14.05.2016, 21:00

Tahammülsüz olmak...

Her gün aynı olumsuzlukları, acıları, ölümleri duymaktan sıkıldım, yoruldum, bunaldım...

Aynı şeyleri tekrar edip durmaktan toplum olarak sıkıldık, yorulduk ve bunaldık.

Yetmedi mi?

Bitmeyecek mi?

Son verilmeyecek mi?

Son verilmesine izin çıkmayacak mı?

Yüreklerin yanmasına daha ne kadar müsaade edilecek?

 

*

Ülkemizde olanlardan kaçmak istiyoruz millet olarak artık.

Kaçmak istiyoruz bitmek bilmeyen hırsların esaretinden.

Ölümlerden sıyrılmak ve her şeyi resetlemek istiyoruz.

Kapatmak ve gözlerimizi güzele açmak istiyoruz.

Ancak olmuyor.

Oldurulmuyor.

 

*

Göz açıldıkça, yorumları, yaklaşımları ve tavırları irdeleyeceksiniz ve olup bitenin daha çok farkına varmaya başlayacaksınız.

Tahammülsüzlük fazlalaştığında ve olanların hepsi bir araya geldiğinde duygularınız ve düşüncelerinizden dolayı kuşku duymaya ve kendinizde ne sorun olduğunu düşünmeye başlarsınız.

Eğer insan hep olumsuzluk ve savaş içinde kalmaya ve fazlası ile umursamazlığa maruz kalırsa çıldırma seviyesine gelebilir ki, şimdi ki durumumuz millet olarak bu ne yazık ki...

*

Özellikle uzun dönemli kontroller ve güçler olursa.

Liderler çoğalırsa, benmerkezcilik başlarsa.

Özellikle ve özellikle bazı karı koca ilişkilerinde olduğu gibi sürekli kavga, kaos ortamında yaşanırsa daha ne kadar tahammüllü olunabilir ki?

*

Hassasız...

Şu dönemlerde zarar görme duygusu ile düşünmemiz fazla.

Kendimizi sürekli sorgular durumdayız.

Hoş ki, her an herkesi sorgular konumdayız.

Kimsenin bunu bize yapmaya hakkı yok.

Kimsenin ölümler ile birbirini çökertmeye hakkı yok.

Neden tahammülsüz ve şiddet dolu bir toplum olduk lütfen bunu ivedilikle sorgulayalım.

Sistemimiz ne durumda öncelikle bunu düşünelim.

*

Duygusalız...

Duyguları geçersiz kılmak kişinin kendine olan güvenini yok eder.

Duygularımızı bir kenara itemeyiz.

Duyguları geçersiz kılmak bir insanın gerçek kimliğine yönelik ciddi bir saldırıdır.

Fakat ne yazık ki çoğu kişi her an birbirine duyguları ile zarar vermekte.

Bizi tahammülsüzlükle terbiye etmek isteyenlerin duygularımıza, kişiliğimize ve sevgimize zarar vermesine ramak kaldı.

 

*

“Yollarda, yağmurdaki bir serçe kadar yalnız olmaktan yoruldum.

Ve insanların birbirine kötü davranmasından bıktım.

Her gün dünyada hissettiğim ve duyduğum acılardan bıktım.

Gerçek sirk burada ve biz de eğitilmiş bir avuç fareyiz.

Bir kez daha yaratamadığımızı yok etmeyi başarmıştık.” diyen Stephen King'in romanından uyarlanan sinema filmi ‘Yeşil yol’a ait bu replikler şu kaos ortamında duygularımıza adeta tercüman sanki değil mi?

*

Kısaca millet olarak acılara ve ölümlere tahammülsüzlüğümüzü ve bıkkınlığımızı artık bilmelisiniz.

Bilmelisiniz ki acı ve ölümler kaosu daha da tetikliyor.

Bilmelisiniz ki, kaos kısır döngünün merkezidir.

İşte o merkezde tüm millet acı çekiyor artık.

 

Dip notlar;

 

Vasiyet...

Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye vasiyetini bir hatırlatmak isterim.

“Ey oğul, artık Bey’sin!
Bundan sonra öfke bize, uysallık sana.
Güceniklik bize, gönül almak sana.
Suçlamak bize, katlanmak sana.
Acizlik bize, hoşgörmek sana.
Anlaşmazlıklar bize, adalet sana.
Haksızlık bize, bağışlamak sana…

Ey oğul, sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz.
Şunu da unutma; insanı yaşat ki devlet yaşasın.

Ey oğul, işin ağır, işin çetin, gücün kula bağlı.
Allah yardımcın olsun…
Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın!
Ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarında savrulur gidersin.
Öfken ve nefsin bir olup aklını yener.
Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın!
Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi değildir. 
Bütün bilinmeyenler, feth edilmeyenler, görünmeyenler, ancak sen faziletli ve ahlaklı olursan gün ışığına çıkacaktır.

Ey oğul ! Ananı , atanı say !
Bereket büyüklerle beraberdir.
İnancını kaybedersen, yeşilken çöllere dönersin.
Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma!
Gördüğünü görme! Bildiğini bilme!
Sevildiğin yere sık gidip gelme!

Ey oğul! Üç kişiye acı:
Cahil arasındaki alime, zenginken fakir düşene ve hatırlı iken itibarını kaybedene.

Ey oğul! unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklıysan mücadeleden korkma…”

Varın siz düşünün...

 

Suçluluk duygusu...

 

Suçluluk ve onun getirisi duyguları yüklemek basit.

Önce sözüm kendinden başkasını düşünmeyenlere.

‘Siz kendinizden başkasını düşünmez misiniz’?

Lütfen, ‘ya bizim duygularımız?

Birkaç saniye durun lütfen.

Ve bizim duygularımızı, acılarımızı da düşünebilir misiniz?

Size sesleniyorum güç sahipleri.

Acaba bir saniye durup başkalarının duygularını da düşünebilir misiniz?

Böyle giderse hırsınıza satılacak tüm ruhunuz. Ne var ne yoksa artık, ne kaldıysa...

 

 

Mutlu kalın.

 

Günün sözü;

Barışı korumanın en iyi yolu, savaşa hazır olmaktır. Washington

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@