26.02.2017, 10:18

Sömürüyoruz…

Tükenenkaynaklar…

Bitmeyensavaşlar ve sorunlar.

Kavgalarınana nedeni olan güç dünyayı ele geçirmek ile ilgili.

Heryıl dünya nüfusuna net ‘90 milyon’ kişinin ekleniyor olmasıdemek, kaynaklarımızın hızla tükenmesi demek. Ancak yanında da‘kaos’ demek.

Çünküinsanın çoğalması maalesef ki tüketim demek, arayış demek vebitmek bilmeyen ego ve sömürü demek.

*

Tüketimisadece maddi açıdan görmeyin lütfen.

Erozyonauğrayan topraklar da bir nevi tüketimdir. (Her yıl 25 milyar tonverimli toprak kaybediyoruz.)

Acımasızcaçölleştiriyoruz her yeri. Bu tüketimdir. (Her yıl 30.000kilometrekarelik alanı çölleştiriyoruz)

Ormanlarımızıhızla yok ediyoruz. Bu tüketimin en başıdır. (200 yıldan kısabir süre içerisinde, gezegenimiz 6 milyon kilometrekare ormanlıkalanını kaybetmiş.)

Vetoplam 100 km3 olan yıllık su kullanımı 3600 km3’e çıkartarakkurutuyoruz dünyamızı, tüketiyoruz.

Savaşlarla,kimyasallarla yok edilen toprağı, hormonlu gıda için mahvedilen,kirletilen arazileri sayamıyorum bile.

*

Şimdibunlardan ne anlıyoruz?

Yaşadığımızuygarlık ‘çöküşte’, bunu anlıyoruz.

İnsan,‘tüketim’ ile besleniyor, bunu anlıyoruz.

Savaş,tüketimin ana kaynağı, bunu anlıyoruz.

Tüketimeyönlenemeyen toplumlar da kendilerini tüketiyor, bunu anlıyoruz.

*

Doğalkaynakların yanlış kullanımı ile çevreye hızla verilen zararbüyüyor da büyüyor.

Tümdoğal alanlar tehlikede. Biz insanlık olarak kapasitenin çok çoküzerinde kullanımımızın akıl almaz sonuçlarını hep birlikteyaşıyoruz.

Bununyanında ego da güç ile besleniyor.

İştebu nedenle de, dünyamız, yer küremiz, ülkemiz aşırı bir baskıile baskılanmakta ve tükenim ile karşı karşıya kalmakta.

*

Bizülke olarak da yeni gelişmişliğimizin verdiği serkeşlik vevurdumduymazlıkla ne kadar ilerleyebiliriz?

Son100 yıl içinde, artan endüstriyel üretim dünyamızı bitirirken,nasıl gelişiyoruz diye sevinebiliriz?

Tümbunlar bizim etkilerimiz, yani nüfus artışının çevre üzerindekiolumsuz etkileri.

*

Şimdilerdeboğuştuğumuz atmosferdeki önemli değişiklikler, iklimdeğişiklikleri %27 artan karbondioksit miktarı, ozan tabakasındakiönemli hasarlar bize ‘ön uyarı’. Arkası gelecek.

Toprağın,havanın, denizin yükümüzü ne kadar süre çekeceğinikestiremiyorum. Ancak tatlı su kaynaklarının kirlenmesinin, insansağlığı ve diğer canlı türlerinin yaşamı üzerinde çokönemli olumsuz etkilerinin artmasının yine ‘ön uyarı’olduğunu biliyorum.

*

Arsenik,cıva, nikel.

Suyumuzuzehirleyenler.

Bumaddeler artık doğada iki katına çıktı.

Veşaşırmamak elde değil ki 5 milyar insan hızla kaynaklarısömürmekte. Hem de yüzde 40 gibi bir rakamla. Hem de zehirliolduğuna aldırmadan.

*

Şimdidüşünelim;

Doğabu şekilde sömürülmeye devam edilirse ‘açlık’ oluşmaz mı?

Sularkirletilmez mi? Zehirlenmez miyiz?

Yeryüzünüfusunun dörtte biri sağlıklı içme suyuna sahip değil iken,silahlanmaya giden para ise devasa.

Ulaşmakzorunda olduğumuz, yani yaşamımızı sürdürebilmek içingereksinim duyduğumuz yeterli gıdaya nasıl ulaşırız?

*

Heryıl milyonlarca çocuk yetersiz beslenme nedeniyle yaşamınıyitirmekte.

Biro kadarı da savaşlarda can vermekte.

Bukoşullar ile barış sağlanabilir mi?

Ülkeleristikrarı yakalayabilir mi?

Cevaplartabii ki ‘hayır’ı gösteriyor.

Dünyanınnüfustaki bu hızlı artışı kaldırabilmesi için, yaşambiçimlerinin ve mevcut politikaların mutlaka değiştirilmesigerekmekte diye bas bas bağıranlar ise dışlanmakta,ötekileştirilmekte.

*

Öncelütfen yaşama saygı duyalım. Sadece biz yaşamıyoruz buyeryüzünde.

