17.08.2021, 07:00

Sivas'ta Yaşananlar

Sivas, milli mücadele tarihimizde önemli bir yere sahiptir. 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihlerinde Erzurum Kongresi yapılmıştır. 4-11 Eylül tarihlerinde de Sivas Kongresi düzenlenmiştir.  Sivas Kongresi’nde alınmış olan kararlar, milli mücadelenin adeta mihenk taşıdır. Bu kongrede:


Milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür, parçalanamaz.


Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet topyekûn kendisini savunacak ve direnecektir.


Heyet-i Temsiliye, bütün vatanı temsil eder.


Mustafa Kemal, lider olarak benimsenmiştir.


Gibi kararlar alınmıştır. Böylesi bir kentin insanlarının da Ulusal Kurtuluş Savaşı’na koydukları katkı unutulamaz. Sivas’ı dünüyle ve bugünüyle karşılaştırırsak eğer, elbette ki karmaşık bir yapıya ve nüfusa sahiptir. Ama Orta Anadolu’nun çok önemli bir kentidir. İlk demir çelik fabrikası burada kurulmuştur. İlk cer atölyeleri burada oluşturulmuştur. Nüfus doğudan göçle 1977’lerde 150 bin civarında iken, şimdilerde 650 bin civarındadır. Sivas’ı tarif ederken, kent olamamış kavruk bir Anadolu şehri denilebilir. Bu kavruk şehrin büyük bir bölümü (ilçeleri de dâhil) İstanbul’a göç etmişlerdir. Hatta 1989 belediye seçimlerinde SHP adayı Nurettin Sözen’in başkan seçilmesinde Sivaslıların büyük katkısı vardır. Çünkü Sözen de aslen Sivaslıdır.
Ülkemizin içinde bulunduğu sel ve orman yangınları, baş döndürücü bir hızla hem can almaktadır hem de ormanlarımız yok olmaktadır. Belki bu nedenle okuduğunuz bu yazı güncelliğini yitirecektir ama bunları anlatmak zorundayım. Zira asıl mesele sayın cumhurbaşkanının Rize’de saldırıya uğrayan İyi Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’e atfen söylemiş olduğu “dur daha bu bir şey değil, daha neler olacak neler” dedikten sonra Sivas’ta da bir meczup tarafından uğradığı hakaretamiz sözlerden sonra Sivas’ı anlatarak yazma gereği hissettiğim satırları ilgiyle okuyacağınızı zannediyorum. 


Sivas’ta 12 Eylül 1980 öncesinde CHP’li Orhan Ekenel vardı. Onun anlattığına göre halk, yolunu, suyunu, kanalizasyonunu onun döneminde imeceyle yapmış. Yine başkanın söylediğine göre belediyenin borçları çokmuş ama ödeyecek paraları yokmuş. O nedenle belediye içerisinde hem şehirlerarası görüşmeleri yasaklamış hem de bir masada iki telefon kullanan memurların telefonlarını iptal ederek ve satarak borçlarını ödemeye çalışmış. Belli ölçüde de ödemiş. Bir ilginç olay da ülkemizin önemli şairlerinden Fazıl Hüsnü Dağlarca ile ilgili… Şairimiz hayatında Sivas’ı hiç görmediği halde “Sivaslı Karınca” başlıklı bir şiir yazmıştır, sonra bundan haberi olan belediye başkanının şairi Sivas’a davet edip kendisine plaket vermesi ve Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın da bundan son derece mutlu olduğunu belirtip, İstanbul’a dönüşünde kalabalık bir arkadaş grubunu akşam yemeğine davet edip bu güzel olayı kutlamalarıymış. Belediyeler bazen ilginç kararlara imza atarlar. Mesela geçmiş dönemlerde bir belediye, halk depremden etkilenmesin diye meclis kararıyla fay hattını değiştirmiştir(!).


 Biliyorsunuz Âşık Veysel, Sivas’a bağlı Şarkışla ilçesinin Sivrialan köyündendir. 1973 yılında ölmüştür. O yıllarda Hürriyet gazetesi bu çok önemli halk ozanının anısını yaşatmak için belediyeye bir yazı ile başvurarak Âşık Veysel’in heykelini dikmek için yer gösterilmesi talebinde bulunmuştur. “Heykelin dikileceği yeri gösterin, hemen başlayalım” denilmiştir. Ancak belediye meclisi uzun tartışmalardan sonra “heykel İstanbul’a dikilsin” diye karar vermiştir. Kararın gerekçesi de Âşık Veysel aleviymiş, heykel kentin orta yerine dikilirse Sünnilerin tepkisine yol açarmış. Bereket ki Fazıl Hüsnü Dağlarca için “bu sünnidir, ona da aleviler karşı dururlar” deyip verdikleri plaketi geri istememişler.


Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın bu önemli kenti çeşitli kışkırtmalarla 2 Temmuz 1993 de 35 yazar ve şairimiz Madımak otelinde yakılarak katledilmişlerdir. Böylesi bir kentte belediye başkanlığı yapmanın ne kadar güç olduğunu biraz önceki satırlarda anlatmaya çalıştım. Hani Ahmet Arif der ya “kirvem, hallarımı aynen böyle yaz/ rivayet sanılır belki” ya da Âşık Veysel’in söylediği “benim sadık yârim kara topraktır.” 


Bir CHP’li olarak, diyeceğim şu ki her yönüyle ilginç olan, ulusumuzun kurtuluşuna ve kuruluşuna büyük katkı koyan bu kentimizde üstelik bir kadın olan Millet ittifakının ortağı Sayın Meral Akşener’e yapılmış sözlü saldırı sağduyulu insanları son derece üzmüştür. Tekrarlanmaması dileğiyle…


NOT: Ülkemizde gün geçmiyor ki bir felaket haberi olmasın. Batı Karadeniz’deki sel felaketinde yaşamını yitirenlere rahmet diliyorum, Yakınlarının başı sağ olsun.

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@