06.12.2019, 07:06

Ruhsuz çalışma hayatı…

İnsanlar arasında bölünmelerin ana nedeni, çalışma hayatı içindeki büyük eşitsizlikler. 
Bu eşitsizlikler ruhsal denetimsizlikler oluşturduğu gibi, yakınmalar, ilgisizlikler ve öfke sorunları da yaratmakta. 
Çalışma hayatının zorluğu ve eşitsizliği çalışanın ruh sağlığı üzerine oldukça olumsuz etkiler bırakıyor ve ruh sağlığı bozulan fertler kendinden daha zayıfa da şiddet gösterme eğilimine girmekte.
Kadınlar ve çocuklar bu şiddetten en büyük payı alanlar maalesef ki.
*
Bir devlet memuru saat beş civarı işini bitirip evine gider iken, bir özel sektör çalışanı saat sekizlerde, büyük şehirlerde ise daha geç saatlerde evinde olmakta.
Geç çıkış saatleri, az hafta sonu tatilleri nedeniyle motivasyon yoksunu mutsuz, ruhsuz, ilgisiz bireyler sürüsü ile toplumlar oluşmakta. 
Sözleşmeli başka çalışma sistemine, kadrolu başka çalışma sistemine katlanmakta, bunun getirisi olarak da ülkemizde her yasa ihlal edilmekte.
Kısaca adalet ve eşitsizlik diz boyu.
*
Ev geçimi derdinde ki bireylerin işten eve, evden işe sömürü düzeninde neşeli, eğlenceli olması da ne yazık ki her geçen gün daha da zorlaşmakta.
Özel sektör çalışma hayatının ‘az para, çok çalışma sistemine’ kimse karşı çıkamaz durumda iken, bu sömürü sistemi ile çevrili bireylerin ‘asosyal’ olması tesadüf müdür? 
*
Şahsi fikrim bir müddet önce teknolojinin insanları ele geçirip robotlaştırması gibi yine özellikle planlanan çağımızın hastalığı stres de tüm insanları ele geçirip değiştirecek.
Çalışma hayatı ise stres yaratımının baş merkezi olduğuna göre değişimin ilk başlayacağı, yayılacağı yer de burası.
Tam ortası.
Bu ‘ortalar’ bir düzene girmediği ve çalışanlar arasındaki eşitsizlikler giderilmediği taktirde somurtkan, mutsuz, öfkeli, stresli, hastalıklı insanların toplumda artması asla önlenemez.
*
Hatta son dönemlerde ruhsal çöküntüler artmaya ve mutsuzluklar hızla yayılmaya, stresten oluşan değişik hastalıklar baş göstermeye başladı bile.
Daha da ileri ki bir dönemde sağlıksız bireyler artacak ve çözümsüzlükler daha da çok olacak.
Kanser vakalarının artması da cabası.
*
Yapılması gereken eşitliği sağlamak.
Öyle bol keseden atarak değil.
Sorunların dibine inerek.
Yoksa bol keseden atarak, boş konuşarak, eylemsiz hiç bir sorun maalesef ki çözülemez.
*
Aynı şartlar, aynı haklar ve aynı düzen kurulmalı devlet ve özel sektör arasında.
Çalışan kazanmalı, çalışmayan ise ödüllendirilmemeli artık.
Yıllarca özel sektörde ezilen ve hakları yenilen, her altı ayda bir işe giriş çıkış yaptırılarak tüm hakları al aşağı edilen vatandaşın raporlarla yılı tamamlayandan neyi eksik.
*
Şimdi tüm bu düşündüklerimiz, bize son dönemde sıkça konuşulan ve mağdur olan özel okul öğretmenlerinin özlük haklarıyla ilgili sorunları hatırlattı.
Ve geçtiğimiz günlerde bu sorunun çözümüne ilişkin umut ışığı nihayet doğdu. 
Geçtiğimiz hafta uzun süredir eğitimin gündeminde olan ‘Öğretmenlik Meslek Kanunu’ ile ilgili çalışmanın tamamlandığı açıklandı.
*
‘Mesleki ve Eğitim Kurumu Yöneticiliğine İlişkin Cumhurbaşkanlığı Politika Belgesi Taslağı’nda öğretmenlik mesleğinin ve eğitim yöneticiliğinin standartlarına ilişkin düzenlemelerin yer aldığı kamuoyuna duyuruldu. 
Özel öğretim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin aylık ücretlerinin, devlette görev yapan öğretmenlerin maaşlarından az olamayacağı da taslakta yer aldı. 
*
Ve şimdi beklemedeyiz.
Eşitsizliklerin giderilmesi yönünde beklemedeyiz.
Başlangıçlar için beklemedeyiz.
Bu bekleme her alanda.
Bu bekleme her durumda.

