02.08.2015, 21:00

Şiddet kültürü...

Son zamanlarda yeni bir kültür ile karşı karşıyayız...

Bu yeni kültürün adı ‘şiddet kültürü’.

Nasıl bir kültürdür bu?

Nereden doğdu?

Nedir?

Bileniniz de vardır, bilmeyeniniz de.

Bulaşıcı mı? Evet...

Özeniliyor mu?

Evet...

Yerleşti mi? Evet...

Biter mi?

İşte cevap burada yok...

*

Ne yazık ki, ülkemizde şiddet kültürü vahim bir şekilde yaygınlaştı yerleşti ve büyüdü.

Şu anda yaşanan terör dehşetini hatırlayın!

Hatırlayın!

Kadın cinayetlerini...

Namus cinayetlerini...

Çocuk tacizi ve ölümlerini...

Söz ile dövmeyi, aşağılanmayı ve hiçe sayılmayı...

Aşırılıkları, öfke patlamalarını...

Hatta silahla magandalaşmaları...

Bunlar artık şiddet kültürü olarak karşımızda.

*

Bir belediye otobüsü.

Şöför ile bir yolcu tartışmaya başladı ve aniden tartışma alevlendi.

Bir de baktım ki arkalardan bir ses şöföre sitemde, bağırmada, ağzından tükürükler saçarak hiddetini kusmakta...

İlgisi yok tartışma ile başka bir yolcunun tartışmasına iştirakte sadece.

Efeler gibi geliyor şöföre.

Sindi tabi şöför. Sinmez mi? Gür sesli iri cüsse nerdese vurdu vuracak yumruk havada.

Geri kalır mı diğer öfkeliler?

Oldu mu belediye otobüsü bir savaş alanı. Kalmışım ortada, sağa baksam öfkeli topluluk, sola baksam öfkeli sürücü.

Sirk gibi...

Çiğdem çitleyip tam seyirlik.

*

 

Ortaya bile atılamadım.

Çünkü saldıracaklar. Sustum sustum.

Nasıl da bu duruma geldik?

Nasıl da öfkeliyiz?

Nasıl da hiddetliyiz ve nefret doluyuz?

Düşündüm.

İşte o an anladım.

Şiddet toplumu çoktan olmuşuz da, geliştiriyoruz her geçen gün derin nefreti.

*

Protestolarımız hiddetli.

Savunmalarımız hiddetli.

Hep bir savaş isteği, hep bir kavga isteği, hep bir patlamalar yaşanıyor yüreklerde.

Eee içsel olarak insanoğlunun hiddetinden dışa yansıyacak sevgi mi olur?

Tabii ki hayır.

Hiddetden hiddet doğar iken, merhametten merhamet doğar.

 

*

Ne yapılabilir?

Genel eğitim mi çözüm?

Siyasi hareketlerin eğitici olması mı?

Kitle fikirlerinin iyileştirilmesi mi yoksa kalitesi mi?

Poplo Neruda’nın buğdayın türküsünden satırları ile bitirelim...

‘Sesimde pırıl pırıl bir güç var.

Karanlıkta boy atmaya.

Sessizliği aşmaya yarayan.’

 

Gerçek gücümüzü nefretle değil sevgiyle çıkarabileceğimiz günlere adım atmanın umudu hep var bende...

 

 

Dip notlar;

 

Bu acı bitecek mi?

Nedir bu acı, ki bizi dağladı da yakıyor...

Gencecik insanlara mı yanalım, kandırılanlara mı?

Dış güçler ile çevrilişimize mi, yok yere ölüşümüze mi?

Giden gençlerimiz mi bizi yakan, anaların babaların eşlerin feryadı mı?

Bitmeyecek mi bu acı?

Yakan, yok eden, bitiren nefret ne zaman son bulacak?

Egolarınız ne zaman yerle bir olacak?

‘Bu acı ne zaman son bulacak’ diye bekleyen onlarca kişinin acısı bir kaç dudak arasında sıkışmış kalmış iken bizler sadece anlaşmalar ile sıkıştırılmış olarak yaşıyoruz.

İnce hesaplar var görülmeyen.

İnce anlaşmalar var bilinmeyen.

Kimdir yaşayan acıyı?

Yoksul...

Sahipsiz...

Beklentisiz...

Herşeyden habersiz...

Gerçek insan...

 

Şiddetin baş kaynağı aile...

 

Bu aileler neden bu kadar inatçı?

Neden bu kadar katılar?

Neden gelişime uyumsuzlar?

Neden bu kadar kuralcılar?

Neden engel olucular?

Bileniniz var mı?

Hiç farkına varmasalar da bu şekilde toplumda ve kişide derin mutsuzluklar, umutsuzluklar oluşuyor...

Buna gözlerimizi mi kapatalım?

Kulaklarımızı mı tıkayalım?

Her bir kişi kendi kurallarını mı uygulasın?

Kılımız da mı kıpırdamasın?

Acı ile kıvrananlara aldırmayalım mı?

Düzen buysa aldırmayalım...

Uygulayalım...

Kapatalım ve tıkayalım...

 

Şiddetin ana kaynağı önce ‘ailede’ aranmalı sevgili okurlar...

Zorla evlendirilenler, şiddet görenler, yazık edilenler, ötekileştirilenler ailede...

Mutsuzluğun ana kaynağı da, özgürsüzlüğün ana kaynağı da aile.

Düşünceler kapalı ve tıkalı.

‘Nasıl olsa bunlar çocuk. Büyüyünce unutulur herşey. Ne olacak ki’ düşüncesi hakim.

Bu nedenle toplumda yükselen şiddet ve öfke olgusu yüzeysel değil, daha da derine inilerek tedavi edilmeli ki, çoktan zamanı geldi de geçiyor.

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Temel'le oğlu Trabzondan İstanbul'a gezmeye gelmişler.

Gezerken oğlu Topkapı Sarayı'nı görmüş ve "Baba bunu kim yaptı?" demiş.

Temel oğluna "Bilmiyorum" demiş.

Kısa zaman sonra kız kulesini görmüş ve "Baba bunu kim yaptı?" demiş.

Temel yine sabırla bilmiyorum demiş.

Oğlu en son Dolmabahçe Sarayı'nı göstererek "Baba bunu kim yaptı?" demiş.

Temel bilmiyorum demiş. Oğlu; "Baba seni sorularımla sıkmıyorum değil mi?" demiş.

Temel ise oğluna gülerek; "Yok evladım, sorasınki ögrenesin..."

 

Günün sözü;

İnsanların mutlulukları ya da mutsuzlukları, kaderin olduğu kadar da karakterlerinin eseridir... La Rochefoucauld

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@