İştebu nedenle, insanlığın yaşam kalitesini bu saygı ileartırabiliriz.

Kalkınmadendiğinde amacımız, yok etmek değil, insanlığa hizmetetmektir, onu geliştirmek ve yaşam kalitesini artırmaktır.

Veyeryüzündeki yaşamın çeşitliliğini korumaktır. Doğa ilebütünleşmemiz şart.

İştebu nedenle, yenilenemeyen kaynakların tüketimini en azaindirmeliyiz. (Mineraller, petrol, benzin, ve kömür.)

Yeryüzübizi taşıyamayacak duruma gelmeden önce onun taşımakapasitesinin üzerine çıkmamamız gerekli ki, bu da eko sistemiçin şart.


*

Amaç;

‘Toplumlarınakılcı biçimde gelişmesi.’

‘Bilgive iletişim içinde ‘biz, hepimiz’, düşüncesi ile bireyolarak sürdürülebilir bir yaşama ulaşmak için, tüm değeryargılarımızı gözden geçirerek değişmesi’ olmalı.

Umarımdeğişiriz...



Dipnot;

Nüfusartışı…


Dünyamızdayaşayan insanlar 19. yüzyıl başlarında 1 milyar idi.

2025yılında 8-9 milyara ulaşılabilir.Yani her yıl dünya nüfusunanet 90 milyon kişinin eklenmesi bu tahmini güçlendirmekte.Endüstri devriminden günümüze dek geçen süre içerisinde dünyanüfusunun ‘sekiz’ katına çıkması bizi kıskaca aldımaalesef.

Ülkemizdeise, 1950 yılında 21 milyon olan nüfusumuz, 1997 yılında 3 misliartarak 64.5 milyona ulaştı. 2025 yılının tahmini ise 100milyonu aşan bir rakamla Türkiye’de durumun hiç de iç açıcıolmadığı yönünde. Aslında hepimiz bunu az çok öngörebiliyoruzve eğer tedbir alınmazsa, tüketmeye hızla devam edeceğiz.

2025’liyıllara ait bir varsayım var. Türkiye’nin nüfusunun %40’ınınbatıda yaşayacağı varsayımı.

Şayetbu varsayım gerçekleşirse, korkutucu bir çevresel sorun,kirlenme, göçün getirdiği uyuşmazlıklar karşımıza dikilir.

Zatenülkemizin batısında bir çevresel kirlenme noktasına ulaşıldı,tarım bitirildi, sanayi ise biten tarımın yerinde kendine bir yeredinme telaşında.

Ayrıcalıklıtarımsal varlığımız ve kaynaklarımız en iyi şekildedeğerlendirileceğine, dış kaynaklı sömürü ise had safhada.

Bukonuda sivil toplum örgütlerine ileriki dönemlerde çok işdüşeceğe benziyor.

Bilmeliyizki;

Nufüsartışının ana derdi büyüme, yani kalkınma derdidir.

Sarsıntısızekonomi, enflasyon ve deflasyona düşmeden ilerleme, koşullarındaha iyi ile değiştirilmesi derdidir.

Vatandaşınyaşadığı durumları iyileştirmeden modernleşme adı altındabirtakım kararlar almadan bu süreç iyi planlanırsa yara almayız.

Bilmeliyizki, bu nüfus artışı ile gelişme süreci bizim mutluluk vebağımsızlığımızla tam orantılı.

Busüreç ‘zorunlu’, ancak bir o kadar da iyi ‘planlanması’gereken bir süreç.

Özelliklesanayileşme...

Mutlukalın...


Fıkra;


Temel,bir gün tarlasından eve dönmektedir. Karadeniz Bölgesi'nin sarparazisindeki patikada ilerlerken, birden ayağı kayar ve yüzlercemetre derinlikteki uçuruma yuvarlanır. Can havliyle, uçurumdakibir ağacın dalına tutunur. Aşağıya bakar, metrelerce derinlikteve dibinde de sivri kayalar. Belki duyan olur da kurtarmaya gelirdiye avazı çıktığı kadar bağırır:
-Çimse yokmiiii!
Birkaç kere daha bağırır. Sonunda, ta yukarılardan,gökten bir ses duyar:
-Ey kulum Temel! Düşüp ölsen ne var ki?Seni cennetime koyarım. Eğer emirlerimi yaptıysan, yasaklarımdankaçındıysan, kul hakkı yemediysen hiç korkma!
Temel şöylebi düşünür, emirlerden hemen hiçbirini yapmamış, yasaklarınneredeyse tamamını yapmış, kul hakkı desen sadece Fadime’ninhakkını ödeyemez. Başını kaldırıp, tekrar bağırır:

-Başkaçimse yok mii.



Gününsözü;

Hangiçiçek, diğerini “sarı açtı” diye ayıplar?
Hangi kuş,“farklı ötünce” diğerine yasak koyar?
Derisinden, dilindenötürü öldürülüyor insanlar.
Ah insanlar! Her şeyi bulupkendini bulamayanlar…

CharlesBukowski


Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@