25.04.2015, 21:00

Slow Food felsefesi gelişmeli...

Mevsiminde yenen lezzetlidir...

Mevsiminde yenen kıymetlidir...

Hele ki bahar aylarında yenilen yeşillikler daha bir kıymetlidir...

İşte mevsiminde yenen lezzetlidir ve kıymetlidir diyerek,geçen hafta Eski Foça’da gerçekleşen Slow Food Foça Zeytindalı’nın düzenlediği “3.Tatların Buluşması” etkinliğini de yaptık...

Yeryüzü pazarı bizi ağırladı...

Ilıpınar Köyü’nde ekşi maya ekmeği yapıldı....

Cumartesi, Pazar afiyetle yerel tatlar yenildi içildi...

İzmir Ekonomi Üniversitesi Mutfak Sanatları ve Yönetimi Bölümü öğrencileri Koordinatör Sırma Güven önderliğinde Foça Yeryüzü Pazarı’ndan alışveriş yapıldı...

Yerel halk desteklendi...

*

Slogan belli....

‘Mevsiminde yenen lezzetlidir ve kıymetlidir’.
Ancak ülkemizde de slogan belli...

Hormonu ver....

Topraklar bitsin...

Hibrit yükselsin...

Doğallık organik adı altında ezilsin...

Köylüm bitirilsin...

Köylüm kalmasın, toprağım kalmasın...

Üzücü...

*

İyi-temiz yemek, iyi-temiz gıdadan çıkar diyor Slow Food Zeytindalı Birliği....

Ve destekliyoruz....

Ve Slow Food'un projesi olan Foça Earth Market bize sürdürülebilir tarımın önemini gösteriyor destekliyoruz...

‘İyi-temiz-adil gıda=gerçek gıdadır’, diyor destekliyoruz...

Ve bu konuda bize örnek olan hekimleri, katılımcıları da destekliyoruz...

Tek desteklemediğimiz ticari kafalar...

Tek desteklemediğimiz köylümüzü, üreticimizi hiçe sayanlar...

Zincir üretimler, zincir mağazalar ve zincir fast-food...
 

*

Gül Girişmen (Slow Food Zeytindalı Foça Convivium Lideri) slow food felsefesi ve bölgedeki faaliyetleri ve bölgeye etkilerini bize ulaştırıyor teşekkür ederiz...
Geleneksel buğdayımız ve ekmeklerimiz bize ulaşıyorsa hala zincirler karşısında umut var demektir...

Bu önemli...
Ercan Aydın gibi çok genç yeni nesil bir arkadaşımız eskilerin ekşi mayasını yaşatabiliyorsa umut var demektir...

Ekşi maya ekmeğini kendinden yaşça büyük bir çok hanıma öğretebiliyorsa umut var demektir...

Ve slow food felsefesi gençler tarafından desteklenebiliyorsa umut var demektir...

Yerel üreticim olan ve organizasyonda büyük pay sahibi olan Kemal Ateş karşılıksız mücadele veriyorsa umut var demektir...

İstek doğallıktan yana ise bizler az kişi de olsak ticari kafalar ile mücadele veriyorsak umut var demektir...

Prof. Dr. Tayfun Özkaya (Tarım Ekonomisti) küçük çiftçinin korunması için mücadele veriyorsa umut var demektir...
Nedim Atilla (Gazeteci, Slow Food Bardaçık İzmir Convivium Lideri) mücadele veriyorsa umut var demektir...

*

Yediklerimiz ‘temiz’ bir şekilde doğaya, insan sağlığına ve hayvan refahına zarar vermeden üretilmiş olmalı, kabul müyüz?

Üreticiler emeklerinin karşılığını ‘adil’ olarak almalı, kabul müyüz?

Yediklerimizin tadı ‘iyi’ olmalıdır, kabul müyüz?
Yiyeceklerimizin kimler tarafından, nasıl üretildiğini bilmek istemez miyiz?

Tabii ki isteriz...

İşte bu nedenle ziraat, ekoloji ve kaybolan kültürel mirasın korunması konularında artık biraraya gelmeli ve bu tür hareketleri de canı gönülden desteklemeliyiz...

Hareketin gönüllüleri olarak ‘tüketici’ değil, ‘yardımcı üretici’yiz...

*

Gastronomi turizminin bölge kalkınmasına etkisi yadsınamaz...

Hele ki ülkemizde...
İşte tam da bu nedenle ‘slow food felsefesi’ gelişmeli...

Yayılmalı...

Desteklenmeli...

İşte tam da bu nedenle bu tür doğallıktan yana olan festivallere destek verelim.

Üreticime...

Köylüme....

Girişimci kadınlarımıza....

Köylü teyzeme....

Ve ‘slow food felsefesi’ne...

 

Dip notlar;

 

Slow food felsefesi nedir?

1986 yılında İtalya’da Carlo Petrini ve 62 arkadaşı tarafından ulusal bir hareket olarak başlatılılan Slow Food, kâr amacı gütmeyen eko-gastronomik bir sivil toplum kuruluşudur.

1989 yılında Paris’te 15 ülkeden delegelerin imzalarıyla uluslararası bir statü kazanmıştır.

Carlo Petrini, 50’li yaşlarda başlattı bu hareketi...

Sosyoloji eğitimi aldıktan sonra politika alanında çalışmış, doğduğu ve halen yaşadığı yörenin köklerine sıkı sıkıya bağlı, geleneksel tarım ve yemek kültürleri ile biyoçeşitliliğin korunmasına kendini adamış biridir.

