14.07.2018, 21:32

Ruh kölelliği...

 

Dostoyevski bir toplantıda yüksek sesle bir şiir okur. 
Ve bu şiir nedeniyle Çar tarafından Sibirya’da hapse mahkum edilir. 
Hapis cezasını bitirdikten sonra anılarını kaleme aldığı “Ölüler Evinden Anılar” adlı kitap yazar.
Kitapta, hapishanede ki hayatından önce insanları tanıdığını sandığını ama hapis hayatında  yanıldığını anladığını belirtir. 
Yazar, bu kitleyi ise  “kara halk” olarak tanımlar.
*
Ve Dostoyevski bu kitleyle karşılaştıktan sonra insanları çözümlemeye ve kendi iç dünyasının derinliklerine inmeye başlar.
Dostoyevski hapishanedeki bir köpeğin yanından geçen her mahkum tarafından tekmelendiğini gözlemler. Köpek mahkumlardan kaçmadığı gibi yanına bir mahkum yaklaştığında eğilerek tekmelenme pozisyonu almaktadır. Dostoyevski bir gün köpeğin yanına yaklaşıp başını okşar. Köpek şaşkın şaşkın ona bakarak hızla yanından uzaklaşır ve acı acı havlamaya başlar. O günden sonra köpek Dostoyevski’yi her gördüğünde ondan kaçar.
*
‘Ruhu köleleştirilmiş bu köpek bir sevgi açıdır. 
Bu durum insanlar için de geçerlidir. Hayatları boyunca haksızlığa ve kötü davranışlara uğramış sevgi açları iyi bir davranışla karşılaştıklarında nasıl davranacaklarını bilemezler. Bazen kötü davrandığınız insanlar size tapar, bazense iyi davrandıklarınız sizden nefret eder. Böyle insanların gözünde onları aşağılamanız onlar için bir beklentidir. Sizi gözlerinde yüceltirler. Eşit ve iyi davrandığınızda ise onların gözündeki değeriniz birdenbire düşer...’ der usta...

Ruh kölelliği pek çok arkadaşlığın, sevgililiğin, evliliğin, iş ilişkilerinin, dostlukların, bitimidir bilin. 
Hatta bittiğinde aynı bitiş cümlesi vardır.
 “Herşey kocaman bir yalan mıydı?”
İşte can alıcı soru da budur.
Cevabı daha da can yakar.
*
Biz insanoğlu olarak temel ihtiyaçlarımızı başkasının köleliği üstüne kurduğumuzdan beklenti ise maalesef ki samimiyet olduğunda onu kolayca sandıklara  kaldırırız.
Aslında bilmezler ki temellimizi oluşturan samimiyettir.
Samimiyetsizlik ise hepimize yararsız ve gereksiz olandır.
*

Siz yaranmak adına yaşamazsanız, birilerine daha güçlü, daha zengin görünmeye çalışmazsanız anlayacaksınız ki gerçek değer sizmişsiniz.
Siz o sahte dünyalara aldanmazsanız gerçek ‘siz’den ibaretmiş.
Sanal diyarların, sanal dostlukların ruhunuzu köleleştirdiğini farkedip buna son verdiğinizde samimiyetin size yol gösterebilmesi imkansız değildir.

*

Peki neden ruhumuzu köleleştiririz?
Üstelik bu ruhsal kölelik sizi sıkıyorsa neden yine de onu isteriz?
İçinde sıkışıp kaldığımız yerden neden çıkamayız?
Ya da çıkmak istemeyiz?
Sebebi sevgisizlikten.
Sevgi açlığından ve korkudan.
*
Bilmiyorum gerçekten ruhunuzu gerçek ruhunuzu hiç düşünüyor musunuz?
Onu kabulü özlüyor musunuz?
Ruhsal kölelik size dar geldiğinde çıplak kalmak size iyi gelecek.
Çünkü samimiyet size iyi gelecek.
Çıplaklıktan kastım tüm maskelerin atılması...
Umut işte...
*
Umut ediyorum ben. 
Çünkü siz gerçek halinizle çok daha güzelsiniz.
İşte bunu biliyorum...


