Cem Arıkan'ın 19 Nisan 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

İktidar kavramı her yönüyle pek olumlu izler bırakmıyor bende. Daha çok siyaset alanındaki iktidarı gündemimize alsak da iktidar denen olguyla yaşamın hemen hemen her alanında karşılaşabileceğimizin de farkında olmalıyız. Çünkü İktidar dediğimiz olgu, sosyal yaşamın temel belirleyicilerindendir. Toplumsal yaşamdaki ilişkilerin yönlendiricisi ve şekillendiricisidir aynı zamanda.

İktidar deyince aklımıza ne geliyor? Kavramın bir çok tanımı olsa da net bir şekilde sınırlarını çizmek ve ortaya sistematik bir tanım koymak oldukça zor. Ancak iktidar ve unsurlarını konuşmaya başlayınca, belirleyici etkenlerin başında 'güç' ve 'etki' kavramları devreye giriyor. Buradan yola çıkarsak kişiler arası etkileşimde, bir bireyin diğer birey üzerindeki etkisini iktidar olarak değerlendirebileceğimizi Esat Çam'ın tanımlamasıyla değerlendirebiliriz.

Yaşamın içinde bir çok alanda iktidar despotizmini görebiliyoruz. Bazen okulda bir öğrencinin diğerleri üzerindeki etki alanıyla bazen bir siyasetçinin aymazlığında... Çok uzağa gitmeye gerek yok, kimi zaman okuduğunuz köşe yazılarından buram buram tahakküm isteği burnunuzun direğini sızlatır. Gücü her zaman fiziksel olanla kısıtlamak da doğru değil. Kalem de bir baskı aracına dönüşebiliyor sinsice. Sizi kelimelerin baskısıyla istediği alana çekmek isteyen cümleler, sinsice olabileceği gibi zorbaca bir yaklaşımla da beyninizde iz bırakmak isteyecektir. Bu noktada da sizin iradeniz devreye girecek ve bu dayatmaya ya rıza göstereceksiniz ya da elinizin tersiyle bir kenara atacaksınız.

Gücü elinde hissetmek ve yönlendirmek hassas bir süreçtir. Etki altına almak isteyen güç sahibi, kendisi de çok kolay bir şekilde o gücün etkisine girebilir. Araç olarak kullanmak istediği gücün, bir anda aracı olduğunu fark edemez. Güç sarhoşluğu olarak da tanımlayabileceğimiz bu durumu Cambridge sözlükte “başka insanlar üzerinde var olduğuna inanılan ve rasyonel olmayan güçlü kontrol duygusu" kelimeleriyle tanımlanmış olduğunu görürüz.

Yine bir yazının kaleme alınmasından yola çıkalım. Etki alanımızın, kendimizi ifade etmenin sınırlarını aşarak toplumsal bakış açısını değiştireceğini, siyasette hedef olarak gördüğümüz bir alanı düzenleyebileceğimiz yanılgısını taşımak ciddi bir güç sarhoşluğudur. Yazının ulaştığı bütün kitleleri harekete geçirebileceğimiz yanılgısı çevremiz tarafından da körükleniyorsa gerçeklikten kopmamız kaçınılmazdır. Dağları yarattığı inancıyla haddini aşan yazıları okuduğunuzda onlara kızmayın. Yanılgıları zavallılıklarından kaynaklıdır, acıyın onlara...

Siyasal iktidar da en küçük iktidar ilişkisinden farklı düşünülemez. Biraz daha karmaşık olmasının ve kanunlarla güvence altına alınmasının dışında sistemsel olarak çok büyük farklılılar yoktur. Toplumun varlığıyla siyasal iktidar ilişkileri de devreye girmiş oluyor. Bütün siyasal iktidar tipleri bir arada yaşamı düzenlemek ve sistematik olarak yönlendirmek amacı taşır. Bu noktada toplumun hangi amaçlara ya da çıkara, hangi yöntem ve süreçlerle yönlendirileceği siyasal iktidarın niteliğiyle ilişkilidir.

“Kimin iktidarı?” sorusuna vereceğimiz cevap genel yapının da özetini içermelidir. Tabi ki iktidarın varlığı kime hizmet ediyorsa sahipliği de o kişi ve gruplara aittir. İktidar ve güç sarhoşluğu kavramlarını bir arada ele aldığımızda bugün ülkemizde yaşanan bir çok gerçekliği açıklayabiliyoruz. Çünkü iktidarı elinde bulunduran kitle güç sarhoşluğunda olmasa, bir iftar yemeğinin şatafatını savunmak zorunda kalmaz. Yönetimi altındaki milyonlar pazarda karşılaşacakları fiyatların korkusuyla yaşarken pespembe ekonomik tablolar çizmek de güç sarhoşluğu dışında nasıl anlatılır.

Var olan gerçekliği, olmayan bir gerçeklikle değiştirmeye çalışmak noktasında kalemşörlere büyük iş düşüyor. Sadece izole edilmiş ve tahtlaştırılmış köşelerinde yazmak zorunda olanlardan bahsetmiyorum. Her an sosyal medya hesaplarında, katıldıkları toplantılarda, yaşamın her alanında olmayan bir gerçekliğe milyonları inandıracaklarına inanan bu kalemşörler de aynı güç sarhoşluğunun devam etmesi için olmayana inandırmaya çalışıyorlar milyonları. Bizlerin kendi köşelerimizden en cılız sesimizle haykırmaya çalıştığımız gerçeklikleri balçıkla sıvayacaklarını sandıkları için acıyorum kendilerine. Sanal bir dünyanın efendileri olmayı bile başaramadıkları için...

Bir noktadan sonra gerçeklik ve yalan kolkola iki dost oluyor. Ayırt etmek için ne kadar çabalasanız nafile. O noktada da ayırt etmek için devreye çeşitli uyaranlar ve zeka girmeli...

19. yüzyılda yaşamış olan Lord Acton'a ait olan şu sözleri bir kez de ben paylaşayım: güç yozlaştırır, mutlak güç mutlaka yozlaştırır. Yozlaşmanın, çürümenin ise bir durma noktası yoktur. Yok olana kadar çürümeye mahkumdur.

Kılıçdaroğlu'ndan iktidara 4 soru

Mültecilerin haklarını tartışmaya bile açamayız. Resmi statüsü ne olursa olsun, her insanın aynı haklar ile yaşamasını sağlamak iktidarın ve sivil inisiyatiflerin öncelikleri arasındadır. Ancak AKP iktidarının mülteci politikası toplumda ciddi rahatsızlıklar oluşturmaya ve var olan rahatsızlıkları büyütmeye devam ediyor. Bu durumun önlenmemesinin sonuçlarını düşünmek bile istemeyiz.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu toplumda oluşan huzursuzluğa bir refleks göstererek iktidara şu 4 soruyu yöneltti:

►Sığınmacıların gerçek kimlik bilgilerini ispatlamalarını talep ettiniz mi?
►Neden vatandaşlık dağıtıyorsunuz, neye hazırlanıyorsunuz?
►Vatandaşlık verirken güvenlik soruşturması yapıyor musunuz?
►Sınırlarımızdan kaçak geçişleri bilerek neden izin veriyorsunuz?

İktidarın altından kalkamayacağı sonuçlara yöneleceği politikaları bir an önce gözden geçirmesi gerekiyor. Konunun önemini küçümseyici ifadelerle bertaraf etmenin ne kendilerine ne ülkemize gelen mültecilere ne de ülkemize bir faydası olmayacaktır.

İnsanca bir arada yaşamı savunmaktan da vazgeçmiyoruz...