08.09.2018, 04:12

Şehir düşlemek...

 

 

Şehrim.

İzmirim..

Güzel İzmir’im de her kesimin buluştuğu ana bir merkezler vardır.

Biri ‘Konak’tır.

Ve her yer ‘Konak'a çıkar.

Ve olmazsa olmaz meydanımız vardır.

Her yol o meydana çıkar.

Gündoğdu.

*

 

Kocaman meydanlarda bir çok kişi arasında gidip gelirsiniz

Esen imbatında bir o kadar da hayat akışı bulunur.

Kimi hayat hastaneye akar.

Kimi hayat yılların Kemeraltı’sına.

Kimi hayat çimlere, kimi hayat meşhur Kordon’a.

Orta noktadır buralar.

Şehri birleştiren merkezlerdir.

Şehri şehir yapan akımların da merkezleridir.

Varoşların ortak noktasıdır. Umutlarıdır.

 

*

 

Aşıkların buluşma noktasıdır Konak.

Düşlerin yeridir Gündoğdu.

Adı gibi yeni güzellikler burada doğar.

 ‘Ata’ buradan seslenir.

Yürekler burada tek yürek olur.

Tek ses çıkar.

Tek haykırış duyulur.

*

Bizim buradalar da iç içedir herşey.

İstanbul’da  yaşayan bir arkadaşım demişti ki; ‘sizin orada bir Kıbrıs Şehitleri varmış. Bizim eski Taksim gibi’ duyduk methini. Çok güzelmiş.’

Evet öyledir.

Tanımadığınız da olsa yan yana sohbette bulursunuz kendinizi.

Sıcaktır.

Korku yoktur.

Umut vardır.

Sevgi vardır. Hemen büyüsüne kapılırsınız.

*

Ancak.

Ancak yeter mi bize?

Yetmez.

Eksiklikleri batıyor göze, güzelliği yanında kusur kaldırmıyor şehrim.

Makyajlayanlar neresinden tutsalar yapamıyorlar.

Adı güzelleştirmek, ancak nedense tam tersi oluyor.

Doğallığını bozuyorlar şehrimin.

Bu makyajcılara ne kadar daha direnebilirsin bilmem.

Ancak ben bir şehir düşlüyorum tıpkı benim gibi seni yitirmek istemeyenler gibi.

*

Bir şehir düşlüyorum.

Keza; önce düşleyip sonra yaşamıyor muyuz?

O nedenle düşlediğim şehrim de her şey yerli yerinde.

Ben bir şehrin daha da ötesini düşlüyorum.

Ulaşımı çok iyi olan.

Yeşile daha da önem veren bir şehir.

Ve düşlediğim şehirde hoyratça yok edilmeler yok.

Bakış açısı var...

 

*

 ‘Kentsel ulaşım kılık değiştiriyor yavaş yavaş’ deniyor.

Nerede?

Ben göremiyorum. O nedenle ulaşıma bakış açısı şart.

Hava kirliliği ise kışın olmazsa olmazı. O nedenle çevreci akımlar şart.

*

Yukarıda meydanlarımızdan söz etmiştim. Olmazsa olmazlarımızdan.

Ancak dünyada ki büyük şehirler de  ana meydanlar yavaş yavaş trafiğe huzur için, yayalar için, bisikletliler için kapatılıyorken bizde ki ana meydanlarımızdan biri Gündoğdu da, Kordon da trafik gırla. Yayalarla, bisikletlilere bırakılacak yol araçlarda.

*

Şehrimde bazı  yerlerde ortadan geçen tramvay hattı yarar mı zarar mı,trafiği katlediyor mu tartışılır.

Huzur dolu alanlar yerine huzursuzluk diz boyu.

Dünya da otomobilin yeri, otoyolların yeri tartışılıyor iken bizde baş köşede.

*

Gürültü, trafik sıkıntısı, fosil yakıt umursanmıyor.

Dünya otomobillerin kent ortamında ki yeri sorgulanıyorken şehrimizde sorgulanmak şöyle dursun metro ile gidilebilecek yol bile rahatına düşkün milletimiz tarafından özel araçlarla gidiliyor.

Dünya da “Bu krallığa artık bir son verelim!” sesleri yükseliyor, yöneticiler çare arıyor, bizde tık yok.

*

Örneğin Seul’de yükseltilmiş otoyollar yıkılıyor. San Paulo’da, Oslo’da, Paris’te, Brüksel’de, Dublin’de, Madrid’de yeni meydan uygulamaları var.

Nedeni ise kentlerde artan hava kirliliklerinin Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımladığı tehlike sınırlarını aşması yüzünden.

Örneğin San Paulo’da her yıl 5.000 kadar kişi yalnızca bu yüzden ölüyor.