Dip not;


Duygusal mesafe...
    
İnsanlarla, yaşadığımız insanlarla, yaşadığımız bölgeyle, yakınlaştıklarımızla bile gün geçtikçe aramızdaki duygusal mesafeler hızla artıyor. 
Herşeyimiz var.
Telefonumuz.
Tabletimiz.
Bilgisayarımız.
İnternetimiz.
En uzakta ki birine hemen ulaşıyoruz.
Yanımızdakine ise ulaşamıyoruz. Dokunamıyoruz yüreğine.
Binlerce kilometre ötedeki insan yanımızda. Ancak iki adım ötedeki komuşumuz uzakta.
Samimiyetsizlik iliklerde.
Peki biz nerede unuttuk her şeyi?
Nerede kaybettik samimiyeti?
Sevmeği?
Biz ne zaman insani duygularımızdan vazgeçtik?
Ortak ne kaldı?
Güzel değerlerimizden neden uzaklaştık.
Kişisel çıkarlar ön plana çıkalı duygusal mesafelerimiz arttı.
Sahte yaşamlar, sanal ortamlar ile avunur olduk.
Gerçekte sahip olduğumuz nadide yaşam gitti.
Sahte kelimeler esiriyiz.
Yaşamlar öylesine farklı ki açık iyice arttı ve kapanmıyor. Gün geçtikçe de daha da artıyor, savuruyor bizi.
O savurma anında da varlığımız için yeni diller oluşturduk. Süslü kelimeler var ama içi boş.
Yarattığımız sahte dünya da artık korku hakim, güvensizlik hakim.


Soma...

301 can için toplam 75 yıl hapis..
Soma'daki maden faciası davasında şirketin Yönetim kurulu başkanı Can Gürkan 15 yıl, Genel Müdür Ramazan Doğru 22 yıl 6 ay, İşletme Müdürü Akın Çelik 18 yıl 9 ay, Teknik müdür İsmail Adalı 22 yıl 6 ay, Teknik Nezaretçi Ertan Ersoy 18 yıl 9 ay hapisle cezalandırıldı, birçok sanık hakkında ise beraat kararı verildi de acı dindi mi?
Dinmez.
Beraatler o canı yanan halkın gözünde edebi kalacak.
Acı da kalacak.

Manisa'nın Soma ilçesinde 301 madencinin yaşamını yitirdiği facia hep kalacak...akıllarda davası ile beraatı ile, cezası ile kalacak.

Karara isyan eden bir madenci yakınının "Çocuğuma cevap veremiyorum. Hesap sormak çocuklarımıza kalmasın diye 4 senedir geliyorum" ifadeleri de kalacak. Sözler yürek burkacak.
Hep yürekler burulu kalacak...


Mutlu kalın...

Fıkra;

 İspanya’da boğa güreşlerinde bir kural vardır: Boğa güreşçiye saldırır da, güreşçi bu saldırıyı savuşturursa, o anda bütün seyirciler ayağa fırlar ve “Oley” yani yaşa diye bağırırlar.
İşte yine bir boğa güreşinde boğa hücum edip de güreşçi bu saldırıyı savuşturunca, tribündekilerin hepsi kalkıp “Oley” diye bağırıyor ancak onlar oturduktan sonra sıskacık bir adam tek başına ayağa kalkıp incecik sesle “Oley” diyordu.
Bir, üç, beş hep yineledi bunu.. Bu adam Temel’den başkası değildi.
Nihayet herkes “oley” dedikten sonra Temel kalkıp tek başına “ole” diye bağırınca, yanındakiler merakla sordular bu davranışının nedenini. Temel gayet sakin:
“Ben, poğayi tutayrum..”


Günün sözü; 
"Tüm sözcükler tükendiğinde, insan insanı anlamaya başlar"    Jerzy Lec


 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@