12.10.2019, 08:28

Ruh sağlığımız nasıl?

Ruh sağlığımız iyi mi?
Değil belli ki.
Çünkü genelde asabiyiz.
Genelde kırgınız.
Genelde korkuyoruz.
Genelde umutlarımız zayıf.
Genelde, genelde, genelde.
Böyle sıralanıp gider.
*
Evet korkuyoruz, belki de umutlarımızı yitirdik. Beklentilerimizi sonlandırdık. Kendimizi sahipsiz hissediyoruz.
Mutluluğumuz zayıf.
Ve gelecek bizi endişelendiriyor.
Hatta merak ediyoruz ne oldu, ne olacak? Nasıl geleceğe umutla bakacağız diye?
*
İşte tüm bu kaos içinde ruhumuz eziliyor.
Bunları neden mi deşeledim?
Düşünelim diye.
İyi olalım, iyileşelim diye.
*

Bazen 'olduğunu sandığımız' şeyler olmayabilir.
Sadece o kuruntuların içinde gezinip, salınabilirsiniz.
Bazen de sadece bizim kuruntularımız içinde yeşerenler doğru da olabilir.
Hayat bu.
Hayat içinde yaşadığımız her şeye anlam yükleriz bizler. 
Çünkü insanız.
Bazen de, hiçbir şey sandığımız gibi olmayabilir.
O dönemde de, diğer dönemlerde de ilaç biziz.
İnsanın en büyük ilacı yine kendisi. 
Toplumsal olarak kaos içinde olsak da, toplumsal bunalımlar içinde dolanıp dursak da ilaç bizleriz.

*
Evet haklısınız. 
Ülkemizde son yıllarda artan toplumsal bunalımlar oldukça bizi sıktı.
Eğitim derseniz berbat.
Ekonomi derseniz dalgalı.
Sağlık sektörüne değinemiyorum bile.
Terörü dillendirmekten artık hayâ ediyorum.
Analar, kardeşler, kadınlarımız bitmeyen tecavüzler, ölümler, tacizler ile zaten cenderede. 
Eee bunlar ile nasıl ruh sağlığımız iyi olabilir ki?
*
Gelelim konunun önem ve nedenine.
1992 yılında Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu 10 Ekim tarihini Dünya Ruh Sağlığı Günü olarak tayin etmiş. Yani geçtiğimiz Perşembe günü.
Amaç ise dünyanın önemli ruh sağlığı sorunlarını, ruh sağlığı politikalarını kamuoyunun gündemine taşımak, ruh hastalıklarının toplumda farkındalığını yaratmak ve çözüme kavuşturmak. 

*
Her yıl farklı bir tema alınıyor. 
2017 yılı teması, "iş yeri ruh sağlığı."
2018 yılı teması "gençlerin ruh sağlığı."
2019 yılı teması ise “ruh sağlığı temel haklarına saygı” olarak belirlemiş.
*
Konu şu:
‘Bireylerin haklarına saygı duyun, kimseyi dışlamayın.’
‘Bu kişileri toplumdan dışlamayın. Onları toplumdan izole etmeyin. Etiketlemeyin. Alay etmeyin. İnatlaşmayın.’
*

Günümüzde insanların %25’i, yani her dört kişiden biri ne yazık ki, yaşamlarının bir döneminde ruhsal hastalıklardan etkilenmekte. 
Tramvayda, metroda, otobüste, vapurda görüyoruz o asık suratları. 
Gülemeyenleri. 
Düşünenleri.
O olası hayat içinde her birimiz o haklara saygıyı yitiriyoruz istemeden. Dışlıyoruz da, inatlaşıyoruz da, etiketliyoruz da. 

