii, İbrahim Paşa Camii, Fethi Paşa Kütüphanesi, Sultan Mustafa Paşa Camii, Mustafa Paşa Hamamı, yukarıda da belirttiğim gibi Türk Kahvehanesi’ne mutlaka uğrayın…

Kale içinde Türkçe konuşan eski Osmanlılara da rastlamanın mutluluğunu yaşarken, 38. Evlilik yıldönümümüz için müzikli bir taverna arıyorduk. “Türkçe menü var mı?” diye sorduğumda, “Bacanak” diye seslenen Dimitri’ye Türkçe kelimeleri öğreten, Türkiye’den damat olarak Rodos’a gelen pide ve ekmekleri yapan Tarsuslu Mehmet Usta’yla tanıştık. Bu bize keyifli bir akşam yemeğini de beraberinde getirdi…Yan masamızda Yunanlı gelin ile Türk damadın düğün yemeği de denk gelince, gecemiz oldukça neşeli geçti…
Yunan Adaları gerçekten gezilmeye değer. En önemlisi de her restoranda fiyat listesi var. Hesapta abartı yok. Ne yersen onu ödüyorsun.
İnsanları son derece kibar ve Türk dostu…

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@