19.05.2020, 22:36

Sadaka, Sadaka-i Cariye, Fitre ve Zekat

Sadaka, insanların ihtiyaç sahiplerine, ihtiyaçlarını karşılamak amacı ile yaptığı her türlü iyilik ve yardımlardır.

Sadaka, Sadaka-i Cariye, Fitre ve Zekat

Sadaka, insanların ihtiyaç sahiplerine, ihtiyaçlarını karşılamak amacı ile yaptığı her türlü iyilik ve yardımlardır. Sadakanın belli bir oranı yoktur, farz da değildir. İslâm’ın şartlarından biri de değildir. Dinî yönden bir mecburiyeti de yoktur. Ama Kuran ve hadislerden öğrenildiği kadarı ile ihtiyaç sahiplerine iyilik yapılması, yardım edilmesi, onların sevindirilmesi, o kişiyi hem Dünyada hem de Âhiret de ecir sahibi yapacaktır. O tür sevindirici hayrı yapan kişi, Allah katından mükâfatını alacağı gibi, işlerinin rast gittiğine, daha düzgün gittiğine, kaza ve belalardan da korunduğuna şahit olacaktır.

Sadaka, sadece para olarak ya da maddi olarak yapılan bir iyilik de değildir. Muhtaç olanlara yapılan nakdî yardımlar bir sadaka olduğu gibi, geçim sıkıntısı çeken bir aileye yapılan pirinç, bulgur, yağ, şeker gibi gıda maddeleri yardımı da bir sadakadır. Görmede zorluk çeken birisini caddenin bu yakasından öbür yakasına geçirmek de bir sadakadır. Yani sadaka, Allah(cc) tarafından toplum içindeki insanlar arasında görülen eksikliklerin, C. Allah’ın rızasını kazanmak için, o konuda gücü olan kişiler tarafından giderilmesidir, tamamlanmasıdır.

Peygamberimiz: “Bir hurmanın yarısı bile sadakadandır. Bunu da bulamayanlar, güzel ve tatlı söz söylesin. O da bir sadakadır” (Buhari) buyurarak, insanların bir eksikliğini gideren her türlü iyiliğin sadakadan sayılacağını haber vermektedir. Peygamberimizin şu sözleri sadakayı çok daha iyi anlatmaktadır: “Küs olan iki kişi arasını bulan, bineğine binmekte zorluk çekenbir kişiye yardımcı olan, gelip geçene rahatsızlık veren yoldaki taşı atan kişi, bir sadaka verme sevabına ulaşır.” (Ebu Hureyre)

Demek ki her türlü iyilik, iyi niyetli maddi ve manevi yardımlar, yapılan hayırlar, kişiye Allah katında mükâfatlar kazandıracak sadakalardan sayılmaktadır.

Sadakadan Güdülen Amaç Nedir?

İnsanların, diğer ihtiyaç içindeki insanlara yapacağı bu tür iyilik ve yardımlar toplumsal dengeyi sağlamak sosyal yardımlaşmayı temin etmek amacı ile yapılmaktadır. Sadakadan güdülen esas amaç da budur. Toplum içinde yaşam zorluğu çeken, bu konuda sıkıntı içinde olan ama derdini, sıkıntısını kimselere söyleyemeyen bir sürü insan vardır. Çocuklarını, diğer çocuklar gibi giydiremediği için onlar arasına oynamaya gönderemeyen aileler vardır. Çocuklarını herkesin çocuğu gibi yedirip içiremeyen hatta doyuramayan kişiler bile vardır. Bu durumda olanları toplum düşünmek zorundadır. Yoksa toplumsal huzur sağlanamaz. İnsanlar arasında sosyal gerginlikler olur. Ve bu gerginlikler sürer gider. Öyle toplumlara da sosyal barış gelmez. Böyle bir tutum, doğru da değildir. Peygamberimizin, “komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” buyurması da bu sebepledir. İnsanlar komşusunu, en yakınlarındakileri görecektir. Kırmadan incitmeden yardımını, iyiliğini yapacaktır. Tabi ki, Allah katında da bunun büyük ecri vardır. Öyleyse herkes, çevresindeki diğer insanları da düşünecektir. Bana ne ben kendimi kurtarayım yeter şeklinde düşünen yanlış yapar. Zaten maddi gücü olmayandan istenen bir şey yoktur. Güç ve imkânı olan o iyiliği ve o yardımı yapmalıdır.

