06.10.2018, 06:06

Şükür ile şifalanmak...



Manipüle edilmeye oldukça müsait bu konu ne yazık ki gerilerde kaldı hep uzun zamandır.
Günümüzde ‘fakirlerin avuntusu’ haline gelirken, her şeyi cebe götürenlerin kalemi dışında kaldı.
Kirletildi.
Ve kirletilmeye de büyük güçle devam ediliyor.
*
İşte bu nedenle de ‘Fakir’ telkin edilen oldu. 
‘Varlık’ içinde yüzenlerin ‘aza kanaat’edin demeleri de telkinleri oldu.
Ve giderek de ülkede bir çok yanlışın baş sorumlusu olma yolunda hızla ilerliyor.
*
Şükür ve sabır kavramları değişti. 
Afyon gibi toplumu ele aldı.
Oysa amacı bu değildir.
İlahi bir ‘disiplin’de değildir. 
Kendimizin şifasıdır.
Anlayabilen var mı?
 Yok...

*
Düşündüğümde görüyorum ki bazı insanların hayatı formüle dayalı.
Bereket ve refah yolu değil mi hepimizin isteği?
İşte burada ki ‘ulak’ da şükretmek değil midir?
Yanlış anlamayın kabullenmek değil, ‘şükür ile şifalanmak demek istediğim.
*
İşte bu nedenle; biz kendimizi ve çevremizi okumalıyız.
Kendimizi okuduğumuzda kainatı da okuyabiliriz.
Okuduğumuzda o akış içinde görürüz ki yaradana şükür ayrı bir yerde. Belki bunu yaradana teşekkür gibi düşünseniz de tam anlamıyla öyledir de diyemeyiz.
Çünkü aslı bizi şifalandırmaktır.
Gayesi şifa kapısını açmaktır.
*
Yanlış ellerde bugüne kadar yanlış değerlendirildi.
Yanlış bildirildi.
Doğrular rafta kaldı.
Şifalanmalarımız durduruldu.
*
Şimdi toplumumuza baktığımızda eksikliğimizin aslında bu olduğunu da gayet iyi görebilirsiniz.
Yetinmeme alışkanlıkları bilin ki şifalanmamaktan kaynaklı.
Açgözlülük şifalanmamaktan kaynaklı.
Eskiler su dahi içseler şükrederler. 
Biz öğrendik mi bu şifayı? 
Hayır.
Çünkü hayatı tam öğrenemedik. 

*
Sahip olamadıklarımız ne yazık ki hep bu kapıyı kapattı bize.
Gönlümüzde sakladığımız onca hikayeler aydınlık kapımızı kapattı.
Kapımızı artık açmalıyız. 
Kendimizi temize çıkarma vakti geldi.
Varlığımıza şükretme vakti.
Yetinme ile ona inanmayı bilme vakti.
Kadir, kıymet bilmek vakti geldi. 
*
Bir ağaç kadar sessiz  ve bilge olma vakti geldi.
Hareketleri bir yaprak kadar ince yapabilme vakti geldi.
Artık şifalanma zamanıdır insanlık olarak.
O da sonsuz şükürle olur.
Şükürün derininde de tamah etmemek, aç gözlü olmamak vardır.
*
‘Kabullenmek’ değil konumuz. 
Hep bu güne kadar uygulatılan kabullenmek değil amacımız. 
Verilene kabul diyerek boyun eymek ve zulmü dahi sineye çekmek değil. 
Gerçekten şükrederek yetinmek.
*
Ancak; şükretmek kendinden iyiye bakıp çabalamak yerine kendinden kötüye bakarak yerinde saymak olmamalı. 
Tam tersi onunla ‘şifalanarak’ yürümek olmalı.
Kalp ile olan şükür daim olmalı.
Bu bir kopmaz manevi bir bağdır aslında.

*

O manevi bağ sahip olduklarınıın değerini bilmektir.
Kendinle barışıklıktır.
Çalışmaktan ve daha iyi imkanlara ulaşmaya gayret etmekten alıkoymaz bizi. 
Hatta tüm haklarından da vazgeçmek değildir. 
Aksine teşekkür edip yola devam etmektir 

*
"Açlık sınırı altındaki maaşla geçinmek zorundayken, patronun en lüks arabaya binmesi’ değil konu. 
Konu nasıl ortalarda eşitlenebileceğimiz.
Buna ihtiyacımız var.
*
Bir adım önde yürümek değil, beraber yürümeye ihtiyacımız var.
Basit olmaya, basit yaşamaya, kanaatkar olmaya ihtiyacımız var.
Hiç kimsenin elinde olana göz dikmemeye ihtiyacımız var. 
*
Bu nedenle; kendi sınırlarımızı artık belirleyelim.
Huzur denen şey bize de gelsin. 
Toplum olarak, ülke olarak. 
“Tutkuları yüzünden cehennemi yaşamamış bir adam o tutkuları asla aşmamış demektir. Farkına vardığımız kadarıyla, insan varoluşunun tek amacı varlığımızın karanlığında bir ışık parlatmaktır.” Der Carl Jung. Biz de karanlıklarımızda o ışığı parlatabiliriz. 
O ışıkla yürüyebiliriz. 
Ve cehennemler bizim için o ışıkla bitebilmeli.

*
Kenarda biriktirdiğimiz onca acılar bu sayede bitebilir mi?
Böyle onlarca hikaye duyduğumuz da kendimize odaklanabilir miyiz?
‘Of’ yerine ‘bu da  geçer ’ diyebilir miyiz?
Işığımızla, onunla şifalanabilir miyiz?
Evet. 
Çünkü zaman şükür etmemizi sağlayacak mutlaka bir yol bulur.

Dip notlar;

Bilge... 
Bir bilgeye sormuşlar...
— Bir insanın zekâsını nereden anlarsınız?
— Konuşmasından.
— Ya hiç konuşmazsa?
— O kadar akıllı insan yoktur ki!
BaşkaIarını azarIar gibi kendini azarIa, kendini affeder gibi başkaIarını affet. Der çin atasözü. Bu bir akıldır. 
Çünkü affeden susan bir şeyler biliyor demektir.
Affeden, şükreden gerçeği keşfetmiş demektir.

İki zaman...
Peter Weir tarafından yapılan Son Dalga (The Last Wave) filminden.

"Aborjinler iki çeşit zamana inanırlar. 
İki paralel aktivite akışına.
Biri sizin ve benim sınırlı olduğumuz günlük nesnel aktivitelerdir. Diğeri “rüya zamanı” adı verilen sonsuz spiritüel döngüdür ve gerçekliğin kendisinden daha gerçektir.
Rüya zamanında ne olursa, değerleri, sembolleri ve Aborjin toplumunun kurallarını kurar.
 Alışılmadık spiritüel güçleri olan bazı insanların rüya zamanı ile teması vardır."

Mutlu kalın...

Fıkra;
Bir toplulukta gevezenin biri gecenin geç vaktine kadar, sözü hiç kimseye bırakmadan konuşmuş durmuş. Hoca onu dinlerken esneyip durmuş. Toplantı bitip ayrılırken geveze adam:
- Hocam hiç ağzını açmadın? demiş.
-Açmaz olur muyum? Az daha ağzım yırtılacaktı!

Günün sözü; 
'Bir insan daha var, çok şükür evde.
Nefes var, ayak sesi var; çok şükür, çok şükür." Orhan Veli...

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@