Fast food’un en önemli temsilcilerinden biri olan McDonald’s’ın Roma’da ilk şubesini açtığını görünce, bu hareketi başlattı...

Amaç kültürel mirası ve biyoçeşitliliği korumak...

Yaşamımızı tekdüzeleştirmeye çalışanlara karşı durmak...

İşte Slow Food hareketi budur...

‘Modernlik’ adı altında hayatın gerçek ritminden koparak hızlanmasına karşıdır...

Doğallığın yitirilmesine tepkilidir...

Hareket noktası yemek kültürüdür...

Biyoçeşitliliği korumayı, yerel olana dönmeyi, çevre duyarlılığını artırmayı ve insana odaklanmayı misyon edinmiştir.

Yiyecek üreticileri arasındaki bir ağdır ve üreticiler hareketin ana kaynağıdır.

Slow Food, yiyecek üreticileri ile yardımcı üreticiler arasında iletişim sağlar.

Geleneksel bilgiyi yüceltmek ister.

Çiftçi, işçi ve köylünün ürettiği eşsiz ürünlere ulaşmaya çalışmak ister.

Lezzet eğitimleri vermek ve bu eğitimleri yaygınlaştırmak ve soframızı bir şenliğe dönüştürmek ister...

Her Slow Food üyesi, bulunduğu bölgede kendisine en yakın yerel topluluğa üyedir.

Terra Madre, ilki 2004 yılında Torino’da gerçekleştirilen, dünya genelindeki yiyecek üretici topluluklarını buluşturan bir organizasyondur. Amacı, ‘iyi, temiz, adil’ üretim esasını benimseyen yerel yiyecek toplulukları, üreticiler, aşçılar, akademisyenler arasında sürekli bir bilgi alışverişi sağlamaktır...

 

Fuar...

 

Ekoloji İzmir–6. İzmir Organik Ürünler Fuarı ile Olivtech–5. Zeytin, Zeytinyağı ve Teknolojileri Fuarı İZFAŞ tarafından geçtiğimiz hafta yapıldı...

Fuar süresince alım heyetleri Almanya, Avusturya, Çin, Fransa, Güney Kore, Lübnan, Senegal, Ürdün İran, İtalya ve Yunanistan ağırlandı. Ancak bu konuda bir eleştiri ile karşı karşıyayız.

Neden mi?

Olivtech ve Ekoloji İzmir; yeni tedarikçilerin ve yeni pazarların kapısını aralarken, sektöre yeni pazar imkanları yaratılacak fuarın heyetlerinin kendilerine tam ulaşmadığı görüşünde...

Hatta İZFAŞ’ın tam bir tanıtım yapamadığı, geçen yıl ulaştıkları katılımların bu yıl düşük olduğunu ifade ediyorlar...

Tabii bunlar fuar katılımcılarının genel görüşü...

Ben de misafir olarak katıldığım fuarın bu yıl çok renksiz geçtiğini ifade edebilirim...

Hatta yeni yapılan ve çok yüksek rakamlara mal edilen ‘İzmir Fuarı'nın hollerini de, bitişik olması gereken nizamlarını da beğenemedim...

Yeşilci olan ben, bir demir ile beton yığını içinde bulunduğum anları iyice değerlendirdim ve genel görüşümü çok sevdiğim, görüşlerine değer vediğim birkaç kişi ile paylaştım...

Genel görüş yeni fuar alanının boş olduğu...

Kısaca beton duvarların arasından çok uzun olan boş bir yol yürüyerek hollere ulaşmak, yeşil alan yerine beton bloklar ile karşılaşmak, dinlenme yerlerinin beton içinde bizi kucaklaması, gözle görülen ancak gözümü doldurmayan yeşillik olsun diye konulan saksı yeşillerini sayamıyorum bile...

Gönül isterdi ki daha yeşil olsun, betonu unutalım...

Ancak olmamış...

Yurtdışından fuarlara katılan ki, önemli fuarlara katılan katılımcılarla da konuştuğumda genel bir beğeni alamadım...

Katılımcıların çoğu yeni fuar alanı hakkında iyi görüşlere sahip değiller...

Nedeni ise bitişik fuar bilincinin bu fuarda olmaması...

Yeni alan büyük olabilir...

Yeni alan geniş olabilir...

Yeni alan da park yeri uygun olabilir...

Ancak yeşil yok...

Beton çok...

Bana göre dağınık...

Umarım yıllar içinde yeşillendirilir de gözümde büyüyen dev dev betonlar kaybolur gider...

 

Mutlu kalın...

 

 

Fıkra;

Of'ta bir okulda, matematik öğretmeni öğrencilerine sınav yapmış. Sınav kağıtlarını okumuş, bir öğrenciye yedi puan vermesi gerekmiş, sınav kağıdına "yedi" mi yoksa "yeti" mi yazacağına karar verememiş. Bunu bilse bilse Türkçe hocası bilir demiş ve Türkçe hocasına danışmış. Türkçe hocası da düşünmüş, düşünmüş ve;
-"Ula hocam, ne tüşüniysun ve peni ne yoriysun! Ver ha ona sekiz!"

 

Günün sözü;

"Hayat küçük şeylerden oluşur. Eğer sen seversen büyük olurlar." Osho

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@