18.03.2018, 07:01

Sözle linç kültürü...

Sözle linç kültürü...

 

Televizyon, bilgisayar, internet, akıllı telefonlar derken gönlümüzü ‘sanal dünya’ya açtık.

Sosyal medya’nın ‘akıllı’ telefonlar ile hayatımıza hızlı girmesiyle yeni bir kültürde ortaya çıkarttık.

Bu kükreyen kültür, ‘sözlü linç’ kültürü.

 

*

Toplumumuzun vazgeçilmezi haline gelen sözlü linç kültürünün sıkça yanlış olduğu dile getirse de büyük artış hızla bizi çeviriyor.

Ve daha da acısı, sözlü linci onaylayan toplum olma yolundayız.

Toplumca bu pek bir sevdiğimiz şeydir değil mi?

Bir kişinin başına bir olay geldiği  anda karıştırarak onu linç etmek,yaftalamak, yargılamak, kötü düşünmek.

Ve kolayca da yapabiliriz bunu. Klavye başında düşüncelerimizi yargı ile birleştirebiliriz çabucak.

Katkıda bulunuyor o elimizde ki, ardına saklandığımız telefonlar, tabletler bize.

Zaten amaçlarından çoktan saptılar, başkalarının yanlışlarını aramayı sever oldular.

*

İnsanlar kolayca, ‘yaftalı herşey’ artık.

Millet olarak eleştirirken veya tepki gosterirken maalesef ki kantarın topuzunu çok kolay kaçırıyoruz.

Hemen "vurun" diyoruz.

Hiç, hem de hiç sonuçlarını düşünmeden, acıları düşünmeden.

Sadece bencillikle yaparız bunu.

İnsanlıktan çıkarcasına saldırmakla yaparız.

Savunuruz da savunuruz.

Savunduğumuzu tam bilmeden oysa.

Karşımızdakilerin duygularını düşünmeden giriştiğimiz eylemdir aslında sözle linç.

Çok yazık.

*

Cehalet işte burada kol geziyor.

En tehlikelisi de bu.

Hafızanda yer etmesi neticesinde oluşan linç psikolojisi.

Ancak, linç için birleşmek yerine saygı için birleşmek olmadıkça, belimizi doğrultamayız biline.

Yok etmek,  üzmek, yargılamak yerine cehaleti kökten yıkmak boynumuzun borcu.

 

*

Bu kültüre sahip olmak moda iken, düzgün insan maalesef  ki kabul görmez oldu.

Bir kabadayı kültürü bu ne yazık ki...

Böyle düşünüyorum çünkü; bir kaç densizin sözleri eleştiriliyor, ancak gün geliyor yeni bir olay ile aynı densizlikler kat kat büyüyerek karşımıza çıkıyor.

Ülkemizi bu günlere savaş halleri, yoksulluk, tarım tartışmaları, sen-ben ayırımı, dış güçlerle mücadele getirmedi, bilin.

Bizi bu günlere önyargılı yöneticilerin bu kültürü destekleyici tavrı getirdi.

Eğitimsiz toplumlar da artan bu kültür bir de bakıyoruz ki eğitimli kişilerin bilinçsiz bir şekilde acımasız yorumlarında bile karşımıza çıkarak bizi şaşırtabiliyor. Sözde eğitimli insanların bir araya geldigi çok yerde duyduklarımıza açılıyor gözlerimiz.

 

*

Kazaların, yüce Allah’ın takdiri ölümlerin ardından bile denli densiz yapılan yorumların bir değerlendirilmesinin yapılması ne yazık ki artık zorunlu oldu.

Siyasetçilerin, sosyologların, psikologların ve sivil toplumcuların son günlerde yaşanan sosyal medya linci olaylarını acilen değerlendirmesi şart.

Biz bu vatanın evlatları olarak cenazeye bile saygı duyamayacak durumda isek, gerisini düşünemiyorum.

 

*

Biz kendimize yabancılaşıyoruz.

İnsaniyetimize yabancılaşıyoruz.

Kimseyi dinlemiyoruz.

