Haftanın belirli günlerinde kurulan pazar yerine mutlaka gitmişsinizdir… Orada ekmek parası için ter döken esnaf, gelen müşterilerine mallarını satmak isteğiyle çoğu zaman avazı çıktığı kadar bağırır, cazgırlık yapar: “Taze bunlar… Tarladan tezgaha!.. Sabah dalında, şimdi burada!..”
Müşteri sese döner, tezgâha yaklaşır, gözüyle görür, eller, koklar, beğenirse alır…
Pazar yaşamı böyledir. Esnaf hayal değil, malını satar… Vatandaş da cebine göre alacaklarını uzun incelemeler sonunda beğendiğini seçer ve torbaya, poşete doldurur… Evine götürür.
Sonuç: Alan memnun, satan memnun…
Yaygara koparanlar, satış yapanlar sadece pazar esnafı mıdır?
Asla!..
Yaşamın dört bir yanında böyle olaylara rastlamadık değil…
Bu ülkede Boğaz Köprüsü’nü, Galata Kulesi’ni, Beyazıt Meydanı’nı satanlardan tutun da, neler neler… Saat Kulelerini es geçiyorum… Bazıları komedi, bazıları ise trajikomik!..
Uğruna romanlar, hikâyeler yazıldı… Ülke gündeminde manşetlerden günlerce düşmedi…
Karşıyaka’da da uzun zamandır bir roman yazılıp duruyor…
Başkahramanı mağdur olan Karşıyakalı futbolseverler…
Yazanlar ise; bildiklerimiz… İçimizdekiler…
Şimdi yine biri çıkıp da; “Size stat yapacağım…” derse hemen inanacağız!
“Yok, yok artık yemezler bu yalanı” sakın demeyin…
Hikâyenin başlangıcı var da, sonu bir türlü gelmiyor… Sonsuz roman misali!.. Adeta dipsiz kuyu!..
Uzun lafın kısası; konumuz Karşıyaka Stadı…
Şimdi size soruyorum: “Var mı stat isteyen? Kaç kişilik ve hangi model isterseniz, isteyin!.. Siz söyleyin, biz yapalım…
Diyeceksiniz ki; kafayı mı yedin!
Diyeceksiniz ki; bırak şu cafcaflı lafları…
Diyeceksiniz ki; sen ne diyorsun!..
Ben de cevap vereceğim: Bırakın Allah aşkına… Bırakın insanların duygularıyla oynamayı!.. Kesin şu stat hikâyesini de, yapacaksanız yapın. Yapmayacaksanız da açık açık… Kesin ve net olarak söyleyin!
“Yapacağız” veya “yapmayacağız!”
Bir Allah’ın kulu çıkıp da, “Yapacağım!” demiyor…
Diğeri erkekçe “Yapmayacağım!” sözünün cesaretini gösteremiyor.
Derler ya; “Erkekliğin yüzde doksan dokuzu kaçmaktır!” Aynen öyle…
Attıklarında mangalda kül bırakmıyorlar. İcraata gelince de sırra kadem basıyorlar…
Sonra da diyorlar ki; spora siyaseti sokmayın!..
Kardeşim spora siyaseti biz mi sokuyoruz. Bal gibi bu iş sizin işiniz…
Bakın Konak İlçesine. Ak Parti ve CHP İlçe Başkanları Kulüp Başkanları… Sporcu!..
Ak Parti de Sait Başdaş. Yapıcıoğlu Başdaşspor’un başkanı. Takım İzmir Süper Amatör Lig D Grubunda yer alıyor. Şu anda 3 maçta topladığı 3 puanla 5. Sırada…
CHP Konak İlçe Başkanı da Akın Küçükoğullarından. O da Yeşilova’nın başkanı. Takım BAL (Bölgesel Amatör Lig) 4. Bölge 3. Grupta yer alıyor. Ligde bugüne kadar oynadığı 3 maçtan 5 puan topladı ve 4. Sırada.
Örnekleme yapmak o kadar kolay ki; sakın ola “Burası Türkiye” demeyin…
Siyasetin içindeki spor adamlarını, kulüp yöneticilerini, federasyon üyelerini saymıyorum… İnanın saymakla bitiremeyiz.
Dönelim mi, stat işimize…
Geçenlerde yine toplandılar…
Yine statlar havada uçuşup durdu.
Bitenlerin sahibi çok oldu da; bitmeyenler ve yapılamayanlar (yapılmayanlar) için herkes sus pus. Bir de arkadan atma, tutma: “ Söz veriyorlar, stadı yapmıyorlar. Onlar yapacaktı. Bunlar yapacaktı!”
