20 Aralık 2021 akşamına kadar yazımın konusunu “Gençler ve Gelecek” oluşturuyordu. Ancak akşam saatlerinde Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan yeni ekonomik paket birden ülkenin gündemini değiştirdi. Yazıyı kaleme aldığım ana kadar paketin ayrıntıları ve nasıl uygulanacağı netleşmese de bu konuda yazmam siz okuyucular açısından şart oldu.

Bir hafta önceki “Faizleri İndirmek Türkiye’yi Üretim Üssü Yapar mı?” başlıklı yazımda kimilerinin “Çin modeli” dediği ekonomik modeli ele almıştım. Bu modelin temelinde düşük faizin yatırımları ve üretimi artıracağı savı vardı. Dolayısıyla yüksek üretim yüksek istihdamı yaratacak, düşük tutulan TL değeri rekabet gücümüzü artıracağı için de ihracatımızı artıracak. İthalatımız ise daha pahalı hale geleceği için azalacak, cari fazla vereceğiz. Ödemeler dengesi iyileşecek. Daha az borçlanacağız. Döviz kuru ve enflasyon düşecek. Bir başka deyişle faizler düşecek, üretim, istihdam, ihracat artacak. İthalat, dış borç, enflasyon ve kur düşecek. Kısaca, ekonomide yeni yaklaşımın çerçevesi bu demiştim. Başarısız olacağı anlaşılan bu modelin üzerinden çok geçmeden yeni bir ekonomi paketi açıklandı.

Bu pakette 10 başlık var. Elbette bunların içlerinin doldurulması gerekiyor. Ancak en dikkat çekici olanı TL mevduatına kur garantisi verilmesi. Bir bakıma dövize endeksli mevduat uygulamasına geçilmesi. Bankadaki Türk Lirası varlığının mevduat kazancı kur artışından yüksekse bu getiriyi elde edecek ama kur getirisi mevduat kazancının üstünde kalırsa aradaki fark doğrudan vatandaşımıza ödenecek. Üstelik bu kazanç stopaj vergisinden de muaf tutulacak. Bunun iki anlamı var. Birincisi faizleri düşürmekten vazgeçilmesi. Çünkü faiz getirisi kur artışının altında kalırsa aradaki fark mevduat sahibine ödenecek. Yani örtülü faiz artışı uygulamasına geçiliyor. İkincisi de Türk ekonomisi bundan sonra dolar endeksli olacak. Yani dolarize olacak. TL görünür olacak ama her şeyi dolara göre belirleyeceğiz. Peki, bunun sonucu ne olur?

İlk anda piyasaların verdiği tepkiden de anlıyoruz ki, döviz kurları talebin düşmesi nedeniyle gevşeyecek, TL değerlenecek. Yukarıda anlattığımız ekonomik modelin tam zıddı bir sonuç. Çünkü TL’nin değeri düşük tutularak rekabet gücümüzü artıracaktı. İthalatı kısacak, cari dengede fazla verecektik. Kaldı ki, ihracatçılar için ileri vadeli kur rakamı garantisi verilse de dün hesabını yüksek kurdan yapan ve buna göre sözleşmelerini yapan ihracatçı zararına satış yapmış olacak.

Döviz kurunun düşmesi, TL mevduatına dönen vatandaşın beklediği getiriyi alamamasına neden olur. Enflasyonun altında getiri alan mevduat sahibi yeniden döviz ya da gayrimenkule yönelebilir. Döviz kurunun artması halinde ise aradaki fark vatandaşa ödenir. Bu da istenilen sonucun doğmamasına neden olduğu gibi aradaki fark hazine tarafından karşılanacağı için vergi mükellefleri için yeni yük demektir. Daha da kötüsü aradaki farkın hazine için ek kaynak arama ihtiyacı doğurmasıdır. Ek kaynağın borçlanarak temin edilmesi faizleri daha da yükseltir, para basılarak karşılanması ise para arzını artıracağı için enflasyonun ateşi artar.

Ekonominin aktörleri güven ve ileriyi görmek ister. Her gün değiştirilen yaklaşımlar piyasanın sağlıklı kararlar almasına engel olur. Attila İlhan’ın "Sisler Bulvarı" şiirinde olduğu gibi yaşıyor ve el yordamıyla yolumuzu bulmaya çalışıyoruz.

"Sisler Bulvarı'na akşam çökmüştü

Omuzlarımıza çoktan çökmüştü

Kesik birer kol gibi yalnızdık

Dağlarda ateşler yanmıyordu

Deniz fenerleri sönmüştü

Birbirimizin gözlerini arıyorduk"