Demek ki sadakada amaç, toplumsal dengeyi bozdurmamak, sosyal barışı sağlamaktır. Tekrarlamakta fayda görüyoruz. Toplumumuzda derdini, çektiği geçim sıkıntısını söyleyemeyen insanlar vardır. Kuran’a göre toplum, geçim sıkıntısı çeken, zor durumda olan, imkânsızlıklar içinde bulunan bu kişileri görmek ve onlara yardım ellerini, iyilik ellerini uzatmak zorundadır. Böyle düşünülürse, sosyal yardımlaşma, toplumsal barış daha kolay sağlanır. İslâmiyet bu anlayışı, koyduğu sadaka, fitre, zekat kural ve kaideleriyle sağlamaya çalışmıştır.

Sadaka Kimlere Verilmelidir ve Nasıl Verilmelidir?

C.Allah Tevbe Suresi’nin 60. ayetinde, “Sadakalar (zekâtlar) Allah’tan bir farz olarak ancak yoksullara, düşkünlere, (Zekât toplayan) memurlara, gönülleri İslâm’a ısındırılmak istenen kişilere, kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere ve yolculara verilir.” (Tevbe-60) Demek ki sadaka, yukarıda sayılan (Sadaka toplayan memurlar hâriç) yedi sınıfa verilmelidir.

Dikkat edilecek bir konuda, sadaka verirken gösterişten mutlak kaçınmak ve sadaka verilen kişiyi de rencide etmekten kaçınmak gerekmesidir. Peygamberimiz, “Sadakanın gizli verileni, iyilik hazinelerindendir” buyurarak, bu konunun önemine işaret etmiştir. Kur'an-ı Kerim’de de sadakanın gizli verilmesi önerilir. Bakara Suresi 71. ayetinde, “Eğer sadakaları gizler ve gizlice fakirlere verirseniz, işte bu, sizin için daha hayırlı olandır.” (Bakara-271) buyurulması da bu sebeptendir.

Sadaka, zekâttan bazı konularda farklıdır. Bu konuda öncelikle söyleyebileceğimiz, zekâtın İslâmın şartlarından birisi olması ve malının 40 da bir oranı ile de sınırlandırılmış olması yönleriyle ayrılır. Sadakalarda böyle bir şart yoktur. Yukarıda da dediğimiz gibi sadaka, İslam’ın şartlarından birisi de değildir. Ama Allah (cc)’ın, toplumun sosyal dengelenmesinin oluşmasını sağlamak için yapılmasını istediği bir emirdir. Tabi ki bir hayır, bir iyilik, bir yardımdır. Kuran-i Kerim’e göre sadaka, kişiye dünyada ve Âhirette ciddi pek çok faydalar sağlayacak kadar önemli görülen bir yardım ve iyiliktir. Allah katındaki ecri de çok büyüktür.

Sadakanın Türleri

Dört çeşit sadaka vardır:

1) İslâm’ın şartlarından birisi olan sadaka ki biz bu sadaka türüne zekât diyoruz. Bu, farz olan bir sadakadır. Aşağıda ayrı başlık altında tekrar incelenecektir.

2) Kişilerin C. Allah’ın rızasını kazanmak için verdikleri sadakalar ki bu tür sadakalara da Nafile sadakalar diyoruz. Zarar veren yoldaki taşın kaldırılması, fakire para verilmesi, yiyecek, giyecek verilmesi, güzel söz söylenmesi bu tür sadakalar içine girer.

