02.07.2017, 05:23

Tarımda seferberlik olmalı…

Tarım iflas etti mi?

Tam ortasında bana göre.

Çiftçi Sen’den geçtiğimiz aylarda açıklanan 2016 yılı tarım raporu bize bazı şeyleri daha iyi bir şekilde gösterdi.

Yer alan raporda tarım ve çiftçilerle ilgili veriler büyük dikkat çekici.

*

Etrafıma, pazarlara daha farklı gözle baktım son günlerde.

Ve bizim tarım anlayışımız çok alt düzeyde diye düşünmeme sebep oldu. Bizim tarımla ilgili anlayışımız iflas ettiyse şayet, değerlendirmemiz gereken çok şey var.

*

Yılbaşlarında veya bahar aylarında açıklanan bu rapora göre 2016 yılı, çiftçiler için iyi geçmedi, hepimiz biliyoruz.

2016, 'tarımda iflasın ilan edildiği yıl' ise hepimizin gözleri 2017 yılının değerlendirmesine çevrili. O nedenle bol ürün alınan bu yaz dönemi çok değerli.

*

“Anadolu, dünyanın en kadim tarım ve hayvancılık coğrafyası ancak nasıl bu şekilde olmamız gereken yerde değiliz.”

Bunu düşünmeliyiz.

Topraklarımız var, ama değerlendirme yok.

Hayvanlarımız, meralarımız çok.

Ancak et fiyatı el yakıyor.

Bunun yanında bir de ithal ediyoruz.

*

Kısaca tarımda ve hayvancılıkta çiftçide bir mutsuzluk hâkim.

Tarımın küçülmesi, hatta eyleme geçmesi uzun zamandır planlanmış gibi tıkır tıkır ilerliyor.

Yüzde 7.7 küçülen tarımımız bakalım daha nasıl küçültülecek?

Ne gibi yaptırımlarla?

*

İthalat arttı.

Düşünün 1.1 milyar dolara 4.7 milyon ton, hububat ithal ettik biz.

342 milyon dolara 414 bin ton kurubaklagil ithal ettik biz.

Kısaca, 2016'da bizde hızla tükenen veya fahiş fiyat konulan nohut, mercimek, kuru fasulye ithal ettik biz.

Kazanan, Kanada, Meksika, ABD ve Etiyopya oldu.

*

750 bin ton pamuk üretip, 790 bin ton ithal ettik. Pamuğa 1.2 milyar dolar ödedik.

Yağlı tohuma 1.3 milyar dolar.

Bitkisel ham yağa 1.4 milyar dolar.

Küspeye 384 milyon dolar.

İşte sonuçlar bunlar. Bizden çıkan 14.3 milyar dolar.

*

 

365 bin ton mercimek üretip, 289 bin ton ithal ettik.

Buğdayda üretim 20.6 milyon ton buğday üreten biz, ithalata 3.9 milyon ton ayırdık.

İşte dengesizlik budur.

2016 yılında bu kadar dolarlık tarım ve gıda ürünü ithal edilmesinin ana sebebi nedir?

Ülkemiz neden üretim ve ithalat dengesini kuramadı önce bu sorgulanmalı.

*

 

Başka bir dengesizlik ise çiftçiye yardım olsun diye gübre ve yemde katma değer vergisini indirmek ile oldu. Akabinde yem ve gübre şirketleri hemen zam yaptı.

Nasıl yarar sağlanacak?

Zaten çiftçi mecbur bırakıldı zamanında bu gübre ve yeme.

Bu ne demek?

Çiftçi KDV indiriminden yararlanamadı, şirketlere iş yaradı demek.

*

Gelelim çiğ süt işini yapan çiftçiye.

Çiğ süt fiyatları 2014'ten bu yana artmıyor. Piyasa düzenlenemiyor.

Sonra da olan oldu ve süt tozu kazandı. Sütten istediği verimi alamayan üretici de gün geldi, anaç hayvanlarını kesime gönderdi…

Bir kısırdöngü.

 

*

Ülkemizin başka el attığı konu canlı hayvan ithalatı. Danalar, düveler, koyunlar, keçiler.

Kısaca 2016’da ithal edilen hayvan sayısı 670 bine ulaştı. Bakalım 2017 yılı değerlendirmesi ne âlemde olacak.

 

*

Asıl atlamamamız gereken konu doların yükselerek fiyatları otomatik artırması.

Bu kadar dışa bağımlılık gün gelir bizi zora sokar.

Ancak sürekli tarımsal girdilerde dışa bağımlılık durumumuz artırılıyor.

Mazotu, gübresi, ilacı hep dolarla.

 

*

Bir de ‘destek’durumunu ele alalım isterseniz.

Bu kadar alım bir de destek ister.

Ama tam tersi oldu 2016 yılında tarıma 11.6 milyar lira destek verilirken de bazı destekler ise kaldırıldı, bazı destek oranları da düşürüldü.

Hububatlara destek yerinde saydı vs vs…

Örnek çok.

*

Ancak.

