12.08.2018, 06:41

Sistem bu...

 

 

Bizden daha bencil bir yaratık var mıdır?

Yok.

Bu nedenle de tüm düzenlenen sistemler bencil sistemlerdir.

*

Girdiği alanda bütün koşulları tüketen biziz.

Biçimlendiren biziz.

Üstün olmayı kendisine hak bulan biziz.

İnsan hala evrimi tartışıyor.

Ancak evrilemiyor.

Ruhuna yönelemiyor.

Biz nasıl bir türüz ki, evrimimizde evrilemeden bencilliği bedenimizde taşıyoruz.

*

Kendini tanrı gibi gören bir türüz.

Keseriz, biçeriz.

Oysa bilmeyiz ki ‘o’ nın merhameti vardır. Biz de oda yok.

Tüm canlılar bir damla sudan gelmedi mi?

Basitlikten türemedik mi?

Oysa biz basitlikten kaçar olduk.

*

Kestiğimiz ağaçlar artık övünç kaynağımız durumunda.

Koca ormanlar göz kırpmadan yakılıyor, yok ediliyor.

Her şeyin neslini bir bir tüketen insanlık kendi neslini de tüketiyor gizliden.

*

Olay para.

Sistem para.

Sistem acımasız bu nedenle.

Sistem paranın emrinde, para da parayı sevenlerin, güce tapanların elinde.

Bu tapınma da en büyük bencillikleri doğuruyor, en büyük sefaletleri körüklüyor.

*

Her şeyin parçası olmuşuz, her şeyin de kölesi.

Sisteme tam orta yerinden bağlıyız.

Hassas dengeler bu nedenle hep dengesizlikte.

Bizi ele geçiren bu bencil sistem ne yazık ki yarınları da yazıyor.

*

Bozulan denge eskisi gibi olacak mı zannediliyor acaba?

Hayvan ve bitkileri öldürmek uğruna, tarımı mahvetmek uğruna tükettiğimiz çaba bu yollara mı çıkacaktı?

Bu çaba neyin çabası?

Dışa bağımlı olmanın mı çabası?

*

Bu mudur?

Hepimize gurur veren bu mudur?

Bencilliğimizin çabası bu mudur?

‘Yok etmemek, var etmek’ diğer tüm her şey gibi ‘para’ ile eş değer oldu ve sanırım insanlık bu alanda ilerliyor.

*

Kendini o kadar iyi saklıyor ki bu düzende o sistemin insanları.

Sadece kendi meyvelerini görüyorlar.

Sadece kendi süreçlerini görüyorlar.

Bir ağaç gibi sessiz kalarak değil yaşamın içinde ki yerleri.

Bir yaprak kadar ince olarak değil yaşamın içinde ki yerleri

Bir vahşilik içinde hayatın içinde ki yerleri ve işte insanları da, duyguları da ele geçirekek besleniyorlar, yaşıyorlar.

*

Şu dolar, euro yükselişleri ile kimbilir kimler bir günde nemalandı.

Kimlerin cebine neler girdi.

Hangi iflas edenin parası bir gecede kazanana geçti de kapitalist sistem payını kat ve kat aldı.

Bilmiyoruz.

*

Ancak biliyoruz ki; ‘para’ ya hücum eden insanlık, hep birilerine muhtaç edilen insanlık bu dünyanın aidatını artık ödeyemiyor.

Üyeliğimiz askıda.

Aparmanın aidatını öderiz, su, doğalgaz aidatını öderiz, silahlanırız, yakarız da insanlık aidatını ödeyemeyiz artık.

*

Bu bencil sistem daha fazla oku, daha fazla izle, daha fazla tanı demez bilin.

Geliştir, değiştir, öğren, uygula demez.

Sen daha iyisin der hep.

Sen sömür der.

Sen ez der.

Sen ez de geç üstünden der.

*

 

İşte o en iyi olma durumu şu anda ki dünya sistemini oluşuruyor ne yazık ki.

Ve bu sistemde güçsüzler, garibanlar yok olurlar.

Ezilenler hep onlar olur.

En iyisi olma yolunda ilerlerken ister bu birey olsun, ister şirket, ister devlet bir sürü fire verilir de ezip geçilir.

*

Sonrası ise şartlardır.

Dokundukları her hayatı şarta bağlarlar.

Bitmek bilmeyen şartlara abone olursun.

Gelişmek için...

İnanmak için...

Para kazanmak, daha güçlü olmak için...

Daha iyi hayat için...

Onca şart biner sırtına...

*

İşte düzen bu.

Sistem bu.

Ve sistemin işleyişi var bir de.

İnanın o sistem mükemmel işliyor.

İşletiliyor.

*

Siz o sistemin kölesi olmamak için lütfen ‘insandışı'larla bir arada görünmemek için her güzel şeye dört elle sarılın.

Özellikle birey olarak vicdanınız için en azından aidatlarınızı iyilikten, var etmekten, dikmekten, sevmekten yana ödeyin de tıkır tıkır insanlık remzi işlesin.

 

*

Hoşgeldiniz yeni dünya sistemine...

Sabit şartlara...

Bilin ki; hiç suçlu yok bu alemde, yanlış var...

 

 

Mutlu kalın...

 

 

Dip not;

 

 

100 Dolar...

 

Mevsim yaz.

Riviera kıyısında küçük bir kasaba. Yaz sezonu olmasına rağmen hava yağmurlu ve kasaba bomboş. Herkesin birbirine borcu var ve kredi ile yaşıyorlar. Şans eseri otele zengin bir Rus geliyor ve resepsiyona 100 dolar bırakıyor. Ancak odayı beğenmezse parasını alıp gideceğini söylüyor ve yukarı çıkıyor. Otel sahibi parayı alır almaz kasaba olan borcunu ödüyor. Kasap, 100 doları hemen alarak toptancıya olan borcunu vermeye gidiyor. Toptancı büyük bir sevinçle parayı alıp, kriz nedeniyle kredili hizmet veren hayat kadınına götürüyor. Kadın parayı alıp aynı otele giderek oraya olan borcunu kapatıyor. Ve o anda Rus müşteri odadan geri dönüyor, odayı beğenmediğini söyleyip 100 dolarını geri istiyor. Parasını geri alan Rus müşteri, kasabayı terk ediyor. Olmayan para ile tüm borçlardan kurtulunuyor...

Kazanan kim?

 

 

Fıkra;

Mafya babası haraçlarını toplaması için yakalanırsa polise bir şey anlatmasın diye sağır ve dilsiz bir tetikçi bulur. Baba, bir gün ödemelerin geciktiğini fark eder ve tetikçiyi bir tercüman eşliğinde sorgulamaya başlar.

Tercüman işaretle sorar:

"Para nerede?"

Sağır dilsiz:

"Ne parası? Neden bahsettiğinizi anlamıyorum."

Tercüman tercüme eder:

"Neden bahsettiğinizi anlamıyormuş."

Baba silahı sağır dilsizin beynine dayar:

"Para nerede?"diye sorar tekrar tercüman.

Sağır-dilsiz kan ter içinde, işaretle yanıt verir:

"Şehir merkezindeki büyük heykelli parkta kapıdan girince 3. ağacın kovuğunda iki yüz bin dolar var."

"Ne söyledi?" der baba.

Tercüman;

"Dedi ki, neden bahsettiğinizi anlamıyorum. Ayrıca o tetiği çekmek için g.t ister."

 

 

Günün sözü;

 

Asla unutma. Korku insana yavaş yavaş farkındalığını kaybettirir. Böylece birer korkak olur çıkarız.
Persepolis (2007) filminden.

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@