2021 yılını geride bıraktık. Yılın bu ilk yazısında, bir tarım yazarı olarak geçen yılı değerlendirmek istedim. 

Geçen yıl tarımdaki önemli gündem maddelerini pandemi, döviz kurlarındaki aşırı oynaklıklar, akaryakıt fiyatlarının aşırı yükselişi ve yapılan ithalatlar oluşturdu. Hele ithalatlar insanın içini acıtıyor. Bundan sadece 40 yıl önce Türkiye gıda üretiminde kendi kendine yeten bir ülkeyken, şimdilerde ithal edilmedik ürün bulunmuyor. Türkiye bu anlamda tarım toprakları olmayan bir ülke sanki. Neden bu hale geldik varın siz düşünedurun, ileriki yazılarda bunu da anlatacağım. 

MALİYET BASKISI

Geçen yıl, artan dövizle birlikte yükselen ancak döviz düştüğünde azalmayan gübre, ilaç, tohum, yem, mazot gibi girdilerle çiftçilerin maliyetleri aşırı yükseldi. Üre adı verilen gübre bir yılda üç kat, süt yemi iki kat, mazot yüzde 65 oranında arttı. Bunun karşılığında üretici fiyatları aynı oranda artmadı. Dolayısıyla geçen yıl çiftçilerin maliyetlerle uğraşma yılı oldu ve daha da fakirleştiler. Hatta korona bile gündemlerinden düştü, kimseler bahsetmez oldu.

Köylüler tarla-bahçe-ahır-ağıl ve seralardan yetiştirdiklerini ucuza satarlarken, benim gibi tüketiciler pazar-manav-market ve kasaplardan ucuza alamadılar. Yani köylüler daha da fakirleşirken alım güçleri düşen tüketiciler artan fiyatlar karşısında daha az tüketmeye başladılar. Daha çoğa gereksinim duyduklarında bilmeden ucuz ama hileli gıdalar satın aldılar. 

ÇEVREYİ-TARIM ALANLARINI KORUMA

Köylüler geçen yıl sadece maliyetlerle boğuşmadılar. Yüksek maliyetlerin yanı sıra taş-maden-linyit ocakları ile jeotermal enerji santralleri, yangınlar ve inşaatlarla da uğraşmak durumunda kaldılar. Köylüler ve çevreciler bazen bunları engellerlerken, bazen de başarısız oldular. Uğraştıkları ana gündem maddesi mahkemelerden “ÇED gerekli” kararı alabilmek idi. 

İKLİM KRİZİNİ DERİNLEŞTİRDİ

Kırsaldaki böyle yapılaşmalar ve fosil yakıt temelli santraller ülkede iklim değişikliğinin etkilerinin daha da artmasına neden oldu. Böyle yapılar marifetiyle tarım alanlarının ve ormanların daralması oksijen salınımını azaltırken, havaya verilen karbondioksit oranını arttırdı. Bu da sera gazı etkisi yaratarak iklim değişikliğinin etkisinin artmasına neden oldu. Ardından aşırı yağışlar, seller, dolu yağışları, kuraklık, yangınlar, bitki ve hayvan hastalıklarında artışlar meydana geldi.

Hastalıklar verimin azalmasına, hastalıklar nedeniyle fazla ilaç kullanımı da maliyetlerin artmasına neden olurken, gıda güvenliği de ortadan kalktı.

KOOPERATİFLEŞME

Bütün bu olumsuzlukların bertaraf edilme oranı ile ülkedeki kooperatifleşme oranı birbiriyle doğru orantılı. Kooperatifleşme hem maliyetlerin azaltılması hem ürünlerin maliyetlerin üzerinde satılması hem gıda güvenliğinin sağlanması hem de iklim değişikliği ile mücadele edilmesi anlamında çok kıymetli. 

Kooperatifleşme konusunda kıpırdanmalar olmakla birlikte Türkiye bu konuda bütüncül bir ivmeyi maalesef yakalayamadı. Yeni kooperatifler kuruldu ancak bunların yaygın etkisi görülemedi. Çünkü kurulanların çoğunluğu ya cinsiyet temelli ya da tüketim temelliydi. Halbuki kırsalda, ilçe bazlı üretim kooperatifleri ile illerde tüketim kooperatifleri anca bu ivmeyi yakalayabilirdi.  

Biz uyaralım ve böylece bu yıl dediklerimizin gerçekleşmesini umalım…