Dip notlar;
Eşit olmayan öğretmenlerimiz…

Geçtiğimiz günlerde 24 Kasım Öğretmenler Günü’ydü.
Haklarında yazıldı, çizildi, kutlamalar yapıldı, müjdeler verildi vs. vs.
Onları unuttuğumuzu zannetmeyin.
0 gün her gönül erinin günü aslında. Her çocuğa baş-omuz olmuşların da günü.
Henüz ataması yapılmamış öğretmenlerimizin de günü…
Gencecik fidanların da günü…
İlk öğretmenimiz annemiz, ardından da bizi teslim alan öğretmenimizdir.
İlk el.
İlk kucak.
Her alanda yeniliği, yenileşmeyi savunan öğretmenlerimizin değerini bilelim.
Başöğretmen Atatürk’ümüzün değerini bilelim. O, yeni Türkiye'nin yaratılmasında öğretmenlere büyük görevler düştüğünün bilincindeydi. Çağdaş bir ulus olmamız için eğitimin yaygınlaşmasının gerekli olduğuna inanandı.
Atatürk "Ulusları kurtaracak olan yalnız ve ancak öğretmenlerdir” diyerek onların değerini bize bildirdi. Önemlerini vurguladı. 
Bizim ana kucağından kopup geldiğimiz yer öğretmenimizin kucağı, şefkati, elleri değil mi?
İşte bu nedenle uygar Türkiyem'in uygar insanları olarak, uygar öğretmenler istiyoruz.
Çünkü Atatürk, ‘Ulusları kurtaracak olanlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir’ diyerek ipi onlara bıraktı.
İp sizin…

Şiddete maruz kalan sağlık çalışanlarımız…

Benzer şekilde, yapılan işe göre verilen ücretleri hakketmeyen bir diğer çalışma hayatının yüzü sağlık çalışanlarıdır.
Ancak hekimler bu kapsamda sağlık çalışanları içinde yine de iyi sayılabilecek durumdalar. Kıyas güzel değil ancak taşeron şirketlerde ki sağlık çalışanları ile kamu sağlık çalışanları arasında bariz ayrımlar var.
Öte yandan, bu ülkenin doktorları sağlık politikalarının yarattığı baskıyı da hissederek vatandaşa yardım etme telaşı içindeler.
Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının maruz kaldığı baskı, güvensizlik ortamları ise üstüne tuz biber.
Hatta ve hatta ölümle sonuçlanacak kadar ciddi fiziksel şiddete de maruz kalmaktalar.
Şimdi düşünün; canları pahasına bir başkasının sağlığını iyileştirme çabası içerisinde olan hekimlerimiz bu ülkede gerekli saygıyı ne kadar görüyorlar?
Takdir edilmek yerine fiziksel şiddete maruz kalıyorlar.
Takdir edilmek yerine aşağılanmaya maruz kalıyorlar.
Hatta ve hatta şiddeti onaylayanlarda bir o kadarda çok ki.
İşte tüm bu ortamlar ruh sağlığını olumsuz etkiler iken sağlıklı çalışma ortamı sağlanabilir mi?
Mutlu kalın…

Fıkra; 
Doktor Temel'e sormuş,
- Bacağın nasıl?
- Hala sekeyrum.
- Devamlı mı?
- Yok, daa yürürken.

Günün sözü; 
Eğer kişi hangi limana yelken açtığını bilmiyorsa hiçbir rüzgar işine yaramaz. Seneca

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@