*
Bu ülkede en az değer insan mı?
Bazen düşünüyorum da taşa verilen değer kadar değer görmedi insan bu ülkede.
Yok, sayılan tıp branşı "psikiyatri" bile dışlanır oldu ülkemizde.
Çünkü her türlü hastalığı kabul eden bizler ruh hastalığı dendiğinde kabullenemiyoruz.
Dâhiliye, cildiye gibi değildir psikiyatri.
Aslında olmalı. Olmalı ki, toplum düzelsin.
Toplumumuzu hapseden korku giderilsin.
Umutsuzluk, ümidini kaybetme giderilsin.
Antidepresan kullanımı patlamış ise ülkemizde cinnet, şiddet, intihar, taciz vakaları artmış ise sebebi ruh sağlığının üstüne düşülmemesidir.
*
Memleket içler acısı ise, işsizlik arttı ise, ekonomik düzen bizi zorluyor ise ve yaşam şartları kötüleşti ise kimse kimseden ‘gülümse, neşeli ol’ diye bir beklentiye giremez.
Bu ‘polyanacılık’ ülkemiz gibi olan ülkelerde sökmez.
Hal böyle iken tek çare vaziyeti kabul edip, şartları olabildiğince düzeltme yoluna giderek psikolojiler de düzeltilmelidir.
*
İşsizlik, olumsuz bir iş koşulları, olumsuz ev şartları, olumsuz fiziksel ve ruhsal yaklaşımların zemini hızla büyümekte ve depresyon ile kaygı bozuklukları birçok bireyi ağına çekmekte.
Bir de buna alkol ve madde kullanım bozukluklarını eklersek ortaya tamamen insanı yok eden tükenmişlik sendromu doğar.
*
Günümüz koşulları, hırs ve yıkıcılıktan ibaret. Yapıcılıktan değil. Bu nedenle yıkıcı bir rekabet ortamına giren bireyler aynı tutumu ilişkilerde de gösteriyor.
Her gün aynı düzende, stres içinde yürüdüğünüzü düşünün.
Ne kadar kaldırabilirsiniz?
Zorba düzen zorba birey yaratıyor.
Sürekli olumsuz eleştirilen eleştirmekte.
Fiziksel şiddete maruz kalan fiziksel şiddete yönelmekte.
*
Şimdi bekleyebilirsiniz bezdirme, zorbalık sonucunda ortaya çıkan bozuklukları, ruhsal sorunları.
Bunlar;
Genellikle korku, kaygı, aşırı stres, ilişki kurma güçlükleri, şikâyet etme, içe kapanma, çaresizlik, destekçi arayışı, sürekli savunma durumu.
Bu tacizlere bir de iş yerlerinde uzun çalışma saatlerini eklediğinizde uykusuzluk, yorgunluk, biyolojik ritminin bozulması, hormonlar ve sinirler arası ileticilerin salgılanmasında bozulma kapıda. 
Eee sonra yaşama yönelik güven duygusu kalır mı? Kalmaz. 
Adalet ve değer duyguları zedelenmez mi? 
Zedelenir.
*
Peki, neler yapılabilir?
Öncelikle ülkemizde "ruh sağlığı yasası" şart. 
Hatta acilen ‘ruh sağlığı yasası’na ihtiyacımız var.
Bu sorunu yaşayan bireylerin insani değer ve haysiyetlerine saygı göstermek, insan hakkının bir gereği. Bu nedenle acilen önce büyük stres ve korku yaratan işsizlik giderilmeli.
İnsani koşullar her alanda sağlanmalı…
Eğitim en iyi konuma gelmeli.
Psikolojik ve fiziksel taciz mutlaka önlenmeli…
Çalışma hayatında çalışanlar motive edilmeli, ödüllendirilmeli. İş yerlerine uygun motivasyon sistemleri oluşturulmalı…
Uygun çalışma saatleri oluşturulmalı…
Sık sık sağlık taramaları yapılmalı…
Ruhsal sağlık hakkında farkındalık oluşturulmalı. Psikiyatrik tedavi gören bireyler izole edilmemeli… 

*

Gelecek yıllarda toplumsal, kamusal, sosyal alanda ve devlet yöneticilerinin de "insanların ruh sağlığına" gereken önemi vermeleri arzumuz.
Sevgi ve güven dolu, saygı ve iyi çalışma koşulları ile şekillenmiş güzel günler hepimizin olsun…


Dip notlar;

