Altay Ömer Erdoğan bu hafta gazetemizde, yazar Ercan Yılmaz'ın Sadece isimli eserine değindi.

Mehmet Günsür için “Bu hikâyeyi yazmalıyım,” dedi ve çalan kapıyı açtı.

Kısaca şöyle. İçyazar uzun zamandır başlayamadığı hikâyesi için güzel bir giriş cümlesi aramaktadır. Gergindir. Kızgındır. Bunalım gibi bir karanlığın içindedir. Üzerine altı Bergman filmi de eklenince onulmaz kasvetin ağırlığı altında ezilmektedir. Gözleri siyah beyaz ve aradaki gri tonlardan başka renk görememektedir. Liv Ullmann’ın açık mavi gözlerini yüzde on beşblack derecesinde gri olarak görmektedir. Kendini hem şansız hem ihmal edilmiş, biraz da lahana gibi hissetmektedir. Seyahat fikrinden midesi bulanmaktadır. Penceresinin baktığı boş arazide yeni yapılacak apartmanın boşluğu öldüreceği düşüncesine katlanamamaktadır. Saksıda kuruyan küçükorospuçiçeği, akvaryuma yapışan hareketsiz vatoz ve birinci hamur kâğıttan kitaplar sinirini bozmaktadır.

İçyazar aşağı yukarı kendini bok gibi hissetmektedir. Buldukça şarap içmektedir. Çabuk soyulmayan fıstıktan asabı bozulmaktadır. Soyunmaya çoraptan başlamaktadır. Onu şekilden şekle sokan Yazar’a küfredememektedir ve buna canı çok sıkılmaktadır. Bu hikâyeyi yazarsa rahatlayacağına inanmaktadır. Batıl inançları da vardır. Masaya oturmadan önce kalemini havaya atıp tutmaya çalışmaktadır. Tutamadığı zaman yazamamaktadır. Hıh, bugün tuttu neyse ki.

Günlerden salı olduğunu söyledi adam. Söylemeseydi de değişen bir şey olmazdı. Saate baktı. Kaç gündür kendinde değildi. Dışarıya çıktığı da yoktu. Odaya kadar adama eşlik etti.

Yazar, İçyazar’ınyazdığı cümleyi beğenmedi, belki sonra değiştirecekti. Nedeni kısaca şöyleydi. Yazar, kafayı yeniyle bozmaktadır. Kendisine çarpacak arabanın modelini önemsemektedir. Mümkünse test sürüşünde bir araba olsun istemektedir, onun için. Önüne “yeni” yazılı olan her şeyi sevmektedir ve en renkli gazeteleri okumaktadır. Antika birinci baskı kitaplarla ilgilenmemektedir. Modayı yakından takip etmektedir. Alfabeye yeni harfler, dağarcığa yeni kelimeler, gramere yeni kurallar kazandırmak emelindedir. Edebiyatta yeniyi yakalayacağım diye yırtınmaktadır. Vizyon filmlerini kaçırmamaktadır. Taze şarap, taze kaşar ve bakire sevmektedir. Hele yılbaşı pazartesiye denk gelirse mutluluktan uçmaktadır. Eski banknotlardan nefret etmektedir. Arkeolojiyi gereksiz bulmaktadır. Güneş eskidi diye şikâyet etmektedir. Sadece yeniyi bulunca kalıcı olacağına inandığı için kalıcılığın eski bir arzu olduğunu kabul etmemektedir. Cesedinin yakılmasını istemekte ama vasiyetinde, çakmağın daha önce kullanılmamış olması şartının altını çizmektedir. Yalnız bir adaya düşmesi durumunda yeni tanışacağı yamyamları teselli kaynağı olarak görmektedir. Yeni bir canlı türü keşfedildiğinde bunda kendisinin de payı olduğuna inanmaktadır. Yazar kendini bu dünyaya ait hissetmemektedir. En son keşfedilecek yeni gezegene ait olduğu gibi bir inanışı bulunmaktadır. Eliot’ın, yeni olan her şey otomatik olarak gelenekseldir, sözünü demode bulmaktadır. Böyle böyle eskimektedir.

Evsahibi, otur geliyorum, dedi. Adam oturdu. Dikkati kitaplıktaydı. Ümmiydi ve “sadece” kelimesini kullanmayı seviyordu.

18 Haziran İkinci Sayfa Öykünün Görsel yenigün

İçyazar, Yazar’ın telafisi değildi. Aradaki benzerlik ve farklılıklar kısaca şöyle ifade edilebilirdi: Aynı kitapları okumalarına rağmen farklı etkilenmekteydiler.

