Uğur Şimdi'nin 3 Mayıs 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Her kesimin büyük önem verdiğini söylemekle gurur duyduğu, fakat bir türlü beğenilmeyen topluluktur gençler. Sorumluluk almak istemeyen, düzene karşıt ve uyumsuz olduğu düşünülür daha çok. Bir yandan büyük kıymetler takdis edildiği ifade edilirken, bir yandan övünce mazhar olamamak, aslında içselleştirilmiş bir ironi barındırır. Yeni nesilden şikâyetçiyiz, şikayetlerden muzdarib ve haklıyız burası tamam, ancak daha önemli soru bu nesli kim yetiştirdi? “Aman oğlum, aman kızım olaylara karışma” diye apolitikleştirdiğimiz neslin hiçbir toplumsal olaya refleks göstermemesini yadırgıyoruz şuan. Bu konuda sert bir öz eleştiri yapmanın zamanı geldi sanırım. 23 Nisan geride kaldı, 19 Mayısa ise günler sayıyoruz. Peki, atalarımız bu günleri neden kurumsallaştırmış? Neden muhatap alınmış, tek umut gençlere bağlanmıştır? Acaba bu anlamda bize bir mesaj mı iletmek isterler?

Küreselleşen dünya devletlerin siyasal yapılarını da derinden etkiledi. Bu dönüşüm sistemlerin değil, liderin ön planda olduğu yapılar oluşturdu. Bu durumda da devletler değil liderler konuşulmaya, değerlendirilmeye başlandı. Aynı şekilde bir piramitten aşağı inercesine tüm toplum katmanlarına bu durum sirayet etti. Kurumsallaşma kültürüne sahip olmayan özel ya da kamu kurumları tek bir merkezden yürütme stratejisine sahip oldu. Dünya için yeni olmayan, ancak güdülenmiş bir siyaset stratejisi olması hasebiyle, birçok devlet bu rüzgârdan nasibine düşeni fazlasıyla aldı. Hele ki bizim gibi lider öncelikli siyaset kuramı yaklaşımı olan ülkelerde, bu durum daha da derin bir hal aldı. Bizdeki mevcut partili başkanlık sistemi devamında da, sanki ülkede tüm yapıları sadece bağlı olduğu üst yapı tarafından yürütülebileceği mantığı oturdu. Markette bir sorun yaşıyorsunuz, işinizi reyon görevlisi halledebilecekken, mağaza müdürüyle görüştürülüyorsunuz. Belediyeden bir izin bekliyorsunuz, ilgili en yüksek birimin cevabı iletileceği söyleniyor size. Çalıştığınız özel şirkette sorumlu kılınmış, birçok amir ve yetkili olmasına rağmen, patron veya genel müdür odaklı üst yönetimden bekleniyor tüm kararlar. Bu durum iki ayrı gerçekliği barındırıyor dostlar. Birincisi, bir kurumun başına olanlar çözümün en kolay ve mükemmel halini kendilerinin bulabileceğinden eminler. Bu konuda tevazu sahibi olmak bir kenarda dursun, pratik çalışma mantığının tüm yapılara egemen olması nedeniyle; tüm kuralların esnetilebilmesine zemin hazırlayan, beraberinde lider odaklı güç sarhoşluğu meydana getiren bir mekanizma karşımızda duruyor. İkincisi de, üst yönetimin altında yer alan bilgili, donanımlı ve bir mücadele içerisinde yer alan kişiler, bu yapının geçirgenlik katsayısının şiddetinde, katılımcı olamamanın göz göre göre kötü gidişatın hezeyanı içerisindeler. Diğer taraftan da mevcut sistemi kabullenmiş, amaç ve hedeflere yabancılaşmış kısım, şahsi faydanın yeterliliğini benimseme noktasında sorumluluk almaktan uzaktalar. Bu durumda liderin başarısı veya başarısızlığı kurum tarafından sahiplenilme içgüdüsü içerisinde değil, çünkü ortak paylaşım mevcut değil. Saplantılı güç gösterilerinin, zamanında devredilemeyen makamların ihtirasları neden oldu bu durumlara.