Tüm bunlar politika getirisi iken en büyük adım ise tohum şirketleri için.

2018 yılından itibaren tohum sertifikası çiftçiği bağlayacak. Tohum şirketlerine mahkûm edecek.

Gıda elden gidecek.

Bu demek, tarım daha da bitti demek.

Bu demek, tamamen dışa bağımlı olmamız demek.

Bu demek, yeni sayfalar demek.

*

 

Yasaklar, ilaç kalıntıları, ürünlerin geri gelmesi çiftçilerimizin belini büktü. İhracat yapılamadığı için kaybımız sadece domateste 74 milyon dolar.

Her adım şu an tarım için iyileştirme değil, yerinde sayma artık.

Unutmayalım ki, kimyasallar tarımın bugününü etkiliyor, ancak yarınını daha da çok etkiliyor.

Tehdit bitmeyecek.

Tohum ve ilaç birlikte ise, tehdit hiç bitmeyecek.

*

Bu nedenle ülkemiz için, topraklarımız için, Anadolu’nun verimi için, tohumlarımız için, tarım örgütleri, devlet, sendikalar ve toplum birlik olmalı.

Gıdamızı başka ellere teslim etmemeli ve egemenliği tohum şirketlerine vermemeliyiz.

*

Lütfen gözünüzü açın!

Genetik erozyon artıyor. Pür dikkat bakın olanlara.

Birkaç güçlü şirket tarafından besin zincirlerinin nasıl kontrol edildiğini görün.

Kontrol için tarımın hedef alındığını görün.

Ve o kontrol altında ezilmeyin.

İthalat sopasını belinize vurdurtmayın.

Fırsatçılara aman vermeyin.

Bu ülkemizin geleceği, yarınları için şart.

Tarım da seferberlik yapmak artık şart.

 

*

Dip notlar;

 

Bağımlı tarım…

Bizim ülkemizde 70 üniversitemiz, 30 ziraat fakültemiz, tarım araştırma enstitülerimiz var. Bunun yanında 10 bin işsiz ziraat mühendisimiz var. Veya ziraat fakültesini bitiren ancak, memur, öğretmen olan, tarımla iç içe olmak istemeyen onca insan da var.

Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı'nda çalışan 115 bin kişi içinde biz nasıl olur da dışarıdan medet umarız.

Nasıl olur da bağımlılıkta sınır tanımayız?

Bu kadar okul, bu kadar mühendisimiz var iken ülkemiz hala neden bağımlı?

Ve daha da önemlisi, tarımda dışa bağımlılığımızın nedenini sorgulamayan kişiler bazı şeylere göz yumandır.

Biyoteknoloji devlerinin egemenliğini durdurmayandır.

Köleliği isteyendir.

Teşvik edilen mono kültür tarımın içinde yok olandır.

 

 

 

Yöresel ürünler karmaşası…

 

Bir bakıyorsunuz her yer panayır…

Tüm yöresel ürünlerin satıldığı yerlerden, pazarlardan, günlerden bahsediyorum. Bu panayır havası yıllardır aynı ölçüde. Bir gelişim yok.

Elinde sarması, böreği derken iş sadece ticaret kafasıyla işler oldu.

Gerçek yöresel ürünler artık yok. Çünkü değersizleşti.

Her mahallede, köşe başında yöresel ürün satıyorum diyerek ‘hal’den aldığı hormonlu ürünü bize yediren var.

Yöresel ürünler sergisi, pazarı veya günleri adı altında yapılan ticari olguların düzgün, doğru yapılabilmesi şart.

Ayrımın iyi yapılabilmesi şart.

Bu etkinlikler iyi hoş güzel de, denetimi şart.

Çünkü hepimiz biliyoruz ki ülkemizde denetim mekanizması doğru çalışmaz.

Bizde üçkâğıtçılık diz boyudur.

Keşke iyi çalışmış olsaydı da, biz de kafamızda bu sorularla uğraşmasaydık.

Kısaca biz güvenmek istiyoruz.

Gerçekten yöresel ürün görmek ve tatmak istiyoruz.

Biz inanalım, bilelim, kandırılmayalım istiyoruz.

Saflığımızla oynanmasın istiyoruz.

Mutlu kalın…

 

 

Fıkra;

Temel ormanda ağaç kesiyormuş, o sırada çevreciler de ormanda yürüyüşe çıkmışlar, Temel'i bu vaziyette görünce bir güzel pataklamışlar...

Temel üstü başı perişan halde köye dönerken Dursun'a rastlamış.

Dursun;

-Ula Temel bu ne hal böyle? diye sormuş,

Temel de anlatmış;

-Ormanda ağaç keseydum, birden kalabaluk pir grup Doğan'ın yengesini bozmişum diye dövdü peni, halbuki ne Doğan'ı taniyruuum, ne de yengesuni...

 

 

Günün sözü;

İnsanlar çok değişti; dikkat etmek lazım. Biriyle el sıkıştıktan sonra, beşi de yerinde mi diye parmaklarını saymak zorundasın… Lev Tolstoy

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@