18.09.2021, 07:00

Sarsılacaksınız!

Merhaba sevgili kitap dostları, bu hafta sizler için birbirinden değerli iki kitap var değerlendirmemde

Bu hafta iki farklı tarzda yazılmış kitabı değerlendirmek istedim. İlk kitabım Romantik akımın büyük temsilcilerinden Victor Hugo’nun sarsıcı eseri: Bir İdam Mahkumunun Son Günü Kitabı. Okuduktan sonra gerçekten, sarsılıp etkilendiğim bu eseri paylaşarak sizleri de bir nebze olsun sarsmak istedim. Çünkü bu kitap bana madalyonun farklı bir tarafı daha olduğunu göstererek, değişik bir bakış açısı kazanmamı sağladı. Sizde benim gibi madalyonun diğer tarafına hiç bakmadıysanız bu eseri okumanızı öneririm. Diğer kitabım ise akıcı anlatımı, eğlenceli kalemi, günümüz ilişkilerine iddialı yorumu ile hayranlığımı kazanan Şebnem Burcuoğlu’na ait bir çırpıda okuduğum Süreya Kuaför Salonu kitabı. İsterseniz şimdi değerlendirmelere geçelim.

PİŞMALIK, UMUT VE MERHAMET...

GOZDEYILMAZBIRIDAM

Sevgili kitap dostları, sizler için ilk olarak bu hafta Victor Hugo tarafından yazılmış, Bir idam Mahkûmunun Son Günü adlı eser var değerlendirmemde. Dünya klasiklerinden biri olan bu eser konusu, anlatım tarzı, dili ve mükemmel çevirisi ile okuyan herkesi etkileyebilecek nitelikte.

Yazar Victor Hugo; Paris’te ki ünlü Greve meydanında bulunduğu bir gün, gerçekleştirilen bir idama tanık olur ve bu olaydan fazlasıyla etkilenir. Daha sonra idama karşı tavrını net bir şekilde açıklamak, giyotin cezasının ne kadar ilkel bir ceza olduğunu anlatmak üzere bu kitabı yazar. Eserde; cinayet suçu ile tutuklanan ve mahkemede beş hafta sonra idam edileceğini öğrenen genç bir adamın ruh halindeki değişimler anlatılır. Romantik akımın en büyük temsilcilerinden biri olan Victor Hugo, harika kalemi ile idam mahkûmunun yaşadığını hayal ettiği her duyguyu birebir okuyucuya empati yolu ile aktarmayı başarmıştır. Ölüm korkusu, pişmanlık, umut, umutsuzluk, merhamet duyguları en derinden yaşayan idam mahkumu, infaz edileceği güne kadar bu duygularla kavrulur.

ÖLDÜRMENİN HİÇBİR HAKLI SEBEBİ OLAMAZ”

Yazar Victor Hugo, duyguların bu kadar yoğun, eleştirinin bu kadar sertine alışık olmayan dönem koşulları gereği kitabı isimsiz olarak yayımlar. Kitap yayınlandığı dönemde büyük ve sert bir etki bırakır. Çünkü dönem Fransa’sının sosyolojik ve siyası yapısı bu kitaba hazır değildir ve kitap idam cezasının ilkelliğini anlatmakla birlikte, dönemin siyasi ve sosyal yapısını sert bir şekilde de eleştirmektedir. Aradan geçen yıllarda Fransa İnsan hakları konusunda dev adımlar attı ve günümüzde bu kitap 19. Yüzyıl Fransa’sını anlatan tarihsel ve toplumsal bir kaynak olarak yerini aldı. Fransa için bu günler geride kalmış olsa da dünya da hala aynı konudan muzdarip 55 ülke bulunmakta. Bu ülkeler İdam cezasının, suçu caydıracağını düşünmekte olsalar da yapılan araştırmalar idam cezasının aslında çok fazla caydırıcı etkisi olmadığını göstermekte. Örneğin ABD’de idam cezası uygulanan eyaletlerde, uygulanmayan eyaletlere göre suç oranının daha fazla olduğu ve yıllar içinde arttığı gözlemlenmiş. Ya da bilindiği üzere Hindistan’da cinsel saldırı vakaları çok fazla ve burada idam cezası uygulanmaktadır. Burada temel olan caydırıcı olmasından ziyade olayın temeline inmek, suçluyu topluma kazandırabilmektir diye düşünüyorum. Bunun muhakkak çeşitli yolları bulunmaktadır ve konuda uzman kişilerin mutlaka verebilecekleri tavsiyeler mevcuttur. Öldürmek; ne şekilde olursa olsun, öldürülen kim olursa olsun, neticede öldürmektir. Ve öldürmek hiçbir sebeple haklı kılınamaz. Anlatım tarzı, düşündürücü ve etkileyici içeriği ile sizde farklı bir bakış açısı yakalamak isterseniz, Victor Hugo’dan, “ Bir İdam Mahkumunun Son Günü” eseri Naçizane tavsiyemdir.

