29.09.2018, 06:29

Son günlerde....

 
 
Geçmiş zaman olur ki...
Kentimin ılık ve rüzgarlı havasında, bir deniz kenarında soğuk  içeceklerinizle güzel şehri seyre daldığınızda bir ah çekersiniz.
Varsa yanınızda arkadaşınız dertleşirsiniz.
Güzel olanları ‘yad’ edersiniz.
Ya da çirkinlikleri.
Ekseriyatla dertler dillenir hep.
*
Çünkü; her birimizin ağız dolusu sıkıntısı var son zamanlarda.
Tek konuşulan sıkıntı, endişe vs vs...
Görmüyor gözümüz başka hiç birşey.
Dedim ya, hepimizin ağız dolusu sıkıntısı var.
*
Hep yana yakıla bir anlatmacadayız.
Eksiklilerden dem vurup, ülkeden yakınıp, hayat şartlarına gelir konumuz.
Politaka yapmak değildir amacımız, ancak işin ucu hep bu yöne gider.
Sohbetlerin sonu eni başı politika ile biter.
*
‘Aman eksik kalmasın’ diye tekrar tekrar söyleyeceklerimiz vardır bizim.
Kusarız içimizdekileri.
Üzerinden geçer dururuz tek tek söyleyeceklerimizin.
Çünkü şikayetimiz vardır hayata dair.
Çünkü memnuniyetsizliğimiz artık diz boyudur.
*
‘Ne yapsın bu millet?
Ne yapsın bu insanlar?
Elbette yakınacaklar.
Yakınmayacak ne yok ki?’ diye başlayan konuşmalarımızın, cümlelerimiz dertlerimizin parçasıdır yakınma.
*
Şikayet gırla çünkü mutsuzluk hakim her yerde.
Alıyor sazı eline dertlilik.
Başlıyor sitemler.
İş arkadaşının hikayesi, komşunun hikayesi, sevgilinin hikayesi, kocanın hikayesi, kadının hikayesi, ananın, babanın hikayesi, çevrenin, toplumun ve milletin hikayesi diye uzar, uzar da gider.
*
Hayatın, sıkıntının, acının hikayeleri peş peşedir.
Medyadan duyduklarımız ise cabası.
Hepsinin üstüne tuz biber.
Oturuyoruz masaya durmuyoruz.
Durmuyoruz.
Durdurulamıyoruz.
*
Düşünüyorum, bunlar ‘gerçek’ mi diye?
Bazen ‘nasıl da bu duruma geldik’ diye de içimden isyan ediyorum.
‘Hikayelerin anlatılış amacı aslında farkındalık mı acaba?
Yerini buluyor mu ki bu amaç?’ diye de düşünmüyorum değil hani.
*
İçimizdekiler dökülünce rahatlıyor muyuz?
Yoksa o da mı geçici?
‘Başkalarının acılarına, dertlerine odaklandığımızda ne açılıyor ki’ gibi sorular kafamızda.
Kendimizi hafifletebilmek için mi ‘bu farkındalıklar’ , yoksa gerçekten kalpten mi yakarışımız?
Sorgulanır.
*
 
Biz geçmiş ve gelecek aidatlarımızı ödeyerek insanlığımızı tekrar kazanalım derim.
İnsan olarak, birey olarak, ülke olarak yardım edelim, edilelim. Bunu hak edelim.
İnsan olmak bedava da, aslında büyük yükümlülüklerini de unutmamak lazım.
Lütfen bunu atlamayalım.
*
Küçük insanlar aslında küçük kalmayı seçerler.
Belki de farklılıklarıya onlar güzel düşünen, güzel insanlardır.
Değişim potansiyelimiz içimizde mevcut.
Onu çıkarmak elimizde.
Dille, kalple ve bütün duygularla çıkarmak elimizde.
*
O nedenle son günlerde olanlar seçimimiz mi?
Evet seçimimiz.
Ancak kendimize dönerek, ‘nerede hata yaptık?’ Demek de seçimimiz.
*
 
Hayat sürekli akar, akar, akar.
Dakikalar, saniyeler, saliseler.
Akar da akar.
Nehir gibi.
Akan su gibi.
Durduramazsın o hayatı.
Akar gider ellerinden.
Bazılar için hayat o akışta kaybolmaktır.
Bazıları için ise direnmektir.
‘Akıntı’da kendine yön bulabilmektir.
Çabadır.
*
Çaba elimizde...
Sizde...
Bende...
Onda...
Her yerde...
*
İşte; son günlerde dertliyiz, son günlerde şikayetçiyiz.
Son günlerde içimiz dolu.
Son günlerde yakarışlarımız fazla.
Ancak, son günlerde uyanışlarda bir hayli fazla.
O nedenle;
Uyanışların artması ile son günlerinizin umudu içimizde yeşersin...
Yeşertelim...
Yeşermesine de engel olan kalmasın çevremizde...
*
Evet;
Çaba bizde.
Çaba sende, bende...
 
Dip notlar;
 
Hikaye...
“Zamanın birinde iki çok iyi dost olan tilki ile yılan yaşarmış.
Mevsimlerden kış gelmiş. Tilki ile yılan yiyecek aramaya çıkmışlar, çok aramışlar ama bulamamışlar ve bir dereye gelmişler yılan tilkiye;
- Tilki kardeş beni sırtına alda karşıya geçelim demiş.
Tilki yılanı sırtına almış tam karşıya geçerken yılan tilkinin boynuna dolanıp öldürmek istemiş.
Tilki zorda olsa yılanı boynundan yere atmış ve yılana;
- Biz iyi bir dostuz bunu bir daha yapma, kafanı uzatta o yeşil gözlerini bir daha göreyim.Demiş.
Yılan kafasını uzatınca tilki yılanı kafasından ısırıp öldürmüş, yere düz bir şekilde koymuş ve;
- Ben orası burası oynayan dost değil işte böyle dümdüz dost isterim.
Demiş.”
Şimdi  ne anladık bu hikayeden?
Dost da olursun zamanı geldiğinde dost görünenlerle, ancak bir gün gelir o yiyecek telaşı, dünyalık telaşı seni iter kurnazlığa, hileye, düşmanlığa. Ülkelere de bu olur, toplumlara da bu olur, insanlara da...
Sürüklenilir de sürüklenilir...
Uzak durmak lazım...
 
Kumarda Kaybeden...
Bir gün Eflâtun, talebelerden birini kumar oynarken yakalayıp azarlar. Ve:
-İyi ama ben çok az bir parasına oynuyordum diyen öğrencisine:
-Ben seni kaybettiğin para için değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum, der.
 
Mutlu kalın...
 
Fıkra;
 
Dursun Temel’i istasyonda memleketine uğurlarken şöyle dedi:
-Sakın en öndeki vagona binmeyesun Temel. Bir kaza anında en çok hasari gören vagon ön vagondur uşağum.
Temel:
-Hiç anlamayrum ula neden ha bu ön vagonu kaldirmayiler?
 
 
Günün sözü;
Evrenin tüm karanlığı tek bir mum ışığını bile köreltemez... Spoiler
 
 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@