İşte bu nedenle kentin her gün 70.000 otomobilin kullandığı yükseltilmiş otoyolu 21.30 ile 6.30 arası ve Cumartesi öğleden sonradan Pazartesi sabahına kadar trafiğe kapatılıp halka açılıyor.

*

Paris.

Kentte otomobil kullanımını azaltarak halk sağlığına hizmet etmek, hem de CO2 salımını azaltmak için atılımlar çok.

Oslo’da ise kentin merkezinde tamamen otomobil kullanımına izin verilmiyor. Amaç fosil yakıt kullanımını azaltmak.

Madrid.

Kent merkezinde oturmuyorsanız ve otoparkınız yoksa merkeze girmek için her seferinde 90 avro ödemek zorundasınız.

*

Dublin.

Ana meydanlar yavaş yavaş trafiğe kapatılıp sadece bisikletili ve toplu ulaşım aracına açılıyor.

Kopengah. Zaten bisikletin ana merkezi.

Brüksel. Kent merkezinde 50 hektarlık bölüm otomobilsiz alan.

Londra.

Kentte “Bisiklet Otuyol”ları oluşturuluyor. Yeraltında ki terk edilmiş metro tünelleri bisiklet yoluna dönüştürülmek isteniyor.

İstanbul.

Meydan mı kaldı. Kalsa da trafikten ulaşılamıyor.

‘İzmir’imizde böyle mi olsun?

*

O nedenle bir şehir düşlüyorum. Tam da 9 Eylül’ün kutlandığı zamanda.

Ana meydanların trafiğe kapatıldığı,bisiklet yollarının arttığı güzel olan şehrimin çok daha güzel halini düşlüyorum.

Gün batımının trafiksiz izlendiği kordon düşlüyorum.

Parkları, bahçeleri, şehir içinde beton olmayan meydanları ile coşkunun daha da çok yaşanacağı, huzurun akacağı bir şehir.

Umut işte...

 

(Şehirler hakkında kaynaklar: Claire Gatinois, Le Monde–Feargus O’Sullivan, The Guardian, Eko Gazete...)

 

Dip not;

 

Akıllı iki kız kardeş varmış, bilgiye açlarmış ve okullarındaki, etraflarından aldıkları bilgi yetersiz olmuş.

Yörelerindeki en büyük bilgeye gitmeye, ondan da bilgi almaya karar vermişler.

Bilge adam kızların sorduğu bütün soruları bilmiş. Kızlar daha fazla bilgi almak için bir süreliğine daha bilgenin yanında kalmışlar.

Ama sonra bilgenin her sordukları soruyu bilmelerinden sıkılmışlar. “Bilgenin dahi bilemeyeceği bir soru bulalım” demiş birisi.

Kızlardan biri, bilgenin bile bilemeyeceği bir soru buldum diye sevinmiş. Avucumun içine bir  kelebek alacağım. ‘Avucumun içinde bir kelebek var. Canlı  mı, ölü mü?’ diye bilgeye soracağım, ölü derse kelebeği serbest bırakacağım, canlı derse avucumu hafifçe bastıracağım.’

Sonra avucu kapalı bilgeye uzatmış  ve sormuş:

-Avucumun içinde bir kelebek var; bilin bakalım canlı mı, ölü mü?

Bilge, kızın gözlerine uzun uzun bakmış ve cevap vermiş:

Senin elinde kızım, senin elinde...Hayat bizim ellerimizde gizli. İyisi ile, güzeli ile, kötüsü ile. Tercihlerimizde saklı. Aynı kelebek misali ellerimizde...

 

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Temel deniz kenarında balık tutuyormuş

Oltasını atmış, beklemiş ve kocaman bir balık çekmiş…

Balığı almış eline, şöyle balığa iyice bakmış ve iğneyi balığın ağzından çıkararak denize atıvermiş.

Temel tekrar oltasını atmış daha kocaman bir balık, tekrar balığın ağzından iğneyi nazikçe çıkarmış ve balığa şöyle bir etraflıca baktıktan sonra tekrar denize atmış.

Her seferinde daha kocaman balıklar yakalamış yine etraflıca baktıktan sonra balıkları denize atmış durmuş...
Yanında balık tutanlar artık dayanamamışlar ve Temel’e

–  Amcacığum ne yapuyorsin.Biz saatlerdür tek bir balik bile yakalayamadük. Sen koçaman koçaman paluklari denize atip atip dureysun.

 Temel, dönmüş kalabalığa ve şöyle demiş;
- penüm tavam küçükdür da...

 

Günün sözü;

İyi ile kötü arasındaki savaş, aslında iki kötü arasındaki savaştır... Richard Dawkins

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@