3) Üçüncü bir sadaka türü de, Fitre sadakasıdır. Her sene insanın kendi sağlığı için Ramazan ayı içinde verilen sadaka olarak bilinir. Dinimizde, bu tür sadakayı verecek kişilerin de zengin olması aranır. Ancak, kişilerin sağlık vergisiymiş gibi, sağlık veren Allah’a bir şükretmesiymiş gibi yorumlandığı için, kanaatimce kişilerin, çok zengin olmasalar da, güçleri oranında fitre vermeleri faydalı olur. Tutarı da çok fazla olmadığı için bu küçük para ile bir garibanın, bir fakirin sevindirilmesi, herhalde Allah katında o iyiliği, o hayrı yapan kişiye büyük bir mükâfat, bir ecir kazandıracaktır.

Fitrelerin, Ramazan ayı içinde, bayram namazından çıkmadan önce verilmesi gerekir. Varlığı yerinde olanların bebek hâlindeki evlatları için bile fitreyi vermeleri gerekir. Ailede bunun sorumlusu da aile büyüğü olan babadır.

4) Dördüncü bir sadaka türü de sadakayı cariyedir. İnsanın sağlığında hayır için yaptırdığı: 1) cami, yol, okul hastane gibi kamu hizmetine yönelik yapı yapanlarla, 2) İnsanlığa ışık tutacak, fayda sağlayacak hayırlı evlat yetiştirenler, 3) Topluma fayda sağlayacak, toplumu doğru yola yönlendirecek eserler yazanlar, bu tür sadaka yapanlar içine girerler.

Sadaka-i Cariye’ye, kesintisiz sadaka veya sürekli sadaka da denilir. Bu tür sadakaların en önemli özelliği, amel defterlerinin ölseler dahi açık tutulmasıdır. İnsanların, sadaka kabul edilen bu yapılardan, yazılan faydalı kitaplardan ve yetiştirilen hayırlı evlatlardan yararlanmayı sürdürdüğü müddetçe, o hayrı yapan insanların amel defterlerine bu hayırların yazılmasıdır. Allah tarafından açık tutulan amel defterleri, bu sadakalar hizmet verdiği sürece de açık kalacak olmasıdır. “İnsan ölünce Sadaka-i Cariye olan üç amel dışındaki bütün amellerin sevabı kesilir. Sadece Sadaka-i Cariyenin sevabı kesilmez.” (Müslim) Bu Hadis-i Şerifte geçen ve Sadakayı Cariye olarak görülen bu üç ameli tekrarlamamız daha faydalı olacağı için aşağıya tekrar bir kere daha maddeleyerek zikretmekte fayda buluyoruz.

1-) Sağlığında insanlara hizmet edecek yol, okul, han, çeşme ve hastane gibi toplumun yararlanması için yapılan hizmet binaları bir Sadaka-i Cariyedir.

2-) Sağlığında, topluma fayda sağlayacak, hizmet edecek ilim irfan sahibi hayırlı evlat yetiştirilmesi de bir Sadaka-i Cariye'dir.

3-) Sağlığında toplumun hizmetine sunulan hayırlı eserler, kitaplar yazılması da yine bir Sadaka-i Cariyedir. Tekrarlayarak söylersek bu Sadaka-i Cariyeler, Amel defterlerini açık tutacak ve bunlardan yararlanıldığı sürece de, kazanılan sevaplar kayıtlara geçirilecek sadakalardır.

Zekât Nedir? Ne Zaman Emredilmiştir? Kimlere Farzdır? Zekâtta Ölçü Nedir?

Zekât, dinî bir terim olarak artma, çoğalma, temizlik bereket anlamlarına gelmektedir. Dinî

ıdan zekât ise, mal varlığında zekât verme durumunda olan bir Müslümanın, malının kırkta birini, başka ifade ile %2,5 unu mali bir ibadet olarak ve Allah rızası için, zekât alabilecek durumdaki kişilere vermesidir. Zekât, İslâmın beş şartından da birisidir. Hicretin ikinci yılında ve Ramazan orucunun farz kılınmasından hemen sonra konulmuştur. Bakara Suresi 43. ve 110. Sureleriyle Hac Suresi 78.; Nur Suresi 56.; Mücadele Suresi 13., ve Müzzemmil Suresi 20. ayetlerinde C. Allah, hemen hemen aynı ifadelerle “Namazınızı kılın, zekâtınızı da hakkı ile verin” buyurarak, zekâtın verilmesini çok kesin bir şekilde emretmektedir. Bu bakımdan, şartları ve durumu zekât vermeyi gerektiren müminler zekâtlarını vermelidirler.

