Geçen gün (28 Aralık, 2021) Yenigün’deki sayfa komşum Cem Arıkan köşesinde, biz İzmirliler'in dayanamayıp İzmir sevgisini her seferinde abartarak bir güzellemeye dönüştürdüğü, bunun da en sonunda “…çekirdeğe çiğdem, simide gevrek, deriz” klişesine vardığından söz ediyordu.
Aslında gündelik hayatın bu küçük farklılıkları İzmirliler olarak kendimizi diğer şehirlerden ayırmamıza neden oluyor, doğrusu bundan da keyif alıyoruz.
Ama bunun kötü yanı biz bu farklılığı birkaç klişeye indirgiyor ve bunu İzmir’in diğer şehirlerden farkı olarak ortaya koyuyoruz. Oysa bize klişelerden öte daha yaratıcı şeyler lazım!
Aksi takdirde bu İzmir’e haksızlık olmaz mı?
Hayata bakışında, demokratik tavrında, yerel yönetimlerde katılımcı bir anlayışı geliştirmesinde, tarımsal üretimde, sofrasında, aşklarında ve hatta var olan düzene karşı geliştirdiği dilde, tavırda bu özgünlük açık seçik görülmeli.
Ortaya konulmalı.
Madem muhalifiz, madem karşıyız!
Madem güzeliz!
 
İZMİR MODELİ


Mesela İzmir Modeli bu klişeleri aşmak için iyi bir yol olabilir diye düşünenlerdenim.
En azından İzmir’in gündelik yaşam konusundaki zenginliğine, özgünlüğüne ilaveten yönetimsel konulardaki farkını ortaya koyan bir durum bu.
Şimdi bilmeyenler bana, nedir bu İzmir Modeli, demesin!
Çünkü vakti zamanında gündeme gelmişti bu model.
Ancak hemen söylemeliyim, İzmir entelijansiyasının (aydınlar topluluğu) bu konuya çok da olumlu baktığını söylemek zor.
Ya da bana öyle geliyor!
Çünkü bir görünüp belediye seçimlerinden sonra kaybolan İzmir Modeli eğer tartışılsaydı şehrin gündeminde kalır, belki de yerel yönetim modeli olarak idari geleneğimize işlenmiş olurdu.
Oysa şimdilerde ortada görünmüyor!
 
MODEL NASIL ÇIKTI?


Kocaoğlu henüz görevdeyken bir grup akademisyen “İzmir için demokratik bir belediyecilik modeli” çalışması başlatmıştı. Buna kısaca “İzmir Modeli” diye de bir ad verilmişti. Tarih 2018 olmalıydı.
Şimdi uzak, sanki üzerinden asırlar geçmiş gibi geliyor.
Ömrünü Türkiye’nin daha iyi yönetilmesi konusundaki akademik araştırmalara vermiş İlhan Tekeli Hoca bu çalışmaları koordine edenlerdendi. İlhan Hoca, modeli kurgularken İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin uygulamalarını temel aldığını, bunun için Aziz Kocaoğlu dönemi (2004-2018) belediyeciliğini bütün yönleriyle incelediğini ve modelin esin kaynağını bu görgül uygulamaların çıktılarından oluştuğunu belirtiyordu.
Bu döneme ilişkin uygulamalar altı cilt halinde kitaba dönüştürülmüştü.
İlgilenenler için harika bir yerel yönetim kaynağıdır bu kitaplar.
Bu kitapların her bir cildinde belediyenin planlama, sağlık, çöp toplama, ulaşım, imar uygulamaları, katılımcı belediye ve halkla ilişkiler; Körfez’in temizlenmesi, İzmir’in vizyonu, tasarım kenti gibi konular ele alınıyor, derinlemesine inceleniyor.
Üstelik her uygulama ve konu farklı bir akademisyen ya da gazetecinin kaleminden anlatılmış. Genel bir değerlendirmeyi de İlhan Hoca yapmış.
Ayrıca modelin entelektüel ayağını belediye bürokrasisiyle yürütecek bir de Akdeniz Akademisi adıyla kurum oluşturulmuştu. 
2019 yerel seçimleri öncesi tamamlandı bu çalışma.
Sonra 31 Mart 2019 yerel yönetim seçimleri oldu ve çalışma unutuldu, gitti.
Ya da soğumaya bırakıldı.
Daha doğrusu yeni belediye yönetimi bu önemli çalışmayı görmezden geldi.
Oysa ‘başka bir dünya mümkün’ anlayışından yola çıkan yeni yönetimin söylemleriyle modelin içeriğini oluşturan ilkeler aşağı yukarı aynı kaynaktan besleniyor.
Başka bir deyimle aynı noktaya bakıyor!
İkisi de İzmir için yaratıcılığı, yeniliği, başka bir demokrasi tasavvurunu, katılımı öngören bir yapıyı öneriyor.
Bu İzmir için olabileceği gibi bütün Türkiye için de neden uygulanmasın ki?
Dolayısıyla bu modele niye soğuk bakıldığını ben anlamış değilim.
Acaba ‘ben yapmadım, öyleyse ben sahiplenmem!’ anlayışı mı bunda rol oynadı?
Doğrusu, bilemiyorum!
Beklenirdi ki sadece Büyükşehir değil, diğer belediye başkanları da modelin ortaya koyduğu fikirleri tartışmaya açsın. Buradan İzmir yerel yönetim tarzına bir kapı aralasın.
Ancak hiç kimse klişelerin kolaylığının ötesine geçmeyi denemedi.
Böyle olunca da biz hâlâ İzmir’in farklılığını ‘simide gevrek deriz’le açıklamaya devam edeceğiz gibime geliyor.
İyi mi?