Ruh sağlığını bozan işyeri…

En başta iletişimsizlik dersek yanlış olmaz. 
Ardından yetersiz sağlık ve güvenlik politikaları ile sarmalanan çalışan, karar verme sürecinde büyük baskı hissetmekte. Ardından da çalışana destek sistemlerinin yetersiz olması tuzu biber olmakta. Ve daha da önemlisi ise esnek olmayan çalışma saatleri ile bunalan çalışan sıkılıyor ve pimi çekilmiş bomba gibi evine gidiyor. İş yoğunluğunun fazla olması nedeniyle gerilen çalışan evde de aynı stresi aile bireylerine aktarıyor.
Ve tüm bu yazdıklarımıza mobbing olarak bilinen üstlerin bezdirici tutumlarına işyerlerinde iş arkadaşlarının zorbalıkları (bullying)da eklendiğinde çalışanın ruhsal sağlığının bozulmamasına ne engel olabilir ki.
İş yerinde psikolojik taciz ile yüzleşenler bilir bahsettiğimiz sorunun ne denli büyük olduğunu.
Hakaret ve aşağılanma duygusunu devamlı üzerinde hisseden çalışan maalesef ki, toplumda da aynı tutumu sergilemekte.
Bazı oranlar var birlikte inceleyelim:
“İş yerlerinde ruh sağlığı, evde ruh sağlığı, okulda, toplumda ruh sağlığı dediğimizde Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünyada 300 milyondan fazla kişinin depresif bozukluklar, 250 milyondan fazla kişinin kaygı bozukluklarına saplandığını görürüz.
Bu aslında toplumda sosyal kayıp yanında, iş anlamında üretkenlikte de kayıp demek. Ve ekonomiye maliyeti de oldukça fazla.
Hatta dünya ekonomisine olan maliyeti bir trilyon Amerikan dolarından fazla.
Ve Amerika Birleşik Devletlerinde çalışanların %49’u mobbinge maruz kalıyor.
25 Avrupa ülkesi genelinde yapılan çalışmada iş yerinde psikolojik tacize uğrama oranı %5.
Son bir yıl içinde ülkemizde her 20 kişiden biri iş yerinde psikolojik tacize uğruyor. Mobbing araştırmasında mobbinge uğrama oranı %10.

Çocuklar…
Türkiye’de 15-17 yaş arasında çalışan 708 bin çocuk var. 
Çalışan her 5 çocuktan 4’ü kayıt dışı.  
2016 yılında 56 çocuk işçi iş cinayeti sonucunda hayatını kaybetti.
Biz yukarda erişkinlerden söz ediyoruz da çocukların maruz kaldığı fiziksel şiddet, duygusal şiddet, riskler, sosyal, psikolojik, duygusal, bozulumlar, bedensel bozulumlar ne kadar fazla siz düşünün. 

Cinsiyetçilik…
Çalışma hayatının ruhsal durumu etkileyen genel hatlarını konuştuk ancak işin içine bir de cinsiyetçilik soktuğumuzda durum vahim.
Psikolojik tacize uğrama yanında fiziksel tacize uğrama da üstüne tuz biber.
Ayrıca anne olan kadını düşünün. Yükü iki katı.
Hatta anne birçok ruhsal sıkıntılarını çocuğuna da aktardığından genetik olarak da bozulma söz konusu.
En başta ele alınması gereken konudur cinsiyet ayırımcılığı…

Mutlu kalın…

Fıkra;
Temel bilim adamı olmak ister ama bir araştırma yapması gereklidir. Düşünür ve aklına bir fikir gelir. Odasındaki masanın üzerine bir beyaz bez serer ve bir pire alır. Elindeki cımbızla pireye zıpla der ve pire zıplar. Pireyi cımbızla alır bacaklarını keser tekrardan bezin üzerine koyar pireye 'zıpla' der pire zıplamaz, tekrar eder ve pire zıplamaz. Ve bilgisayarının başına giderek yazmaya başlar.
Uzun araştırmalarım sonucu anlaşılmıştır ki bacakları kesilen pirenin kulakları duymayı...

Günün sözü; 
‘Hakları ve zevkleri ellerinden alınan gençler, onların yerine daha gizli ve tehlikeli olanlarını koyar.’ J. J. Rousseau


 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@