25.12.2016, 07:59

Şu sıralar...

Sığınağımız, tesellimiz, gıdamız...

Avunmamız...

“Kader” diye kabullenmemiz...

İçimize gömmemiz...

Sevgi yerine korku ile şekilenmemiz arttı hep şu sıralar...

 

*

Neler oluyor bize? Diye yakaran çok.

'Amaan başlarım! Diyen çok.

“Daha geçen gün kaç askerimizi toprağa verdik. Daha ne kadar vereceğiz” diye ağlayan çok.

“Bizim kendimize hayrımız yok. Korunmamız, istihbaratımız kalmadı” diyen çok.

“Bıktık” nidaları hayli yükselmede.

Kolay suikast yapılabiliyor hem de pervasızca.

Ve bir gelecek endişesi yer etti yüreklere ki, akabinde psikolojiler yerle bir.

*

Üçüncü sayfa haberleri bozulan psikolojinin bir sonucu olsa gerek ki daha da arttı, artıyor ve artacak gibi.

Adana’da Muhtar, kahvehanede okey oynarken kendisine gelen gösterge taşını göstermesine izin vermeyen kişiyi öldürdü! Bu nasıl bir durum?

Bu nasıl bir hal?

Akıllar almıyor artık.

Bir diğeri

Antalya'nın Kaş İlçesi'nde bir kişi, tartıştığı 2 kişiyi tabancayla yaraladı.

İzmirde bir koca dehşeti yaşandı vs vs.

Bitmek bilmeyen psikolojik vakalar.

*

Yani hemen her durumda aniden öfkelenen, parlayan, yaralayan, öldüren bir millet olduk.

Psikolojileri bozuldu milletin biliyoruz, ancak nasıl baş edeceğimizi bilemiyoruz?

O kadar çok konu var ki şurada dillendireceğimiz.

Bir an bir ana, bir gün bir güne delice rakip oldu.

“Ne yapmamız gerek?” Bunun bile bizde cevabı yok iken, tek bildiğim birleşmemiz gerektiği.

Tek bildiğim bölünmememiz gerektiği ve bu ülkenin hepimizin olduğu gerçeği.

Biz bir “endemik bitki”gibiyiz.

Doğduğumuz, büyüdüğümüz yerin dışında küseriz hayata bilin.

O nedenle “kaçalım, yaşanmaz oldu ülke” diyerek gemiyi terk eden “farelerden” olmayın.

Bu bir mücadeledir.

Bu bir toplu mücadeledir.

*

Ve biz kime güveneceğiz?

Biz kimden yardım isteyebileceğiz?

Polise gidilemiyor şüpheli çok.

Askere dayanamıyoruz, her gün tutuklamalar var şakır şakır.

Yargı desen boşaldı.

Kısaca şu sıralar “neler oluyor bize” derken, değişik “hayat dersleri” arasında kaybolup gidiyoruz.

*

Hayat dersi demişken bir kuşun hayat hikayesi vardır ibretlik ki tam da bizi anlatır.

“Soğuk bir kış günü, kuşun biri havada dolanıp avere avare uçuyormuş. Hava da çok soğuk olduğundan dayanamamış ve karın üstüne sere sepe düşmüş. Kanatları ve vücudu donmak üzere olan kuşumuz ölümü çaresizce beklemeye başlamış.

(Bizde şu aralar çaresizlik yaşıyoruz.)

Tam o esnada oradan geçen bir inek gelip üzerine pislemiş. Kafasına kadar inek pisliğine bulanmış. (sanki farksız mıyız? Terör ile kuşatıldık.) Kuş buna çok sinirlenmiş ama kalkıp da ineği dövecek hali yok ya. O anda ilginç bir şey olmuş. Pisliğin sıcaklığıyla vücudu ısınmış ve kanatları çözülmüş. Bu duruma alışan kuşumuz pisliğin içinde ötmeye başlamış.