Zenginliği tahammül edemiyoruz.

Fakirliği küçümsüyoruz.

Sürekli önyargı peşinde ömür tüketiyoruz.

Saygı göstermek şöyle dursun ,nasıl incitebiliriz diye kafa yoruyoruz.

Asıl üzücü olan bu.

*

Bir bakın çevrenize, haberlere.

Cenaze arkasından söz söylemek ne kadar da kolay değil mi?

Sürü psikolojisi ile gaza gelenler linç kültürünü sözde değil de ya eyleme geçirirlerse bir gün.

Örnekleri var tarih sayfalarına geçen.

Toplu katliamların, toplu yargılamaların ardında her zaman bir şeyler kullanılmıştır maşa olarak.

Millliyetçilik olur, din olur, gelenek olur, namus olur.

Ama mutlaka bir maşa yaratılır bu komplolarda.

*

 

Toplumun geldiği noktayı yadırgadığını söyleyenlere de linç başlar. 

Ancak bu ‘ara coğrafya'da yetişmek toplumsal tesbitlerde de bulunmayı icap ettiriyor.

Tesbitleri sıraladığınızda eleştirilmek yerine yargılanıyorsanız orada sorun var demektir.

Yargılamak  tehlikelidir, tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlüktür. Kişilerin hayatını mahvetmektir.

*

 

Lütfen tüm sözler kişiye yönelik olunca başka hayatlar üzerine oyunlar oynandığını artık görün.

Aynı düşünmek zorunda değilsin.

İstenileni dile getirmek zorunda değilsin.

Ancak insanlar görüşlerini dile getirdi diye neden linç ediliyor?

İnsanlar eğlenebiliyor diye niye linç ediliyor?

En popüler hakaretler nasıl dile gelebiliyor?

Hakaretleri yapanlar da, hakareti haklı görenlerde linç heveslisidir.

Bu kültür adaletin tecelli etmediği ve insanların adalete inanmadığı ortamda çıkar. Ve bu durumda da herşey meşrulaşır ne yazık ki...

 


*

Bir de şu var ki, bir konuda çekimser kalsanız ve beyanda bulunmasanız dahi ön yargılar sizi bulabilir, itham edilirsiniz.

Taraf kabul edilirsiniz. Özellikle sosyal medya sularında gönderiler beğenilir  veya beğenilmez ise taraf kabul edilmek oldukça basittir.

İşte 'linç kültürü' dediğimizde kalabalıkların seni nasıl gördüğünü kestirebilirsin.

*


Adaletsiz sözler ve eylemler ile bu şekilde insanları linç etmek çok yanlış.

Hele sosyal medya gibi geldiği nokta da olumsuzluklar barındıran bir güç ile daha da yanlış.

Ve sözlü linç edenler ayıklayın artık pirincin taşını.

Güzel yaşamak, güzel düşünmek var iken, eleştiri yapılan canın bizden hesap sormayacağının garantisi var mı?

*

Yerli  yersiz her şey linç kültürüne maruz kalırken, fikir beyan edilmesin,eleştiri de yapılmasın demiyoruz. Elbette eleştiri yapacağız ancak ölçülü, saygılı, can yakmadan. "Özel hayat" unutulmadan.

Yıkıcı eleştiriler ile kendi halinde kimseye zararı dokunmayana laf atmadan.

Lütfen giderek tehlikeleşmeye başlayan bu kültürü eritelim.

*

Linç kültürünü yenebildiğimiz zaman, sokak kavgalarını, nefreti bitirebildiğimiz zaman, kadınlarımızın tam özgürlüğü sağlanabildiği zaman, şiddet, taciz bittiği zaman, sürü psikolojisi kapandığı zaman ve en önemlisi toplumsal çarpıklıklar son bulduğu zaman insanca yaşayabileceğiz.

Bilin ki;

Dünya da artık hiçbir şey şaşırtmıyor beni.

Mahvolmuş hayatlar, vahşetler, savaşlar şaşırtmıyor.

Güçlerin savaşı şaşırtmıyor.

Tek şaşırdığım masumiyetin kaybolması...
 