ZEKÂT KİMLERE FARZ OLUR?

Zekât bilindiği gibi İslâmın beş şartından da birisidir ama herkese şart değildir. Zekât verecek kişilerin aşağıdaki özellikleri taşıması gerekir:

  • Müslüman olacak. Rüştüne ermemiş olanlarla Müslüman olmayanlara zekât farz değildir.

  • Aklı yerinde ve hür olacak. Akıl hastaları ile çocuklara ve hürriyetini kaybetmiş olanlara Zekât düşmez.

  • Kendisinin ve ailesinin asli ihtiyaçları karşılanmış olacak. Kişinin ve ailesinin, yiyecek, giyecek ve İskân ihtiyaçları gibi zaruri ihtiyaçlarının da karşılanmış oması gerekmektedir.

  • Borcu varsa, mal varlığı borcunu kapatacak. Maddi gücü borcunu kapatmasına ve yine de kalan mevcut mal varlığı yani maddi gücü zekât verecek oranda olursa zekâtını verecek.

  • Kazanç sağlayacak yani getirisi olacak bir mal varlığına sahip olacak. Bir mal ve mülkün getirisinin olması, ticaret yolu ile veya doğum yolu ile ya da ekilerek, biçilerek çoğalma yolu ile olabileceğinden böyle bir yol ile, getirisi olacak bir mal ve mülk varlığının olması da gerekecektir.

  • Mal varlığı, en azından, Peygamberimizce belirlenen nisap miktarı kadar bir miktarda olacak. Ve bu mal varlığının üzerinden de bir yıl geçmiş olacak. Bilindiği gibi nisap, maddi yönlü olan Zekât, Sadaka, Fitre ve Kurban gibi ibadetler için konulan bir zenginlik ölçüsüdür. Dinimizde Nisap, asgariden bir zenginlik ölçüsü olarak da nitelendirilir.O ölçü içinde kalanlar, İslâm Dinine göre zengin sayılır veya en azından zekatla da mükellef tutulur. O bakımdan Nisap kavramını da anlatma ihtiyaç duyduk.

Zekât Vermesi Gereken Bir Müslüman Asgariden Nelere Sahip Olmalıdır?

Şimdi de nisabın miktarı ile bir Müslümanın asgariden zengin sayılabilmesi için mal varlığının ne olması gerektiği konusuna bakalım. Başka deyişle, kimlerin zekât verecekleri konusunu belirlemek için İslâmiyet’teki mal varlığı ölçülerine bakalım. Peygamberimiz tarafından belirlenen bu nisap, yani asgari zenginlik ölçüsü şöyle özetlenmektedir. Zekât verecek kişinin ve ailesinin yaşamını sağlayacak maddi varlığı ve varsa borçlarını kapatacak maddi varlığı dışında: 81 Gram altını olacak veya bunun karşılığı parası olacak. Ya da, 40 koyun veya keçisi olacak. Veyahut da 40 sığırı veya 5 devesi olacak. Bu miktar mal veya altın ya da bunların muadili olacak maddi varlığı olacak. Ve bütün bunlar tümüyle kendisine ait olacak.Bugün için de bu ölçüler sürdürülmektedir. O bakımdan yukarıda zikredilen mal varlığına sahip Müslümanlar, bir önceki konuda ve yukarıda zikredilen özellikleri de taşımak şartı ile, zekât vereceklerdir.

ZEKÂT KİMLERE VERİLİR VE NE ZAMAN VERİLİR?

Zekâtın kimlere verileceği Kur'an-ı Kerim’de çok açık ve net bir şekilde belirtilmiştir. C. Allah Tevbe Suresi’nin 60. ayetinde bu konu ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır. “Zekatlar (sadakalar) Allah’tan bir farz olarak ancak yoksullara, düşkünlere, (Zekât toplayan memurlara), gönülleri İslâm’a ısındırılmak istenen kişilere, kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere ve yolculara verilir.” (Tevbe-60) Demek ki zekât, bu Ayet-i Kerime’de zikredilen yedi sınıfa verilir.

