28.01.2018, 07:19

Sinsi kaos...

Sinsi kaos...

“Bir at dörtnala koşarak yokuştan aşağı inmiş. 
Üzerindeki adam, önemli bir yere yetişiyor gibi görünüyormuş.
Yolun kenarından biri bağırmış, “Nereye gidiyorsun?“.
“Bilmem, ata sor.” demiş diğer adam.”
Biz de nereye gidiyoruz?
Bu hikayede at gibi alışkanlıklarımızın, bize verilen hayatın, süregelen olayların peşine takıldık ve dört nala koşarak bir yerlere gidiyoruz.
Sürekli sürükleniyoruz. 
Zamanın içinde bizi temsil edenlerle, kendimizi teslim ettiklerimizle, farkına bile varmadan sürükleniyoruz.
Ama nereye?
*
Düzensizliğin, karmaşıklığın, karışıklığın olduğu bir çok olay yaşıyor ülkemiz. 
Olağanüstü olaylar.
Küçük bir değişkenin nasıl da büyük fırtınalar yaratabildiğini biliyoruz. 
Önceden tahmin edilemeyen fırtınalar çokça savurdu bizi.
Hep isteğimiz, bizi karmaşıklığın içine sokanların gün yüzüne çıkmasıdır. Son yaşanan olaylar bizi içine çekmeye çalıştıkları kaos ortamları akabinde ne getirecek? 
Bakalım, görelim.
Ancak göreceklerimiz ve yaşayacaklarımız umarım daha fazla kaos içermez. 

*
Bu sistem farklı...
Bu sistem işleyişi farklı.
"Bu dünyada arka sokaklar” var ve bize sunulan sistem bu.
Düzen diyerek bu ad altında kurulmuş yüzlerce plan ve sistem parçası var.
Teoriler fazla.
Ortaya atılan iddialar fazla.
Kötü bir duruma sokulmak için yapılan türlü oyunlar fazla.
*
Yapmak istediklerimizin yapılamaması, her bir sözün birbirini tutmaması hep bunun neticeleri.
İçine girdiğimiz derin girdapların nedeni işte bu sistem.
Anarşizmin sebebi.
İnsanların kandırılması.
Olayların içine hızla çekilmemiz bu sistemin bir parçası. Kaos işte budur.
*
Kaosun, terörün boyutu önemli değildir, gidenler, yitirilenler önemlidir.
İnsanların, başkalarının hayatını hiçe sayması önemlidir.
Kendi huzursuzluklarını zavallaı masumlara ödeten güçlerin tutumu önemlidir.
Masum insanları kırdıranların oyunları önemlidir.
Kurbanlar önemlidir.

*
Bu düzenler olmazsa hep beraber yaşayamaz mıyız?
Hiç bir sorun olmadan yaşayamaz mıyız?
İnsanlarla, beraber mutlu ve birbirlerine zarar vermeden yaşayamaz mıyız?
Bir sosyal durumun adı olan terörizmin hayatımızda yarattığı karmaşayı artık silemez miyiz?
Elbette sileriz ve elbette yaşayabiliriz. 
İzin verirlerse...
*

Sokaklar sistem çarkları içinde büyüyor. 
O çarklar ta dipten çelikten dişler ile öğütüyor bizi. 
Kaos yaratılıyor ve sokaklara korkular salınıyor.
Ve kaos bilinci varlığını güç ile kabul ettirmeye çalışıyor. 
Dengenin bizim için test edildiği bir dönemden geçiyoruz.
Sadıklıkların, dönekliklerin test edildiği ortamlardan geçiyoruz.
İşte bu kaos ortamlarında asıl zor olan dengede kalabilmektir.
Bunu başarabilmek, az hasarla veya hiç hasarsız çıkabilmek büyük meziyetttir.
Zararlar veya hasarlar alarak pes etmek kolaydır.
*

Bu politik girdap içinde biz bir nefes almak için çırpınıyoruz.
Kaosa yenilmemek, güçlere boyun eğmemek için çırpınıyoruz.
Muhalifi, yandaşı, yoldaşı hep soluklanmak için çırpınıyoruz.
Bir rengimiz var. 
Yansımamız ise bölünmez bütünlüğümüzdür, birliğimizdir.