Kardeşim; biz mi söz verdik? Sözü de sizler vermediniz mi?.. Yapmayan da sizlersiniz… Hatta olan stadı yıkan da!..
O zaman tutun sözünüzü…
Bekliyoruz…
Türkiye genelinde olduğu gibi, İzmir’de de futbol ikiye ayrılıyor. Profesyoneller ve amatörler… Bir de arada amatörlükten profesyonelliğe geçişte olan hep umut edip de geçemeyenlerin yer aldığı bir lig var: BAL (Bölgesel Amatör Lig)
Buradan yukarıya çıktın. Profesyonelsin.
Aşağıya düştün: Amatör…
Arası BAL… Yani ne devesin, ne de kuş… Deve kuşuna “Uç” demişler. “Ben deveyim uçamam” demiş. “O zaman koş demişler.” Cevap vermiş: “Ben kuşum koşamam…”
Peki; Ne amatör, ne de profesyonel olan kulüplerin İZVAK’ta işi olmalı mı?
Lütfen hiçbir kulüp alınmasın. Hedefimiz onların orada olup olmadığı değil. Sadece Vakıf Senedinde yazanı hatırlatıyorum. Ne diyor? “İzmir’deki Profesyonel Futbol Takımları”
Gerisini lütfen tartışmayın…
Tartışmaya açacaksanız; İzmirli BAL Takımlarının hakkını aramasını isterim… Onlar da vâkıfa üye olmalı ve bazı imkânlardan yararlanmalı…
Konu o kulüplerin vakıfa üyeliği değil, Vakıftan sık sık yükselen  “Statları ben yaptım” imajını yaratarak kendisine süs vermesi…
Stat yapma gücü var mı? Yok!
Yaptırma gücü var mı? Yok!
Ekonomik gücü var mı? Yok!
Doğrusu nedir? Toplayıcı olması. Birlikte hareket edilmesini sağlaması. Gerisi boş… Sadece kişilerin kendi reklam aracı olmamalı…
Kuruluş aşamasında bulunduğum, yönetiminde çalıştığım vakıf belki de “Duayen Yöneticiler”in yönetiminden sonra altın çağını yaşıyor. Elbette yaşamaya da devam edecek. Yaşatmalıyız…  Yaşatacağız… İzmir Futbolun buna şiddetle ihtiyacı var. Maden bir şemsiye. O zaman tüm kulüpleri kapsamalı… Yarısı içeride, yarısı dışarıda vicdanımız el vermiyor. Alın yanınıza pasta mı küçülecek, varsın küçülsün… Ama herkes yararlansın…
İş stat yapımına gelince... İşte orada durun!
Stat yapıyorsanız, önce Karşıyaka Stadı’nı bitirin… Sonra buyurun bizim Karşıyakalı amatörlere de yapın… Çoğunun antrenman yapacak sahası bile yok!.. Olanında gece yarıları yarı sahada tek kale maç oynuyorlar…
Gücünüzü mü göstereceksiniz, buyurun…
Haydi, hodri meydan!
“Stat isteyen var mı?” havasında olanlara sözümüz çok olacak da; “İzmir Futbolu”na hizmet edenlere şükran borcumuzun bulunduğunu da unutmayalım…
O günleri hatırlıyorum… Nurlar içinde yatsınlar. Mazhar Zorlu, Rıdvan Burteçin, Özdemir Arnas ve diğerleri Kültürpark’taki Pakistan Pavyonunda ilk kez toplandı… O günden bu yana neler değişti, köprünün altından ne sular sular aktı… Ecrimisil (taşınmaz malı kullanma konusunda hak sahibi olan kişinin rızası veya herhangi bir hukuka uygunluk sebebi olmaksızın hakka konu taşınmazın üçüncü bir kişi tarafından kullanılması karşılığında talep edilebilen haksız işgal tazminatı olarak tanımlanabilir.) nedeniyle az uykusuz geceler geçirmedi, o dönemin başkanları… Sonrasında sorun Ankara’dan çözüldü de, vakıf bugünlere geldi… O dönemin yöneticileri de hacizlerden kurtuldu…
Yanlış mı, sevgili dostum, büyük başkan Levent Ürkmez?..
Pazarcı esnafından bahsetmiştim ya…
Onun bir söyleminle bitirelim; “Yetişen alıyor… Batan geminin malları bunlar!..”
Geminin batmasını izlemek istemiyorsanız, sözünü verdiğiniz Karşıyaka Stadı’na başlayın ve bitirin!..