21.11.2014, 22:00

Tarihi kokladık...

Geçtiğimiz hafta İzmir’de bulunan Konsolosluk Erkanı ile İzmir’in merkez ilçesi Konak’ın tarihi semti Basmane'yi, Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş’ın daveti üzerine gezdik.

Tarihi ve kültürel değerleri gün yüzüne çıkarmak adına gezdik...

Ülkemizdeki yabancıların kültürümüzü tanıması adına gezdik...

Fahri Konsoloslar Birliği Başkanı ve Ürdün İzmir Fahri Konsolosu Ömer Kaplan, Yunanistan'ın İzmir Başkonsolosu Theodore Tsakiris, Çin Başkonsolosu Su Gaochao, İtalya ve Almanya Konsolosluk yetkilileri, Malta, Slovakya, Şili, Hırvatistan, Bangladeş, Fas, Belarus ve Polonya Fahri Konsolosları, Dışişleri Bakanlığı İzmir Temsilcisi Büyükelçi Serpil Alpman ile gezdik, inceledik...

‘İzmir’imizin nasıl da kültürü kucaklayan bir şehir olduğunu bir kez daha gördük ve yaşadık...

 

*

Binlerce yıllık geçmişe sahip Basmane’deki dini ve tarihi yapıları gördük...

Kent Gözlemcisi ve Yazar Orhan Beşikçi, Araştırmacı İlhan Pınar ve Film Yapımcısı Nesim Bencoya’nın anlatımları eşliğinde Basmane’nin gerçeğini bildik...

Tarihi semtimizin içini, dışını, gizliliğini yaşadık...

Karış karış gezdik...

İnançları kucakladık...

Nasıl mı?

Tarihi koklayarak...

*

Tarihin içine girdiğimiz bu bir kaç saat içinde ne gördük?

‘‘Neden ilgisizlik hakim güzel ‘İzmir’imde?

Neden bir boşvermezlik ve bırakılmışlık var?

Neden inanç turizmi hep göz ardı edilmiş?

8 bin 500 yıllık geçmişe sahip İzmir’in tarihi zenginlikleri neden bilinmez ve sahipsizdir?’’ Gerçeğini gördük...

Sorular çok...

Cevaplar aynı...

Bunu gördük...

*

 

Osmanlı’dan kalma çok sayıda hamam, sebil ve konağı gezdik...

Tarihi semtimizin çekiciliğini daha yakından tanıdık...

Anafartalar Caddesi’ndeki Tarihi Emniyet Oteli, Hatuniye ve Hasan Hoca Camilerini gezerken, tarihi yapıları incelerken nasıl da eskiyi hemen siliverdiğimizi gördük...

İzmir’e İspanya’dan göç etmiş Yahudilerin bir dönem yaşadığı, birden çok haneye ev sahipliği yapan ‘kortijolar’ oldukça terkedilmiş...

Bunu gördük...

Aslında inaç turizmi ile tekrar canlandırıldığında kültürlerin mozaiğini hep birlikte yaşayabiliriz bunu gördük...

Yaklaşık beş saat süren gezide tarihimizi nasıl geriye attığımızı, ancak büyük zenginliğimizin hep var olacağını gördük...

 

*

Peki, kim biliyor İzmir’de kortijoları?

Tek haneden oluşan ortak kullanım alanı olan bu ‘kortijolar’da acaba nasıl hayatlar yaşandı?

Sinagog, havra, cami ve hanlarımız bizim geçmişimiz değil mi?

Geçmişi inkar bizi geleceğe taşıyabilir mi?

Hayır...

Bu nedenle İzmir inanç turizminin merkezi olmalı...

Bu tarihi yapılar kent kültürüne kazandırılmalı...

Namazgah, Agora ve Kapılar gibi Basmane’nin diğer tarihi bölgeleri, mezbelelik alanlardan turizmin merkezi haline nasıl getirilebilir bunun üzerinde çalışılmalı...

*

İşte bizim geçmişimiz...

İzmirde ‘Süt Veren Tanrı Anne Dua Evi’ ni kim biliyor?

Restorasyonu Konak Belediyesi’nce yaptırılan tünelli eve kim gitti gördü?

Her adımda geçmişin izlerini taşıyan kentimizde gezilecek tek yer Konak, Alsancak mı?

Atatürk’ün eşi Latife Hanım’ın dedesi Sadık Bey’in mezarının da bulunduğu ‘Emir Sultan Hazretleri Türbesi’ni kim biliyor?

