08.02.2013, 22:00

Stres mi? Çözümsüzlük mü?

İşte, okulda, trafikte, yaşamın her alanında mücadele etmek zorunda kaldığımız, bir gerçek var...¶

Stres...

Bu gerçek ile önce yüzleşmemiz gerekli...

Sonra da gözle göremediğimiz, elle tutamadığımız stresin zararlarını bilmemiz gerekli...

Baş dönmesi, kas gerginliği, uykusuzluk, baş ağrısı, yorgunluk yapmasının yanı sıra en çok kaşıntı, döküntü, cilt kuruluğu oluşturan alerjik egzamayı tetikleyen stres çağımızın hastalığı olma yolunda aday...

Elbette çağımızın birçok hastalığı var... Ancak önlenemez bir stres tohumu ekilmekte yüreklere...

Etrafıma bakıyorum her kişi öfke küpü olarak gezmekte...

Hastalıkların artması bu negatifliğin daha da yayılması demek.

Genetik yapı ve çevre ilişkisi hastalıkların kapısı.

Ancak ülkemizin ve kişilerin psikolojik durumlarını da göz ardı etmemek gerek.

Sinir sistemi ile bağışıklık sistemi arasındaki ilişkimiz ise oldukça güzel...

Her an tetikteler...

İşte insanların psikolojik durumlarının bozulması anında, kronik tekrarlayıcı hastalıkları da davet etmekte...

Şimdi etrafımızda bir çok kişi ‘kanser ne kadar da arttı’ diyerek hayıflanırken kendi içlerinde ki öfke tohumlarını da salıvermekle meşguller...

Oysa değişim içimizde yaşanır..

Önce kendinde, sonra başka bireyde, sonra ailede ve sonra da yayılarak toplumda...

Bir çok yetişkinde kaygı, depresyon ve duygusal hassasiyet oluşmuş durumda..

Ardında da bu çocuklarına yansıma yapmakta.

Ve peşi sıra gelen kötü beslenme, gece uykusuzluğu, sigara içme, hijyenik olmayan ortamlarda yaşama ve öfke patlamaları birçok kötü davranış biçimini tetiklemekte.

Bu durum her şeyi körüklüyor ne yazık ki...

Kopukluklar...

Birlik dışında yaşamlar...

Kısır döngü içerisinde kaygı ve depresyon artarak bizi ele geçiriyor.

Modern toplumun modern getirisi ne yazık ki bu gelişmeler.

Bu kısır döngüyü kırmanın en önemli yolu stres ve öfke ile baş etmek.

İlaç kullanımını öngörürseniz yanılırsınız...

Çünkü uyku yapan ve sakinleştirici özelliği olan ilaçların kullanımı geçici çözüm olduğu gibi, bir bağımlılıktır da aslında.

Sorunlarda geçici baş etme yöntemidir.

Cevap alevlenme olmamasıdır.

Cevap kökten çözümler aranmasıdır.

Çevremize baktığımızda sakinleştirici ilaç almayan yok gibi.

Kime sorsam bir şey kullanır durumunda.

Nereye gidiyoruz?

İşte bu görülmeli.

Uyuşturuluyor muyuz?

Bağımlı mı yapılıyoruz?

Yoksa sakinleşme adı altında daha da kontrol altında mı tutuluyoruz?

Kökten çözüm içimizde ise şayet onu uyandırmanın zamanı gelmedi mi?

 

Mutlu kalın...

 

Dip not;

Soğuk kış günlerinin vazgeçilmezi…

Akşamlarımızın sıcak sohbet rengi... Lezzetimiz…

Dünya da en çok üretilen çay türü olan ‘siyah çay’ soframızın unutulmayanı, gün boyu tükettiğimiz içeceğimiz ve bizim olmazsa olmazımızdır. Dünyada yaklaşık 1500 çeşit çay var ve biz Türkler çay içiminde tutkuyu hissederiz..

Japonların sabrı...

Çinlilerin yaşamın parçası...

İngilizler 'high tea' denen çay seremonileri...

Hintliler çaylarını süt ve şekerle içmesi...

Kuzey Afrikalıların yeşil çayı taze naneyle içmesi... Hepsi tutkudur...

Bizde ise çay denildiğinde akla ‘tavşan kanı’ tabiri gelir...

Ancak son zamanlar da sağlıklı yaşam felsefesinde çayın yerini fermante edilmemiş ‘Yeşil çay’aldı...

İngiliz çayı, Seylan çayı derken yeşil çay artık favorimiz...

Ve ardından da ‘Aromalı meyve çayları’ geliyor tabiî ki…

Ve her geçen gün yeşil çayın önemi daha iyi kavranmakta ve sağlık için tüketilmekte...

Yaz-kış fincanımızda olan tavşan kanı siyah çayımız demir eksikliğini tetiklediği için yerini yavaş yavaş yeşil çaya terkediyor bilesiniz...

 

 

Fıkra;

Hocaya bir gün sormuşlar: Hocam burcunuz nedir?

Hoca: Teke demiş

Ahali: Teke diye bir burç yoktur ki demiş...

Hoca: 60 yıl önce doğduğumda burcum oğlaktı, artık büyüdü teke oldu demiş...

 

 

Günün sözü;

Dünyayı temelinden değiştirmek isteyen kişi, önce onu yanlışsız olarak anlayabilmelidir. ...

Milovan Cilas

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@