Bu ötüşleri duyan bir kedi gelip inek pisliğini eşeleyip kuşu çıkarmış. Kuş kendisini pisliğin içerisinden kurtaran kediye tam teşekkürlerini sunacakken, kedi tutmuş bunu yemiş.(Bir bakın durumumuza ülke olarak. Etrafımızda bekleşenler yok mu? Bölününce sevinecekler yok mu?)

*

Evet...

Şimdi düşünün. Çok sonuç var çıkacak bu hikayeden. Hem de çok...

Battıysak bir b... içine mutlu rolü mü kesmeliyiz?

Kestik diyelim kurtuluş var mı? Hayır daha da çok batma var.

“Bölünmeyelim" dedikçe çekildik ta derine.

Sesimizi duyan koşuyor vesselam.

Şu sıralar keyfim yok kısaca. Kimsenin yok.

*

Dede Korkut?der ki;

“Kahpe içerden olunca kapı kilit tutmaz oğul!

Halk içinde bozgunluk yapan haindir oğul!”

E hainlik biter mi?

Bu topraklarda yüzyıllardır bitmemiş. Bir günde mi bitecek?

Ancak biz sevgide, kardeşlikte “bir” olunca o dal “kırılmaz” kardeşim.

Kırılmaz...

Dip not;

“Şoförlük yapan adam yolda ilerliyormuş. Yol kenarında duran birisinin elini kaldırdığını görünce yanaşmış ve yolcuyu arabaya almış. Arkaya binen yolcunun, siyahlar içerisinde gizemli bir görüntüsü varmış. Şoför sormuş:
– Kimsiniz beyefendi, yolculuk nereye? Adam cevap vermiş :
– Ben Azrailim. Senin canını almaya geldim.

Bunu duyan adam ciddiye almayarak cevap vermiş:
– Şaka mı yapıyorsun kardeşim. Ne azraili?
– Ne yani benim Azrail olduğuma inanmıyor musun? O zaman gerçekten Azrail olduğumu size ispatlayayım. 350 metre ileride elini kaldıran ve araba bekleyen bir kişi göreceğiz, onu da arabaya almalısın.

Bunu duyan şoför ilerlemeye devam etmiş. Arkadaki adamın dediği gibi 350 metre sonra yol kenarında elini kaldıran bir adam görmüşler ve arabaya almışlar. Yeni yolcu şoförün yanına oturmuş. Şoför iyice heyecanlanmaya başlamış. Yeni binen yolcuya arkadaki adamı göstererek;

– ‘Bu adam Azrail olduğunu iddia ediyor’ demiş.

Yanındaki yolcunun cevabı üzerine iyice korkmuş:
– Ne yolcusu, ben arkada kimseyi göremiyorum ki! Arkadaki yolcu araya girmiş.
– Gördün mü, beni senden başka kimse göremez, çünkü ben senin Azrailinim. Senin canını almaya geldim. Şimdi canını almadan önce arabayı durdur, yol kenarında 2 rekat namaz kıl demiş.

Bunu duyan şoför sona geldiğini düşünerek mecbur arabayı durdurmuş ve yol kenarında namaz kılmak için arabadan inmiş.

Sonra ne mi olmuş?

Ne olacak?

Bu oyunu daha önceden planlayan 2 hırsız arkadaş arabayı çalıp uzaklaşmışlar.

Kıssadan hisse.

Ne oldu, ne olacak derken; bir bakmışsınız “olanlar olmuş”

 

Sağlıkla kalın...

 

Fıkra;

Adam bir gün eve gelir adam ev halkına şöyle der :
– Size bir iyi bir de kötü haberim var. Ev halkı ilk önce iyi haberi dinlemek ister.

Adam anlatır :
– Patronum maaşımı 3 milyardan 10 milyara çıkardı der.

Ev halkı sevinçten havalara uçar. Şarkılar söylerler.

Sıra kötü habere gelir.

Adam ürkek bir ifadeyle :
– İşten atıldım.

 

Günün sözü; "İnsanlık bende kalsın diye diye çevremde hayvanat bahçesi oluşturmuşum." Woody Allen

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@