İçyazar’ın izlediği Bergmanlar Yazar’ın fikriydi. Yazar entelektüel bir girişim için izlediyse de İçyazar’ın umurunda değildi, o daha çok Jim Jarmusch ve Emir Kusturica’yı seviyordu. Yazar bunlara karşılık, Tarkovsky, Godard, Kurosawaların tamamını İçyazar’a izletti ama kendisi Hollywood’un peşindeydi. İkisi de fasulye sevmekteydi, soğan yeme alışkanlığı olan ise Yazar’dı. İçyazar ozon tabakasını, azot ve su döngüsünü seviyordu; parfüm ve sprey kullanan Yazar’ı her sabah içinde mahkûm etmekteydi. İçyazar’ın da içi olduğuna dair bulgular vardı. Yazar cesurdu, kaybedecek bir şeyi yoktu. İçyazar da cesurdu, onun zaten hiçbir şeyi yoktu. Onun için İçyazar bir hikâye yazmak istese İçiçyazar’a yaptırmazdı. Yazar liberal bir siyaset izlemekte, İçyazar ise tek başına anarşist bir parti kurmuş ve bireysel eylemler sürdürmektedir. Yazar’ın iç organlarına yazdığı sloganlarda, mutlak monarşiye, oligarşik düzene, teolojik sisteme ve devlet memurları yasasına karşı olduğu görülmektedir.

Kitaplıktan bir kitap nedensiz düştü. Yerden aldığı kitabın kapağına baktı. Kayık güzeldi. Denizde olma halini özledi. Kitabın tozunu sildi. Odaya giren ev sahibine, düştü sadece yerden aldım, dedi. Ev sahibi kitaptan bir cümle göstererek okumasını istedi. Adamın ümmi olduğunu öğrenmiş oldu.

Yazar, çoğu zaman İçyazar olmadan dolaşırdı. Ender günlerin birinde, İçyazar’ın ilkel özlemleriyle alay etti. İçyazar ise iç cebinden not defterini çıkardı, sadece Yazar’ın duyabileceği şekilde Pessoa’dan bir şiir okudu. Yazar, “O da artık eskidi,” dedi. Kısacası, diyaloglardan çıkan sonuç şöyleydi: Yazar, Messier 104 gibi devasa gezegenlerden bahsederken İçyazar Nuh’un gemisini merak etmekteydi. En gelişmiş bilgisayarlar vardı, bir de döneminin en önemli buluşu mancınık olduğu yıllar. Newton’un yerçekimi ile internet kıyaslandı. Gılgameş Destanı ve Kötülük Çiçekleri’nden pasajlar okundu. Hammurabi mi İnsan Hakları Evrensel Bildirisi mi? Çin Seddi ve Füze Savunma Kalkanı. Don Quijote ya da Superman. Bakire Meryem, Marilyn Monroe’ya karşı. Yazar, ışınlamanın yakın tarihte olabileceğini ama bunu göremeyecekleri için bu kuşağın şansız olduğunu düşünmekteydi. İçyazar ise posta güvercinlerini beklemenin hazzını yaşayamadığı için bu kuşağı şanssız olarak görmekteydi. Evet, uzlaşı vardı. Şansız kuşak. Her şeyden haberli ama hiçbir şeye ulaşamayacak bir kuşak. Ya ortaçağda olmalı ya da uzay çağında. Arası ise berbattı. Bu berbat dönemde iki kere ikinin dört ettiği hâlâ gerçekti. İkinci bir uzlaşı. Evet, bu hikâye sorunsuz bitmeliydi.

"Bana öyle bir cümle söyle ki peşine bir metin kurabileyim," dedi adam.

Komil’in Atı Komil’in Atı

 

(Yazarın 2014’te yayımlanmış On Üç Sıfır Sıfır adlı öykü kitabından alınmıştır.)

Ercan y Yılmaz

1982 yılında Batman'da doğdu. Kafkas Üniversitesi'nde Sınıf Öğretmenliği, Anadolu Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde okudu. "Beyazı Kirli" öyküsüyle 2009 Gila Kohen Öykü Ödülü'nü aldı. Bu öyküyü de içeren On Üç Sıfır Sıfır adlı kitabıyla 2015 Necati Cumalı Öykü Ödülü'ne değer görüldü. 2010'da Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülleri'nde "Dikkate Değer" bulundu. 2010 Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü ve 2012 Arkadaş Z. Özger Şiir Özel Ödülü'nü aldı. Şiirleri Yürüyen Siyah adıyla kitaplaştı. Yazıp yönettiği "Vitrin" adlı filmiyle 2011 İstanbul Kısa Filmciler Derneği En İyi Film Ödülü'nü kazandı. Uluslararası sergi ve seçkilerde görsel şiir çalışmaları yer aldı. Öyküleri İtalyanca ve Fransızcaya çevrildi. 2016'da Sahir, 2017'de O Öyle Olmadı adlı romanları, 2019'da Son Güzel Günlerimiz adlı öykü kitabı ve 2022’de Altı Üstü İstanbul adlı romanı yayınlandı. Askıda Öykü, Öykü Gazetesi gibi süreli yayınlar çıkardı.

Ercan-y-Yilmaz yenigün