03.10.2015, 21:00

Şiddet...

Toplumumuzda sıkça başvurulan bir hareket tarzıdır.

Şiddeti tanımlamak gerekirse, uygulayıcısı tarafından bilinçli olarak karşıdaki kişiye, kişilere, kurum ve kuruluşlara hatta canlı diğer varlıklara uygulanandır.

Amacı ise çıkar elde etmek, üstünlük ya da hakimiyet kurmak, istenilen hal ve hareketlerin elde edilmesini sağlamak, imtiyaz ya da ayrıcalık sağlamak, saygınlık ya da sevgi kazanmaktır.

Kısacası maddi, manevi çıkar ve menfaatlerin elde edilmesini sağlamaktır.

Bu amaç, fiziksel, sözlü, psikolojik ya da işaretler yardımı ile uygulanır.

Uygulama ise, kişilerin, kurum ya da kuruluşların hatta canlı diğer varlıkların yaşam, özgürlük, irade, istek, hak ve sağlıklarına zarar vericidir.

Temel dürtü ve varoluş gereği savunma veya karşı savunma haricidir şiddet.

Grup içi otorite sağlamaktır.

Varlığı tehdit unsurudur.

Sindirmektir.

*

Şimdi hal bu.

Bu hal neticesinde şiddetin en kötüsü yıllardır yapılmakta.

Yapılan her türlü şiddet ise meşru gösterilmekte.

Her ne olursa olsun, meşruluk hangi ideolojinin eseridir?

Meşruluk katletmeyi mi öğretir?

‘Öyle bir kişi olunuz ki sözünüzve özünüz bir olsun’ desturu ile hareket edenin haklılığı, kötülüğü kalır mı?

İspatı ya da dayatması kalır mı?

Şiddet hiçbir şekilde meşru gösterilemez...

Şiddet haklı sebeplere dayandırılamaz...

Şiddetin iyisi, kötüsü, doğrusu yoktur...

Şiddet hiçbir şekilde mazur gösterilemez.

Tasvip edilemez.

*

Bugünlerde ifade özgürlüğü kaba kuvvet ile susturulmaya çalışılıyor ne yazık ki.

'Türkiye'de basın özgürdür' demek şu aşamada zor.

Gazetecilere saldıranların organize olması büyük endişe verici durumdur.

Böylesi bir organizasyon, planlıdır.

Bu tip saldırıyı planlayanlar ve saldırganlar ülkemizi nereye sürüklediklerinin farkındalar mı?

Demokrasinin en temel unsurlarından olan basın özgürlüğü kutsal ise, demokrasiye inananlar gerçeklerin her zaman peşinde olmalı.

Geçmişten bugüne, basına yapılan tehdit ve baskı kötü sonuçlar doğurmuş acı bir hatıra olarak tarih içinde karanlık bir dönem olarak yerini almıştır.

*

“Görünenle yetinirsen eğer sadece tırtılı bilirsin. Çirkindir ya tırtıl, gönlünü çelmez. Görünenin ötesine geçmek istersen eğer, aradan örtüyü kaldırıp da gönül gözü ile bakarsan, kelebeği bulursun karşında. Güzeldir ya kelebek, gönlün ona akar. Lakin gönül gözünle görürsen eğer, kelebeğe değil tırtıla sevdalanırsın." der Elif Şafak...

Biz de şimdilerde karanlığının içinde ışığız haberimiz yok.

Bu karanlıktan bir an önce çıkmamız dileğiyle...

 

Dip notlar;

 

Şiddet her yerde...

 

Şiddet ailede,

Şiddet işyerinde...

Toplumda...

Okulda...

Şiddet doğada...

Şiddet rekabette...

Şiddet karalamakta, engelleyici olmakta...

Şiddet ülkelerarası, milletlerarası, ırklararası.

Genel olarak baktığımızda şiddet; maddi ve manevi çıkardır.

‘Sevgi yoksunu’ olmanın sonucu ‘şiddeti’ kucakladık hep beraber.

"İnsanlık" der Nietzsche, "Amaçtan çok bir araçtır. İnsanlık sadece bir deney malzemesidir." Onun kafasında kurduğu amaç, sıradan olmayan bireylerin büyüklüğüdür.

 

Dersler...

 

Kötü karakterli bir genç varmış.

Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş.

‘‘Arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer bu tahta perdeye bir çivi çak” demiş.

Genç, birinci günde tahta perdeye 37 çivi çakmış.

Sonraki haftalarda kendi kendini kontrol etmeye çalışmış ve geçen her günde daha az çivi çakmış. Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış.
Babasına gidip söylemiş.

Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürmüş.

Gence “bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahta perdelerden bir çivi sök” demiş.

Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış.

Babası ona “Aferin iyi davrandın ama bu tahta perdeye dikkatli bak. Artık çok delik var. Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak” demiş. Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir. Her kötü kelime bir yara (delik) bırakır. Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin ama bu delik kapanmayacaktır.

Bu bir kıssadan hisse...

Şimdi gelelim günümüze...

Her kıssadan hissenin bize verdiği ondan etkilenmemiz ve örnek almamız değil midir?

Evet...

Ancak şimdiki durumlara şöyle bir göz attığımızda hangimiz başardık ders almayı...

 

 

Kış gelmeden hastalıklara hazır olalım...

 

Sonbahar aylarının en güzel ayı, en güzel günleri.

Ancak kış kapıda yaklaşıyor.

Ve hastalıkları da kapıda.

Bu aylarda genelde, ‘Üst solunum yolu enfeksiyonu, nezle ve orta kulak iltihabı’ ile boğuşuruz. Çocukların %75 ila 95’i 3 yaşına kadar bu dönemde orta kulak iltihabı sorunu yaşar.

Ve yetersiz korunmadan ortaya çıkan ‘sinüzit’, acı çektiren ‘tonsillit’, yani bademcik iltihabı, çocuklarımızın ve büyüklerimizin kapısını çalan ‘bronşit’ ve ‘enfeksiyonun aşağıya inmesi ile atipik öksürük ile beraber zatürree’, ‘orta kulak iltihabı’, ‘larenjit (ses telleri iltahabı)’, ‘lenf adenit (enfeksiyonun boyun lenf bezlerine atlaması)’dir....

Hepsi soğuk havalarla ortaya çıkar...

Aman dikkat...

 

Fıkra;

Fadime nine bir gün eczaneye giderek eczacıya şöyle der:
-"Uşağım paa pel ağrısi için ilaç verir misun?."
-"Tamam Fadime nine. Bu hapları sabah akşam günde iki kez çiğne."
Bir hafta sonra Fadime nine eczaneye gelir ve şöyle der:
-Ula uşağım paa ne biçum ilaç verdun. Pelime hiçbir faydasi olmadi, pi de üstüne üstlük çiğnemekten pacaklarim kopti."

 

Günün sözü;

Bir insanın yaşayıp yaşamadığını anlamak istersen, nabzına değil onuruna bak, duruyorsa yaşıyordur... (Robin Sharma)
 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@