Ne zaman verileceği konusuna gelince; bu, malın türüne bağlı bir olaydır. Tarım ürünleri dışında tümünün üzerinden bir yıl geçmesi şartı aranır.

Zekâtlar her ne kadar Ramazan ayı gelince hatırlanır olsa da, aslı öyle değildir. Malının üzerinden bir yılı geçtiği her hangi bir günde (Tarım mal varlığı hâriç) de zekat verilebilir. Ama her sene Ramazan ayında vererek gelmişse, tabi Ramazan’da verecektir. Peygamberimiz, “Zekât vermekte acele ediniz” (İbni Mace) buyurduğu için Ramazan beklenilmemelidir denilir. Önemli olan üzerinden bir yılın geçtiği tarihtir.

ZEKÂT KİMLERE VERİLMEZ?

Bu yönde usul ve geçerli olan deyiş, “Usul ve furuğuna sadaka ve zekat verilemez” şeklindedir. Yani zekât anneye, babaya, ebe ve dedelere verilemez. Bu kişilere, usule giren kişiler olarak bakılır Fürüğdan amaç ise çocukları ile torunlarıdır. Bu kişiler dışındaki yakınlarına verilmesi de evla görülür. Aklı yerinde olmayanlarla çocuklara da sadaka ve zekât verilemez. Ancak çocukların velilerine verilir.

Sadaka vermenin faydaları

Sadaka vermenin sağlayacağı çok önemli faydalar vardır. Bu faydalar sadece Âhiret için değil, dünyadaki yaşamımızla da ilgilidir. Bunları maddeleyerek söylersek herhalde daha faydalı olacaktır.

1) Öncelikle söylememiz gereken, sadaka vermekle kişi Allah’ın emrini yerine getirmiş olacaktır. Bu da kişiye, C Allah’ın rızasını kazanma fırsatını verecektir. Bir Müslüman için Allah’ın rızasını kazanmaktan daha önemli bir şey olamayacağına göre sadaka kişiyi Allah’a daha çok yaklaştıracaktır. Kişinin kazanacağı en önemli kazanç da bu olacaktır.

2) Hadis-i Şeriflere göre sadaka gizlice, riyadan uzak ve hulusi kalple ve kişileri incitmeden, kırmadan verilirse, insan ömrünü uzatacak kadar etkili olabilecek bir hayırdır. Hadis-i Şeriflere baktığımızda görüyoruz ki sadaka ömrü uzatmaktadır.Bu konu ile ilgili olarak Peygamberimiz, “Sadaka belaları def eder ve ömrü uzatır.” (Heysemi, Mecmaüz -Zevaid) buyurarak sadaka vermenin çok büyük faydalar sağlayacağını, kişiyi kaza ve belalardan koruyacağını, hatta insan ömrünün uzamasına bile sebep olabileceğini bildirmekte ve gücü yerinde olan insanlarımızı, ihtiyaç içinde olanlara iyilik yapmaya ve yardımcı olmaya davet etmektedir. Kur'an-ı Kerim’de bu görüşü teyit eden ayetler vardır. Bu bakımdan sadaka işine ciddi olarak bakmak gerekir.

3)Peygamberimizin ifadesine göre sadaka, günahlara karşı bir kefarettir. Bu sebeple de sadaka, kişiyi cehennem ateşinden koruyucudur. “Bir hurma da olsa sadakaverin. Suyun ateşi söndürmesi gibi sadaka da hataları ve günahları söndürür, yok eder.” (Müslim) buyrulması bu sebepledir.

4) Sadakanın sağladığı çok önemli bir fayda da, toplum içindeki sosyal dengelemeyi sağlaması ve toplumsal barışın gelmesine yardımcı olmasıdır.

AYET

Sana iyilikten her ne gelirse, Allahtan'dır. Kötülükten de ne gelirse oda kendi hatandandır.” ( Nisa-79)

HADİS

Allah için vermekle mal eksilmez. Allah affeden kulunun şerefini daha da artırır. Allah için tevazu göstereni Allah da yükseltir. (Cami üs Sağır)

Yorumlar