HİKAYELERİ TAM DA TÜRK FİLMİ TADINDA

GOZDEYILMAZSUREYYA

Siz sevgili kitap dostlarım için değerlendirmeme aldığım diğer bir kitap ise 'Kocan Kadar Konuş' serisi ile tanıştığım, 'Çevrimdışı Aşk', 'Aşk Satar', 'Şekerfare' kitapları ile tanışıklığımı hayranlığa dönüştürdüğüm Şebnem Burcuoğlu’na ait 'Süreya Kuaför Salonu' kitabı.

Nişantaşı’nın hemen üstünde, Süreyya Kuaför salonun da içinde yer aldığı, herkesin birbirinin sofrasına oturduğu, tüm sevinçlerin ortak paylaşıldığı, herkesin komşusunun derdini sahiplenebildiği, çocukların birlikte büyüdüğü, her hanede ayrı duyguların yaşandığı Kurtuluş Mahallesi’nde geçen olaylar, hem eğlenceli hem de hüzünlü. Bu sokaklarda ki herkesin ayrı bir hikayesi var neredeyse. Aşk, ihanet, dostluk, entrika ne varsa yaşanan bu mahallede ana konu mahallenin güzel kızı Süreyya ve bitirim delikanlı Cemal’in büyük aşkı. Birlikte büyüyen, birbirinin içini dışını, iyi gününü kötü gününü bilen bu çiftin hikâyesi tam Türk Filmi kıvamında. Herkesin evlenmesine kesin gözüyle baktığı fakat sürpriz bir biçimde yön değiştiren bu aşkın en büyük tanığı, mahallenin asi kızı, Cemal ve Süreyya’nın en yakın arkadaşı Feza. Kitabı okudukça bu üçlü arasında yaşanan olaylara, mahallede ki sırlara, tüm yaşananların nasıl da göründüğünden farklı olduğuna inanamayacaksınız. Hikaye bu kadar güzel ve Türk Filmi kıvamında olunca kitabı okumamışımda izlemişim gibi geliyor bana. Her bir karakteri ayrı ayrı canlandırabiliyorum gözümde.

KOMŞULUĞUN DEĞERİNİ TEKRAR HATIRLADIM

Tabi kitabın bu kadar içine girebilmem de yazar Şebnem Burcuoğlu’ nun akıcı ve eğlenceli kaleminin etkisi çok büyük. Kitabın sade dili sayesinde yorulmadan, sıkılmadan olayların heyecanına kaptırabildim kendimi. Diğer yandan da kitapta ki hikâyeye konu olan Kurtuluş Mahallesi; çocukluk döneminde yaşadığım, kitabı okuyunca özlemimi daha da hissettiğim eski mahallemi hatırlattı bana. Elimizde salçalı ekmek, tüm gün sokakta saklambaç oynadığımız, susadığımızda kim olduğu fark etmeksizin kapısını çalıp su isteyebildiğimiz, herkesin birbirini tanıdığı, büyüdüğüm mahalle kitapta ki Kurtuluş mahallesiydi sanki. Özellikle işten eve, evden işe kısır döngüsü içinde yaşadığımız, kalan kısıtlı vakti de ancak kendimize ayırabildiğimiz bu yüzden komşunun, komşuluğun önemini yitirdiği bu dönemde komşuluğun değerini tekrar hatırladım. Dili sade, anlatımı akıcı, hikayesi hem eğlenceli, hem hüzünlü ama sonu kesinlikle şaşırtıcı, çok içten, çok samimi bir hikaye okumak isterseniz Süreya Kuaför Salonu kitabı naçizane tavsiyemdir. Hem de kitabı okuyunca neden Süreyya yerine Süreya yazdığımı anlamış olursunuz. Herkese sevgiler.

Yorumlar