Tarım insanlık tarihi kadar eski diyoruz değil mi?

Tarih boyunca insanın olduğu her yerde her an bir tarım ve gıda faaliyeti oluyor mutlaka. Yüzyıllar geçiyor ve tarım hep insanlıkla kol kola ilerliyor. İlkel insandan günümüze hep birlikte. Yıllar ilerledikçe tarımda da değişiklikler oluyor. Yıllar boyunca çevreye zarar vermeyen (ya da biz o şekilde düşünüyoruz) tarım son zamanlarda çevreye de farklı etkiler yapar oldu. Artan nüfus, değişen beklentiler, gelişen teknoloji, farklılaşan koşullar, ağır maliyetler tarım üstünde farklı baskıla oluşturur durumda. Bu farklılıklar da ister istemez çevreye de farklı etkiler yapmaya başladı. Tarih boyunca doğaya zarar vermeyen çevreci tarım birden doğaya zarar verir (biz insanlar sayesinde) hale geliverdi. Tüm gelişmeler ve değişimler doğal ortamı da bozmaya ve çevresel sıkıntılar yaşatmaya başladı.

Politik nedenler, güç dengeleri, israf, bencillik zaten dünyanın pek çok yerinde açlığı insanlarla yüzleştirmiş durumdayken; Pandemi koşulları ile gelişmiş ülkelerdeki insanlara bile “Aç mı kalacağız” korkusunu yaşatıverdi.

Çok ciddi bir şekilde artan dünya nüfusu da tarım alanları üstüne de baskı kurdu.

Daha çok üret, daha çok üret hep daha çok…

Yok olan, çoraklaşan, verimsizleşen topraklar üstünde, bu çok üretme isteği ve ihtiyacı insanların farklı yollara da girmesine neden oldu.

Küçük alandan çok üretme.

Durum küçük alandan çok üretmek olunca işin içine tarıma etki eden dış unsurlar, yapay unsurlar, doğal ortamı bozan bir etmen olarak karşımıza çıktı.

Toprağı, çevreyi, bitki örtüsünü, hayvan varlığını, iklimi etkilemeye başlayıverdi.

Toprağa verilen kimyevi gübreler bilinçsizce gereğinden fazla verildikçe, bitkileri hastalık ve zararlılardan kurtaran kimyasal ilaçlar bilinçsizce gereğinden fazla atıldıkça, bilinçsizce ormanlar, bitkiler ve hayvanlar yok edildikçe, hoyratça gereğinden fazla su kullanıldıkça, kullanılan kimyasal ilaç ve gübrelerin ambalajları poşetleri etrafa bilinçsizce atıldıkça, gereksiz yere toprak işleme yapıldıkça, hayvancılıkta bilinçsizce uygulamalar yapıldıkça doğa anaya da zarar verir olduk.

Bu noktada aslında tarım mı çevre düşmanı yoksa tarımı yapan insanlar mı çevre düşmanı diye düşünelim istiyorum.

Tüm bu tarımsal üretim aşamalarında tarım ve gıda sanayi kuruluşlarında meydana gelen atıklar da eklenince gerisini siz düşünün.

Maalesef eğitim ve bilinç artmadıkça, bilime dayalı yol almadıkça, geçmişi öğrenmedikçe, gelişmeleri takip edip okumadıkça ve “Dünya Anamız”ı kaybedebileceğimiz korkusunu yaşamadıkça tarımın çevreci olması imkansız.

Şunu unutmayalım; toprağımız da, suyumuz da, havamız da tehlikede ve bunları kurtarabilmek bizlerin ellerinde.