19.03.2016, 22:00

Takıldım...

Yeter bu kadar, yeter...

Hangi sözle ifade edilebilir tüm acılar...

Ülken için birkaç şey söyle deseler ne diyeceğimizi artık şaşırdık.

Terörü ayrı, cinayeti ayrı, tecavüzü ayrı, şiddeti ayrı, katliamı ayrı bir dert.

Terör yüzünden, kaç çocuk annesiz babasız kaldı?

Kaç ana oğlunu, kızını kaybetti?

Kaç babanın canı yandı?

Hangi ana ve babada var en ufak huzur, mutluluk ve yaşama sevinci.

Ancak mevlam her şeyin hesabına bakar.

Terörle yaşamaya alışmayacağız.

Alıştırılmalara da kapalıyız.

Buna takıldım...

*

 

Bir bomba patlatılıyor, insanlar ölüyor, aileler parçalanıyor, canlar yanıyor.

Sonra bir bakıyoruz kısa sürede gündemden düşüyor.

Sonra tekrar eski düzene dönüş başlıyor...

Kelime cömertiyiz.

İş konuşmaya geldi mi şakıyoruz.

Ancak, iş duygulara geldi mi nedense cimriyiz.

Toplumlar değişti ve tek insanın düşüncesi gibi bir acı yaşanıyor ve hissiyat birden bitebiliyor.

Hissetmez olunuyor artık acı.

Duymaz olunuyor yaşananlar.

Kulak tıkıyorlar her şeye, üç maymun oynanıyor gönüllerde.

Kısaca rutine bindi artık ölümler.

Buna takıldım...

 

 

*

Bir doğa olayı olan sel geldiğinde yıkar geçer, bir bakarsın bir kaç gün sonra her şey biter, insan unutur gider olanları, ağaçları yine keser, yine keser...

Biz insanoğlu anormal durumları artık kanıksadık mı ne?

Kanıksamakla da kalmayıp artık bu rutinin de bir parçası mı olduk?

Hadi parçası olduk diyelim ya da oldurulduk diyelim, artık gündelik yaşamda her eylem olduğunda da ‘yine mi’ diyerek devam mı edeceğiz teknolojinin içinde boğulmaya?

İşte buna takıldım...

*

 

Pişkinliklere takıldım kaldım, çözümsüzlüklere.

Bir kanalda sunucunun haberleri sunarken ölümler sunumunda sanki güzel haber veriyormuş gibi gülümsemesine...

Bir programda karalar içinde yastayız diyerek yine üzgün olduğunu belirten sunucuların aradan beş dakika geçmeden gülüşerek sanki ölümleri hiçe sayışına...

O siyah elbiselerin amaçsız giyilişine, sahte üzülmelere...

Hep aynı kelimelerin birleştiği açıklamalara takıldım...

Suçlamalara, görmeyenlere, görüp de susanlara...

Sözde büyük devletin vatandaşlarına uyarı ile sahip çıktığında diğerlerini yok saymasına...

İnsanlığın çöküşüne takıldım...

Dil, din, ırk, renk, yok diye çırpınıyoruz. Ancak, o masumlar göz göre göre yitip gidiyor ellerimizden.

Nedense yıkılan hep güzel yurdumun masum çocukları oldu işte buna, masumiyetin gidişine takıldım.

 

*

Hayat cenazelerde yakalara takılan fotolar değildir. O fotoğraflardaki gençlerin hayalleri ile oynamak değildir.

Her gün bombaların, savaşın, cenazelerin olumsuzlukları içinde çırpınmak değildir.

Vatan sözcüğü ölüm demek değildir.

İşte buna takıldım....

Her gün birbirini delice avlayan, yiyerek kenera atan insanoğlunun zalimliğine, kimliğine.

Bu coğrafyanın kimliğini kargaşa yapanlara, tarihin tekerrürlüğüne takıldım...

*

Neden mi bu şekilde konuşuyorum, çünkü gözlemliyorum.

Gözlemlerken ise takıldım da takıldım, işte bu olamazlıklara.

Ne güzel söylemiş sevgili Sezen, ‘geçici bu öfke, bu hırs, bu intikam’.

Peki bu geçmesi şart olan öfkenin, hırsın bitmesi için neye ihtiyacımız var?

Tabii ki birleşmeye.

Terörsüz günlere ve sevgiye ihtiyacımız var.

Bir film repliği paylaşmak istiyorum gönlünüze. Der ki Fight Club filminde; "Bizim neslimiz büyük depresyon ya da büyük savaş’ı yaşamadı. Bizim savaşımız ruhsal savaş. Bizim depresyonumuz hayatlarımız.”

Evet bahsettiği belki de umutsuz hayatlarımız.

Kimbilir...

Ancak ben umuyorum.

Hep umuyorum.

Kimbilir ‘yarın’ diye umuyorum.

Belkide ‘yarından yakın’ demek istiyorum...

 

 

Klişe olduk...

Ülkemizdeki bütün olanların, sorunların ardından kulanılan bir sürü klişe cümle var.

Bu klişe cümleleri kullanmak artık öyle bir derine işledi ki, savunma sistemlerimiz haline geldi.

İşte o klişe, alışılagelmiş cümlelerden birkaçı;

“Her işte bir hayır vardır...

Her şeyin bir sebebi vardır...

Zaman bütün yaralara ilaçtır...

Hayatın içinde mutluluk da vardır, acı da”...

Çevrelendik ve çevreleniyoruz bu tip kelime oyunlarıyla.

Bu kelimeleri biz gündelik yaşamda kullanıyoruz herhangi bir olumsuzluk anında ki, olumsuzluğu unutmak ve durumu pozitife kanalize etmek için.

Ancak bu kelimeler gün geçtikçe toplumsal olayların içine işlemeye de başladı.

En büyük örneği büyük bir olaydan sonra, ‘zaman bütün yaralara ilaçtır’ gibi cümleler kurup kişiyi beklemeye zorlamak, yine zaman kazanmaktır.İşte bu çözümsüzlüktür.

Evet zaman herşeye ilaçtır ve her derde de devadır. Böyle öğrendik.Fakat siz çözümü atın kenera sonra da suçsuz zamana atın topu.

Olmaz.

Zamanın ilaç olması için önce ilaca zemin gerek...

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Bir camide tam namaz kılınıyorken eli bıçaklı bir adam camiye dalmış ve; ‘içinizde kim müslüman’ demiş.
Hiçkimseden çıt çıkmamış.

Aradan yaşlı bir adam çıkıp ‘ben’ demez mi...

Eli bıçaklı adam yaşlı adamı alıp dışarı çıkartmış ve 'amca bu kurbanları keser misin?' demiş. 

Adam tamam demiş ve başlamış kesmeye. 
Yaşlı adam bir hayli kurban kestikten sonra,’yoruldum ben başka birisi kessin’ demiş ve bırakmış.
Çaresiz kalan adam elindeki kanlı bıçakla camiye tekrar girmiş ve aynı soruyu sormuş. 
‘İçinizde kim müslüman’ diye.

Herkes imama bakmış; 
İmam çaresiz bakanlara dönüp demez mi; ‘iki rekat namaz kıldık diye müslüman mı oldunuz’?

 

Günün sözü;
 

Allahım,

Mal verdiğin zaman saadetimi, 
Kuvvet verdiğin zaman aklımı, 
İktidar verdiğin zaman basiretimi, 
Bela verdiğin zaman imanımı, 
Nimet verdiğin zaman mertliğimi, 
Güzeli verdiğin zaman iffetimi,

Zorluk verdiğin zaman sabrımı, benden alma yarabbim… Bektaşi duası…

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@