Çok güzel bir sürü sinegog var neredeler biliyor musunuz?

Kapılar semtindeki Agios Voukolos Kilisesi’ni bilen var mı?

Mezarlıkbaşı’nda cami ve havra karşı karşıya gördünüz mü?

Nasıl bir anlayış ve düzen görebiliyor musunuz?

Peki, 8 bin 500 yıllık geçmişimiz nerede gizli?

İzmir’in tarihi zenginliklerini neden çarçur ediyoruz?

*

İzmir’in gizli hazineleri var dostlar...

Var ve bilinmiyorlar...

Bu zenginlikleri daha çok kişi öğrenmeli...

Binlerce yıllık geçmişe sahip tarihi semtimiz neden inanç turizminin de merkezi olmasın ki?

Üç büyük dini kucaklamış kültürümüz var bizim...

İbadethanelerimiz iç içe...

Biz iç içeyiz...

Camiler, havralar, kiliseler hepsi iç içe…

Bizans ve Roma kültürü iç içe...

İşte farkımız...

Demokratlığımız...

Güzelliğimiz...

Kozmopolitliğimiz...

*

Eski tarihimizi ve mirasımızı görmek çok güzeldi...

Bu geziyi düzenleyen Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş'a bir kez daha teşekkür ediyorum... Kendi adına mozaikliğe sahip çıkması beni duygulandırdı...

Keyif almamız yanında, burukluğum içimi de çok acıttı bu gerçek...

Bazen millet olarak bu umursamazlık, bu vurdumduymazlık ve herşeyi mahvetme özelliğimizi nereden aldık çok merak ediyorum...

 

 

Dip notlar;

 

Masum mahkumlara selam…

Anne çocuk iletişimini güçlendirmek için başlatılan ‘masum mahkumlar projesi’ vardı geçtiğimiz yıllarda...

Küçük çaplarda devam etse de, sonra unutuldu gitti...

Kısa bir not vereyim...

Biliyor musunuz ki; cezaevlerinde çocuklarıyla ( 0 -6 yaş) birlikte yaşayan annelerin sayısı 479…

Beş yaşındaki bir çocuğun gözüyle kadınlar hapishanesinin ve sevginin öyküsüdür anlatılan ‘Uçurtmayı vurmasınlar’ filmi hatırlarsınız…

Dört duvar arasında kalan küçük bebelerimizin ne suçu var peki?

Unutmayalım ki; önemli olan insani değerleri sürekli kılabilmek…

Türkiye’deki şartların daha çok, hep daha çok iyileştirilmesi dileğimle…

Biz burdan ‘Küçük adımlar’a selam diyoruz...

Bu konuda ki amacı bir kez daha hatırlatıyoruz...

Kadının ihtiyaçlarını dikkate alan kadın odaklı bir tutukevi modeli oluşturmak…

Bu unutulmasın lütfen...

 

Çocuklarda orta kulak iltihabına dikkat…

Bu aylarda sık sık karşımıza çıkan bir rahatsızlık var... Orta kulak iltihabı…

Özellikle de çocuklarımızı rahatsız eden üst solunum yolları rahatsızlıklarının başında geliyor…

Şayet çocuğunuzda zonklayıcı tarzda şiddetli ağrı, ateş, konuşmaları duymada zorluk, bazen bir veya iki saniye süren ağrılar oluyorsa dikkat edin...

Şu dönemlerde antibiyotik tedavisi çok kullanılsa da, daha önceden önlem almak ‘gereksiz antibiyotik’ kullanımını geri plana itecektir...

Bu nedenle belli dönemlerde oluşan hastalıkları önceden tesbit etmek çok önemlidir...

Ve bilmelisiniz ki orta kulak iltihabı tedavi edilmediği taktirde kronikleşebilir ve işitme kaybına yol açtığı gibi, beyin zarı iltihapları gibi ciddi bir çok rahatsızlığa da yol açabilir… Bu nedenle, bu aylarda orta kulak iltihabının arttığını kulak ardı etmeyin...

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Temel okuldan eve gelir. Babası günün nasıl geçtiğini sorar.

Temel:
-Babacuğum otopüste gelurken biri duşti, herkes güldi ben gülmedum.
-Aferun uşagum sana. Peki, kim duşti?
-Ben duştum…

Günün sözü;

Bildiğim tek sanat şudur: Beğenmemek. Lord Byron

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@