*
"Yanılmıyorsam çok eskidir soydaşlığımız.
Birçok ünlü, eski tanrılar görmüşüm, ops'un, rhea'nın önünde derin saygıyla eğilmişim;
Kaos'un, sizin kızkardeşleriniz parka'larla, dün ya da önceki gün yüz yüze gelmişim;
Görmedim sizin benzerinizi bir daha, susuyorum şimdi, şaşıp kalmışım artık." Goethe – faust da der, Johann Wolfgangvon Goethe.
*

‘Şaşıp kalıyoruz’ artık bazı ülkelerin kaderine yayılan bu sinsi kaosların kanser gibi olmasına.
Hızla ilerletiliyorlar.
Virüs gibiler yayılıp çoğalıyorlar.
Taraf, kimlik önemli değil yeter ki sancı olsun.
Toplum farklılığını kaybedilsin.
Kavgalı bir toplum olsun.
Umutsuz bir gelecek olsun.
Ülke içinde ki bölünmelerin tetikleyen nedenleri olsun.
Yeterki bölünme olsun. 
*
Kısaca; 
İçiçe geçmiş birkaç sistemin çözümü için dengede olmak zorundayız.
Gerginlik ve çözümsüzlük halinin bitmesi için dengede olmak zorundayız.
Biz insanız. Özümüz sevmek ve sevilmek için yaratıldı.
Ancak tüm dünyadaki kaosun nedeni; sevmek veya sevilmek değil, güç bende olsun isteğidir.
O nedenle hep başlar ayakları ezer, ayaklar nefretle dolar, onlarda ezmeye meyillenir. Bu düzen böyle sürüp gider.
 İsyan ritüelidir bu.
*
Sanılanın aksine kargaşa, belirsizlik değildir, dengenin bulunmasıdır. Bizde dengemizi, sistemimizi tam anlamıyla bulmalıyız. 
Kır çiçekleri, yağmur, kar bir zaman gelir kaosa yol açar.
Şiddetlendiğinde karmaşa doğar. 
Her karmaşa bittiğinde ise sakinlik kaplar her bir yanı.
Kargaşanın görünümü, tablosu ne olursa olsun sonucu sakinliktir, uyumdur.
İnsanlıkta bu kaoslardan nasibini alacak ve gün gelecek karmaşalıktan fidanlar yeşerecek.

Dip notlar;

Han ve yolcu...

Günlerden bir gün, zamanın ünlü bir bilgesi hükümdarın sarayının kapısına geldi. Muhafızların hiçbirisi saygıları nedeniyle onu durdurmaya çalışmadı. Bilge, sonunda hükümdarın tahtında oturduğu odaya girdi. Ziyaretçisini hemen tanıyan kral saygıyla ayağa kalkıp sordu:
“Ne istiyorsun? Sana nasıl yardım edebilirim?” 
“Bu handa uyuyacak bir yer istiyorum” cevabını verdi bilge. 
“Ama burası han değil ki” dedi kral hafif kızgınlıkla, “Benim sarayım.” 
“Sorabilir miyim: Senden önce bu sarayda kim yaşıyordu?” 
“Babam. O öldü ama.” 
“Ondan önce kim yaşıyordu?”
“Büyükbabam. O da öldü.” 
“O zaman burası insanların kısa bir süreliğine gelip kaldığı, sonra da terk edip gittiği bir yer demek ki. Neden ona han demeyeyim?

İşte han dünyası, işte handa kalanlar dünyası. Her biri kavgada. Nedeni artık yok?

Yaşam...
Bir adam okyanus sahilinde yürüyüş yaparken,denize telaşla bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu Kişinin, sahile vurmuş deniz yıldızlarını denize attığını fark eder ve,
 “Niçin bu deniz yıldızlarını denize atıyorsun ?” diye sorar.
Topladıklarını hızla denize atmaya devam eden kişi, “Yaşamaları İçin” yanıtını verince, adama şaşkınlıkla:
 “İyi ama burada binlerce deniz yıldızı var. Hepsini atmanıza imkan Yok. Sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki ?” der.
Yerden bir deniz yıldızı daha alıp denize atan kişi,
“Bak Onun İçin Çok Şey Değişti,” karşılığını verir.

Ve Şair Robert Frost'un Dediği Gibi ; 
‘In three words I can sum up everything I've learned about life: It goes on.’
Yaşam hakkında öğrendiğim herşeyi üç sözcükte özetleyebilirim: ‘Yaşam devam ediyor...’

Mutlu kalın...


Fıkra; 
 Adamın biri Temel’ e sormuş :
‘Siz Karadenizliler, niye her soruya soruyla karşılık veriyorsunuz?’ Temel cevap vermiş :
Ula, Niye soraysun? 

Günün sözü; 
Herkesi dostun yapmayacağına göre, düşmanlarınla yaşamasını öğrenmelisin. 
Alexis de Tocqueville

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@