 

 

Dip notlar;

 

Kalp sızlatan tarih...

 

Tarihte bugün.

Çanakkale kıyılarına çıkartma yapan müttefik ordularına karşı Mustafa Kemal komutasında ki direniş zaferle sonuçlandı. Tam 18 Mart günü.

Uzun yollar katettik.

Çok uzun yollar.

Zaferle başlanan ve şimdilere uzanan yollar.

Rahmetli annanemin dayısı bu zaferde şehit düşmüş. Çocukluğumda anlatılanları hatırladım bir an. Annanem gözü yaşlı anlatırdı büyük hikayeyi. 4 yıl askerlik yaptığını söylerdi büyük dayımın.

Gencecik bedenler toprakla buluşmuştu zafer için. Hala da öyle. Devam ediyor bu bedenlerin toprakla buluşması. Ve uzun yol bir türlü bitmiyor.

Her okul derslerinde tarihin anlatıldığı  anma günü gibi düşünülen bir gün bugün. Anlamını her yıl biraz daha yitiren gün sanki.

Ama değil. Destansı bir mücadelenin tarihidir 18 Mart.

Yıllar sonra bile gözyaşı döktüren, insanın kalbini zorlayan hikayeler, aşklar, mektuplar, acılar var içinde.

Olmasın.

Değeri gitmesin.

Vatan vatan ağızlardan düşmüyor ama, memleketin parçalanması için yapılmayan oyun yok.

Herkes atıyor. Herkes tutuyor.

Ama unutmayın!

Analar vardı o zaman gözü yaşlı. Şimdi de var.

Babalar perişandı. Şimdi de perişan.

 

Allah bu millete böyle bir olay bir daha göstermesin.

O zaman ki yiğitler, bu zamanda ki yiğitler için, vatanı uğruna gözlerini kırpmadan ölen askerlerin gösterdikleri cesaret ve gurur artık masa başında da gösterilsin.

Tarihin gördüğü en büyük savunma savaşı kalplerde.

Ve “bir harbin sonunda, bütün milletin,
hürriyet zevkini tattığı yerdir”orası sözü kalplerde.

Bu destansı zaferin temelinde güçlü bir inanç, büyük bir vatan aşkı ve özgürlük tutkusu vardı lütfen unutmayalım!

Ve 18 Mart'ta duanın dili yoktur. Ruhlariniz şad, mekanınız cennet olsun yolu başlatanlar.

 

 

Mektuplar...

Türkiye Cumhuriyeti kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün, 1934 yılında,yaptığı konuşma;

 ‘Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlâtlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır.’

Ve bir Anzak annesinin cevap mektubu...


“Gelibolu topraklarında yitirdiğimiz evlatlarımızın acısını, alicenap sözleriniz hafifletti. Gözyaşlarımız dindi. Bir ana olarak bana, bir güzelim teselli bahşetti. Yavrularımızın sonsuz uykularında, huzur içinde dinlendiklerinden hiç kuşkumuz kalmadı. Majesteleri kabul buyururlarsa bizler de kendilerine Ata demek istiyoruz. Çünkü, yavrularımızın mezarları başında söylediğiniz sözler, ancak bir öz babanın sözleri gibi yüce, ilahi... Evlatlarımızı bir baba gibi kucaklayan büyük Ata’ya tüm analar adına şükran, sevgi, saygıyla...”   

 

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Kurtuluş Savaşı yılları.

Doğu cephesi ile telefon görüşmesi birden kesilir.

Arıza ekibi Erzurum'dan yola çıkar kontrol ede ede Teyo'nun tarlasına bir gelirler ki yüz elli telefon direği yerde.

Teyo hışımla ekin biçiyor.
- Pehlivan kolay gelsin de. Direkler?
- Ola oğul cepheye gidecağam dedim ama bu tarlayi da biçim ele gidim dedim. Fergınde degilem demah tırpana denk gelmiş!

 

Günün sözü;

“Çanakkale Zaferi, Türk askerinin ruh kudretini gösteren şayanı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.” (M.Kemal Atatürk)

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@