Kurumsal yapılar kişilerin hata yapma insiyatifine bırakılmayacak kadar önemli bir olgudur. Bunun yanında yönetimi oluşturan yapıların da katılımcılığı güç ve değer katar, hata riskini en aza indirir. Evet, zaman alır, zorlayıcı olur, emek verilir. Ancak verilen emeğin karşılığında kazanımlar değerli olur. Gençlerle ilgili temel sorun ise aslında, bu sistem içerisine onları entegre edebilecek bir fikir öngörümüzün olmamasıdır. Buna bağlı olarak da, gençlerin katılımcılık oranının düşük olduğunu görüyoruz. Daha vahim olanı da, bu konjonktürde farklı bir sonuç elde edemeyeceğimizin de aşikâr olmasıdır. Bizler uzun yıllar boyunca usta çırak ilişkisini önemsemiş, öğrenci talebe birlikteliğini yaşamış insanlarız. Çözüm için öncelikle popülist söylemlerde yer aldığı gibi “Gençlere önem verilecek” demeyeceğiz. Görev vereceğiz, sorumluluk yükleyeceğiz. Hata ve yanlış yapma özgürlüğüne imkân vereceğiz. Bazı tecrübelerin kendilerine zarar vermesini engelleyecek, onları kollayacak şekilde, yaşamalarına izin vereceğiz. Önem vermek derken, saçma bir korumacılık içgüdüsüne teslim olmayacağız. Tarihini, kültürünü anlatacak, milli bir benlik inşa edeceğiz. O zaman bu toprakların çocukları başka memleketlerin hayallerinde kendilerini bulmayacaklar. Dünya insanı haline gelecek, yaşadığı topluma değer katacaklar.

Gelecek nesil için sağlıklı bir yapı kurabilmemiz, öncelikle temel ihtiyaçları tamamlamamıza bağlıdır. Eğitim, sağlık, barınma ve beslenme bunların arasına girer. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidinde de görüleceği gibi, temel ihtiyaçları karşılamadan bireylerden empati, sorumluluk ve diğer toplumsal özellikleri geliştirmelerini bekleyemeyiz. En basitinden karar verici mekanizma olarak; çocuklarımızın ve gençlerimizin okullarda temel gıda ihtiyacını bile karşılamaktan bile imtina ediyoruz.

Bu yönde bir faaliyet yürütmüyor, olan projeleri de elimizin tersiyle itiyoruz. Particilik, kutuplaşma ve ayrışma o kadar net ve bariz ki; birbirimizin doğrularını bile kabul etmeyecek düzeydeyiz. Dünyada birçok ülkede beslenme eğitim sisteminin içerisine entegre edilmiş durumdadır. Böylece çocukların yeterli ve dengeli beslenmeleri, ailelerin gelir durumları ön planda olmadan garanti altına alınmaktadır. Obezite ve diğer beslenmeye bağlı hastalıklar kontrol edilebilir olmakta, aynı zamanda çocukların alerjik veya özel hassasiyet durumları da gözetim altına alınabilmektedir. Sağlık beraberinde eğitim kalitesini de getirmektedir. Türkiye PISA sonuçlarına göre matematik, fen ve okuma becerileri alanında ortalamanın altındadır. Çocuklar kendi dilinde okuduğunu anlamıyor. Kaldı ki, diğer derslerinde dünyadaki diğer akranlarıyla rekabette nasıl başarılı olabilsin. İyi Parti’nin ürettiği ve herhangi bir sır perdesi içinde yer almadan kullanıma hazır ayan beyan ortada projesinin adıdır “Rüzgâr Gülü”. Yapılamazlığından, imkânsızlığından dem vuruluyor. Kulak arkası ediliyor, maliyeti ve de zorluğu tartışılıyor. Peki köprü, havaalanı yapmaktan daha mı maliyetlidir bu proje? Kurumların yönetiminden daha mı zordur bu faaliyet? Daha önemli olan soru ise; başarısızlığa bu kadar odaklanmışken, çocuklarımızın ve gençliğimizin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesini sağlayacak bu projeye kim tarafından ve neden karşı çıkılır, ayak diretilir? Türkiye’nin çok alışık olmadığı şekilde muhalefet kanadından; halkı dinleyen, talep ve ihtiyaçlarının yansıması olan projeler üretiliyor. Ülkeye değer katacak, birçok yaraya derman olacak projeler. Masal değil, 3-5 sene de bir seçim öncesi gözümüze sokulan vaatler yığını hiç değil. Ayakları yere basan, yapılmaya hazır, milli menfaat içeren çalışmalar. Rüzgar Gülü ile yarar görecek olan sadece gençler ve çocuklar değil, aynı zamanda kadın istihdamı ve kooperatiflerin gelişimi de söz konusu.

Nasıl bir Türkiye düşlüyoruz, hayal kuruyoruz, öncelikle bunu düşünmek gerekir. Bariz çoğunluk kendi ülkesini yaşanır bulamazken, yerli ve milli olmayı nasıl anlatacağız insanlara. Herkes çocuğunun kendinden daha iyi olduğu konusunda hemfikir. Ancak biz kendi yeteneklerimizi beğendiğimiz konusunda bile tam emin değiliz. Bu durumda gelecekte bizi yöneteceğini tasarladığımız insan kalitesinden ve millet aidiyetinden nasıl emin olacağız? Daha önemlisi de, onları yaşamaya maruz bıraktığımız ortamı ve refah seviyesini gün geçtikçe dibe gidiyor. Tabi ki onları sorgulamadan, yargılamadan önce biz çocuklara, gençlere ne veriyoruz, onu konuşmak lazım. Sistem hatasını onların üzerine yüklemekten başka ne yapıyoruz? Kendilerini geliştirecek ne kadar imkân tanıyoruz ki onlara? Şundan emin olabiliriz ki; bu şekilde devam edecek bir süreç bizleri fikri hür, vicdan hür olmayan, gayri milli bir duruş sergileyecek insanlar tarafından yönetilme gerçeği ile bizleri karşı karşıya getirecektir. “Rüzgârgülü” gibi elzem projeleri ivedi olarak hayata geçirecek, katiyetle devamlılığını sağlayacak yapılar üretmek zorundayız. Bizler için önemli olan anahtar kelime şudur ki; “öncelikle insan yetiştireceğiz”, sonrasında gelişmişliği, refahı, mutluluğu beraberce yaşayacağız.

Biz bu yolları gençlerle yürümek istiyoruz. Onların enerjisi ve ışığından faydalanmak, çözümlerine inanmak ve beraber olmak istiyoruz. Sizler de yeni bir başlangıcın temsilcisi olun. Okulda, evlerinizde, iş yerlerinizde bugünden itibaren onlara görev verin, sorumluluk almalarını sağlayın. Daha önemlisi de şımaracak diye kaygılanmayın; takdir etmeyi, önemsemeyi ön plana alın. Böylece mukaddes bir başlangıcın keyifli bir tadı kalacaktır gönüllerde. Kime, neye ve ne zamana rağmen, daha iyi bir gelecek mümkün… Bu vesile ile Ramazan Bayramı’nın tüm gönüllere sağlık, afiyet ve mutluluk getirmesini diliyorum.

Bu haftaki iyi şey izbbgencizmir İnstagram hesabı. İzmir Büyükşehir Belediyesi Sosyal Projeler Daire Başkanlığı Gençlik Çalışmaları ve Sosyal Projeler Şube Müdürlüğü hesabı. Gelişim için takip edin, etkinliklerden faydalanın.